Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net
|
Kitaplarımdan seçmeler... Amazon'da kitaplarım



|
| ÇANAKKALE 1915’TE DOĞAN ATATÜRK VE TÜRKLÜK BİLİNCİ |
|
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:
|
 |
Çanakkale’de kazanılan zaferler Alman emir ve kumandasının değil, Türk erinin cevherini kavrayabilmiş Türk komutanlarının eseridir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1916) |
ÇANAKKALE 1915’TE DOĞAN ATATÜRK VE TÜRKLÜK BİLİNCİ” KİTABIM
10 Temmuz 2026’da Amazon Yayını olarak çıkan bu son kitabım; yarım asra yaklaşan yazı hayatımın düşünsel bir muhasebesi ve aynı zamanda tarih karşısında duyduğum sorumluluğun ifadesidir.
Bu bir hatıra kitabı değildir. Bir nostalji çalışması değildir. Bir hamaset metni hiç değildir. Bu kitap bir tarihi hesaplaşmadır.
Yetmiş dokuz yıllık bir ömrün içinden süzülerek gelen kırk sekiz kitap ve binlerce makale ile hep şu soruya cevap aradım; Bir millet hafızasını kaybedince ayakta kalabilir mi?
Çanakkale 1915 Savaşı ve sonuçları üzerindeki bu çalışma, işte bu sorunun cevabını vermektedir.
Çünkü Çanakkale 1915, doğru anlaşılmadıkça Atatürk, Türklük ve Türkiye doğru anlaşılamaz.
Aradan bir asırdan fazla zaman geçti. 1915 Çanakkale'sini hâlâ şiirlerde, romanlarda, şarkılarda, türkülerde ve hatıralarda yaşatıyoruz. Çok sık olarak “Çanakkale Ruhundan" söz ediyoruz. Duygulanıyoruz. Fakat çoğu zaman şu soruyu ihmal ediyoruz;
O ruh hangi bilinçten doğdu? İşte bu bilincin nasıl oluştuğunu mutlaka bilmek zorundayız. Bu nedenle kitabın ismini koyarken özellikle “Ruh” yerine “Bilinç” kavramını tercih ettim.
Biliyoruz ki ruh, doğal olarak insanın yapısında vardır. Toplumsal bir heyecanı anlatır. Bilinç ise o heyecanın akıl, irade ve tarihsel analizle kalıcı hâle gelmesidir. Ruhun devamlılık kazanmasıdır.
Ruh fedakârlık doğurur. Bilinç medeniyet kurar. Ruh anlıktır. Değişebilir. Bilinç süreklidir. Kalıcıdır.
1915’te Çanakkale’de yaşananlar yalnızca askerî bir savaş başarısı değildir. İki yıl önce Balkan Harbi esnasında çok ağır bir yenilgi yaşamış olan bir ordunun, kısa sürede dünyanın en güçlü donanmaları ve ordularına karşı direnebilmesi; çok basit bir moral toparlanma ile asla açıklanamaz. Bu dönüşüm, tamamen zihinsel ve kimliksel olarak bir yeniden yapılanmanın doğal sonucudur.
Çanakkale 1915 Savaşlarında yalnızca vatan toprakları savunulmamıştır. O topraklarda kaybolmuş bir milli özgüven yeniden inşa edilmiştir.
Ve orada tarih sahnesine bir lider çıkmıştır; O lider yüzyıl sonra Türk milletine ve dünya insanlığına fikir, düşünce ve uygulamaları ile hâlâ ışık tutup, yol gösteren Mustafa Kemal’dir.
Arıburnu’nda uyguladığı inisiyatif, Anafartalar Savaşındaki stratejik kararlılığı; askerî taktik başarının ötesinde tam bir liderlik bilincinin tezahürüdür.
Çanakkale 1915, ileride Türk Milleti’nin mucizevi Kurtuluş Mücadelesini yönetecek olan iradenin ilk büyük sınavıdır. Sınav çok iyi verilmiştir. Bu yüzden Çanakkale 1915, Cumhuriyetimizin sadece askerî açıdan değil; zihinsel açıdan da büyük kazanımıdır.
Aynı zamanda bu savaş, Osmanlı Devletini kuran irade olmasına rağmen imparatorluk bünyesinde uzun süre geri planda kalmış olan Türk kimliğinin tarih sahnesinde yeniden görünür hâle geldiği bir muhteşem eşiktir. Ordu-Millet Türklerin asker evladı Mehmetçiğin şahsında ortaya çıkan olağanüstü bir direnç, yalnızca askerî bir refleks değildir. Tarihsel bir kimlik bilincinin dışa vurumudur.
İşte bu bilinç, birkaç yıl sonra Anadolu’da başlayacak Millî Mücadele hareketinin psikolojik ve sosyolojik zeminini hazırlamıştır. Dolayısıyla Çanakkale 1915’i anlayıp kavramak yalnızca 1915’i değil; 1923’ü ve günümüz Türkiye'sini de anlamaktır.
Tarihsel bilincin eğitimle nasıl inşa edildiği meselesi burada önem kazanmaktadır. Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasında yaşadığı Atom Bombası yıkımını eğitimle kolektif bir milli bilinç üretimine dönüştürmesi dikkat çekicidir. Eğitim sisteminde hem teknolojik başarılarını hem de Hiroşima ve Nagasaki yıkım felaketini canlı tutarak tarihleri ile gelecek yaşamları arasında bilinçli bir bağ kurmuşlardır.
Türk eğitimcilerle yapılan bir görüşmede Japon yetkilinin şu ifadesi anlamlıdır; “Sizin Hiroşima’nız yok belki, ama pek çok Hiroşima ve Nagasaki örneğine bedel Çanakkale 1915 zaferiniz var.”
Bu cümle, tarihsel tecrübenin yalnızca anılmak için değil, bilinç üretmek için var olduğunu hatırlatır. Ne var ki Çanakkale çoğu zaman törensel bir hatıra düzeyinde kalmıştır ve sistemli bir bilinç inşasına dönüştürülememiştir. Halbuki Çanakkale 1915, sadece geçmişe ait bir zafer değildir; geleceğe dair çok ciddi bir sorumluluk anlayışıdır.
Bu eser şu soruların cevaplarının peşindedir; - Çanakkale 1915 Savaşı, Mustafa Kemal’in liderlik formasyonunu nasıl şekillendirmiştir? - Balkan bozgunundan Çanakkale direnişine uzanan dönüşümün zihinsel dinamikleri nelerdir? - Çanakkale’de oluşan bilinç, Millî Mücadele’nin ideolojik ve sosyolojik altyapısını nasıl hazırlamıştır? - Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin tarihsel kökleri hangi tecrübeye dayanmaktadır?
Burada ispatlamaya çalıştığım iddiam şudur; Çanakkale Bilinci, Atatürkçü Düşünce’nin tarihteki kökü ve mayasıdır. Ve bu bilinç, Türk milletinin tam bağımsızlık iradesinin en berrak ifadesidir.
Bugün küresel ölçekte milli kimlik aşınmasının, kültürel savrulmanın ve tarihsel kopuşların yaşandığı bir çağda bulunmaktayız. Böyle bir dönemde biz Çanakkale’yi yalnızca duygusal bir destan olarak değil; akılcı, analitik ve tarihsel bir bilinç kaynağı olarak yeniden okumak zorundayız.
Çünkü bilinçsiz bir hatıra, nostaljiye dönüşür. Bilinçli bir hafıza ise geleceği inşa eden güçtür.
Bu eser geçmişe övgü değil; milletimiz için geleceğe sorumluluk çağrısıdır. Eğer biz milletçe Çanakkale 1915’i doğru anlarsak, Cumhuriyetimizin anlamını da doğru kavrarız. Eğer o bilinci koruyabilirsek Türkiye’nin yarınlarını da sağlam temeller üzerine kurabiliriz.
Ben inanıyorum ki Çanakkale’de doğan bilinci yaşatabildiğimiz sürece Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza kadar yaşayacaktır.
Bu kitabı yazarken muradım bir askeri zaferi yüceltmek değildi. Amacım, o zaferin yarattığı milli bilinci yeni nesillere emanet etmekti. Çünkü biliyorum ki milletler savaş meydanlarında değil, hafızalarını kaybettiklerinde yenilirler. Çanakkale’de kazanılan yalnızca bir askeri cephe zaferi değildir; bir milletin kendi varlığını sahiplenip sonsuza kadar sürdürme iradesidir. Eğer gelecek kuşaklar bu bilinci diri tutarlarsa, tarih onları taçlandıracaktır. Eğer unuturlarsa, bu defa tarih onları yargılayacaktır.
Benim neslimin görüp anladığı Çanakkale 1915 budur. Ve bu yazarlık yaşamının son eseri de o anlayışın gelecek nesillere bırakılmış mütevazı, fakat bilinçli bir emanetidir.
Dr. Tahir Tamer Kumkale 11 Temmuz 2026 Cumartesi |
|
|