12 EYLÜL 2024 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR VE SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM............

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Dr. Üzeyir Garih cinayeti (2)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 5 Eylül 2001 Çarşamba 

Bugün 5 Eylül 2001 Çarşamba. Menfur Üzeyir Garih cinayetinin üzerinden birbirinden büyük ve cevaplanamayan sorularla dolu tam onbir gün geçti. 65 Milyon tek vücut halinde nefesimizi tuttuk. Bütün kurum ve kuruluşlarımız ile bu cinayete odaklandık.Olayın esrarı devam ediyor. Katil bulundu... Bulunuyor... Bulunacak... gibi varsayımlar birbiri peşisıra resmi ve gayriresmi bütün ağızlardan açıklanıyor. Basınımız konuyu gündemde tutma konusunda hayli başarılı.Fakat sonuç uzun bir süre ile adeta koca bir sıfır. Cinayetten bir kaç saat sonra ortaya atılan 'olayın çözüldüğü ve katilin yakalandığı' haberleri zaman içinde değerini yitirerek arkasında sorular bırakarak kayboluyor. Buz üzerine yazılan yazılar gibi geriye hiçbir şey kalmıyor.Sonunda katil zanlısı firari er Yener Yermez memleketi Kayseride dün akşamüstü yakalanarak gözaltına alınıyor.

Sayın Üzeyir Garih dirisiyle olduğu ölüsü ile de bu millete ders vermeye devam ediyor. Toplumsal yaralarımızı birbiri peşisıra çorap söküğü gibi gözlemizin önüne seriyor. Alınacak pek çok dersi kafamıza adeta mıhlıyor.Şimdi bunları sıralayalım;

 *** Üzeyir Garih; işadamı sıfatının yanında toplumumuzun dinamiklerini ayakta tutan, siyasi, sosyal ve kültürel boyutlardaki girişimleri ile ülkemizin kilit isimlerden birisi idi. Sayıları iki elin parmakları kadar az olan böyle birkaç değerli kişinin Türkiye üzerinde millî menfâati olan dış güçlerin doğrudan hedefi olduğu açıkça bilinmesine rağmen korunmaması gerçek bir gaflet ve dalâlet'tir.Ve belkide hiyânet'tir. Türk Toplumuna yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir. Sanırım ilgili ve yetkililerin bu konuda gerekli deersi alırlar ve "Devlet Koruma Yönetmeliği" içine bu birkaç kişiyi de dahil ederler. Yani bu ülkeye hizmet ettikleri için res'en koruma altına alınan eden devlet memurları arasına bu birkaç mümtaz Türk evlâdını da dahil ederler.

 *** Bir diğer önemli husus polisimizin kamuoyunu aydınlatma adı altında amatörce yaptığı yanlışlardır. Bu husus masaya yatırılmalı ve profesyonel bir ruhla yapılması gereken işlemler hiçbir şekilde amatörce yapılmamalıdır.Türk Polisi yüzlerce yıllık tecrübe ve yerleşmiş geleneklere sahiptir.13 yaşında çelimsiz, sağlıksız bir çocuğun , ilk anda profesyonel katillerce gerçekleştirildiği anlaşılan ve öldürücü yerlere vurulan bıçak darbeleriyle işlenen bir cinayetin müsebbibi olamayacağını polisimizin bilmesi gerekirdi.
 Bu şekilde 10 derin bıçak darbesi ile adam öldürmek kolay değildir. Güç ve kuvvet ister. Eğitim ister. Ayni zamanda büyük bir soğukkanlılık ve metanet ister."Deli Fuat" olarak adlandırdıkları gencin ve bu genç gibi sokaklarda yaşamaya mahküm edilen gençlerimizin önceden muhtemel suçlu gibi algılanmalrı yanlıştır.Bu insanların daha hayatlarının başında gelecekleri köreltilmektedir. Aileden sorumlu Devlet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet Bakanlığı meydana gelen durumu bütün yönleri ile masaya yatırmalı ve tek tek sivrisineklerle uğraşacağımıza bunları üreten bataklığı kurutmanın çarelerini aramalıdır.

 *** Polisimizin bütün teknolojik gelişmelere rağmen davaların seyrine doğrudan etkili olacak "OLAY YERİ İNCELEMESİ" açısından yeterli olamadığı bir kere daha görülmüştür.Bu konu çok hassas ve önemli olmasına rağmen son derece kolaylıkla çözülebilecek bir niteliktedir. Yeterki biraz ciddiyetle ele alınsın ve biraz daha eğitim yapılabilsin.Koordineli ve organize çalışma esaslarına riayet edilsin...

 *** Medya mensupları bu olayda adeta birer dedektif gibi çalışmışlar ve neredeyse yetkili makamlarımızı yönlendirmişlerdir. Kamuoyunu bilgilendirme medya'nın temel görevidir. Fakat bu görevin son derece bilinçsiz ve sorumsuzca kullanılması hem muhtemel suçluların kaçmasına etkili olmuş ve hemde zanlıları suçlayacak delillerin ortadan kaldırılmasına ön ayak olmuştur." Cep telefonlarının nasıl dinlenerek takip edileceği, banka kartlarının izlerinin nasıl sürüleceği " hususlarını sokaktaki adamın bilmesine gerek yoktur.

 *** Türkiye'yi ve bölge barışını yakından ilgilendiren bu menfur cinayet hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi şarttır ve mutlaka yapılmalıdır. Fakat bu bilgilendirme yetkili,yetkisiz bir çok görevli tarafından değil, bizzat konu ile ilgili bakanlığın görevlendireceği bir yetkili tarafından çok özet olarak ve fakat yeterli seviyede yapılmalıdır.Ancak bu sayede basın yayın organlarınca üretilen ve milletin kafasını karmakarış eden " Komplo Teorileri " bir ölçüde önlenmiş,yaratılan spekülâsyonlar en az seviyeye indirilmiş olacaktır.

 *** Katil zanlısı er Yener Yermez'in adam öldüren bir şuçlu olmasına rağmen çıkartılan AF KANUNU'ndan yararlanarak yeniden sosyal hayatta hiç bir şey yokmuş gibi yer alması konusu üzerinde siyasetçilerimiz bir kere daha düşünmelidir. AF KANUNU ile 65 milyon Türk insanı'nın arasına ne zaman ve nerede patlayacağı bilinmeyen bombaların salınmasının bu topluma verdiği zarar ile varsa kazandırdıkları bir kere daha bütün yönleri ile masaya yatırılmalıdır. AF'fın bir " SİYASİ OLAY değil, toplumun her kesimini ilgilendiren bir SOSYAL OLAY " olduğu gerçeği unutulmamalıdır.Sanırım bu af'fı çıkaranlar ve çıkarılmasına ön ayak olanlar şimdi derin derin yaptıkları büyük hatayı bir nebze olsun anlamanın üzüntüsü ile başbaşa kalmışlardır.

 *** Katil zanlısı firarı er Yener Yermez'in kız arkadaşı olduğu belirtilen ve halen polis tarafından gözaltında tutulan Pınar Konuşkan isimli genç kızın televizyonlarda tefrika edilen yaşam hikayesi bir diğer önemli sorunumuzu da bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Çocuk Esirgeme Kurumu başta olmak üzere Sosyal Yardım kurumlarımızın içler acısı durumları bir kere daha bütün çıplaklığı ile vurgulanmıştır. Görülen ve algılanan manzara; bu kurumların kontroluna verilen çaresiz ve yardıma muhtaç evlatlarımızın topluma kazandırılması yerine adeta toplumun huzur ve güvenliğini herzaman tehdit edecek zararlı kişiler yetiştiren birer merkez haline geldiği şeklindedir. Sanırım bizim duyduklarımızı ve gördüklerimizi yetkililer de duymuş ve görmüştür. İnşallah şimdi bu bozuklukları düzeltmek için gerekli planları yapıyorlardır.

 *** Her milletin koruduğu ve daima ön planda tuttuğu millî ve manevi değerleri vardır... Olmalıdır... Mezarlıklar bütün dinlerde ve toplumlarda kutsal yerlerdir. Titizlikle korunmaları gereken yerlerdir. Mezarlığa ve orada yatanlara saygı göstermek en basit insanlık kaidesidir.İnsanlar orada geçmişi anarlar, gelecek günlere ve inandığı ahirete hazırlık yaparlar. Mezarlıklarımız; birinci derecede korunması gereken ruhâni, kutsal ve tarihimize ışık tutacak önemli mekanlardır. Mezarlıklarının fuhuş ve esrar aleminin yapıldığı, içkili meyhanelere benzeyen birer şer yuvasını döndürüldüğüne bu millet ilk defa şahit olmaktadır.

EYÜP SULTAN gibi her karışı evliyaların doldurduğu müslüman Türk insanının en kutsal mekanlarından biri olarak akın akın ziyaret ettiği bir bölgenin getirildiği durum utanç vericidir. Bir topluma bundan daha büyük eza ve cefa edilemez. Televizyonlarda görülen manzaralar sade ve dinine saygılı vatandaşlarımızı adeta iğrendirmiştir.

Kafalarında cevaplanamayan şu suallerin oluşmasına yol açmıştır.

 * Bu ülkenin sahibi yok mudur?
 * Eyüp Sultan Kabristanı kontrol edilemeyecek kadar uzak ve gidilemeyecek kadar zor bir bölgede midir?
 * Eyüp'te kaymakam, Belediye Başkanı, Muhtar, Emniyet Müdürü yok mudur ?
 * İstanbul şehri'nin valisi ,belediye başkanı ve milletvekilleri nerededir.?
 * Türk milleti'nin binlerce yıllık şanlı geçmişine yakışmayan bu manzaralar yaratılırken, kutsal mezarlıklarımız fuhuş yuvalarına çevrilirken bu beldeyi yönettiğini iddia edenlere bunun hesabı sorulmayacak mıdır ?

Sonuç olarak; 5 Eylül itibarı ile Üzeyir Garih cinayeti'nin bizlere verdiği dersleri ana hatları ile açıklamaya çalıştım. Görülen durum ve gelinen noktayı "BİZDE SOSYAL PATLAMA OLMAZ" diyen sayın başbakanımıza ithaf ediyorum.

Eğer böyle vurdumduymazlığa devam edilirse,ve herşeyin yapanın yanına kâr olarak kaldığı sisteme el atılmaz ise, hatalı olanlardan hesap sorulmaz ise, varılacak noktanın hiç de iyi olmadığını bildirmeyi bir borç telâkki ediyorum...

Katil zanlısının ilk açıklamalarına göre bu cinayet para için yapılmış adi bir cinayettir. Eldeki verilere göre ideolojik bir yanı olmadığı izlenimi hakimdir. Bununla beraber geçen yazımda da belirttiğim gibi Üzeyir Garih gibi kişilerin vahşice katledilmesi olayının hafife alınmaması gerektiğini, bölgesinde güç unsuru olmaya çalışan Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen güç odaklarının da bu olayın meydana çıkartılmasında dikkate alınması gerektiğini değerlendiriyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
5 Eylül 2001 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale