08 HAZİRAN 2024 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR VE SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM............

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TATİL CENNETİ GARİP ÜLKEM
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız bir tek şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk-1923)

 8 Haziran 2024 Cumartesi 

Yaz geldi. Havalar ısındı. Mali durumu iyi olan çok az sayıda şanslı insanımız okulların tatil olmasını da fırsat bilerek yazlıklarının olduğu sahil beldelerine doğru yola çıktılar bile. Bu sene ekonomik durumun Cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşaması nedeniyle özellikle emekliler ve asgari ücretle çalışanların tatil beldelerine değil evlerinin bulunduğu yerdeki kahveler dahi gitme imkanının olmadığı bir gerçek.

Yaşımız gereği pek çok ekonomik kriz gören bizim nesillerimiz ilk defa bu derece derin bir yoksullluğa şahit olduk. Enflasyonun çift haneli rakamlarla ifade edildiği dönemlerde bile satın alma gücümüzü bu denli kaybetmemiştik. Yüksek fiyatlara rağmen alım gücümüz hiç bu kadar düşmemişti.

Ekonomik durum böyle iken Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Haziranda başlayacak Kurban Bayramı için dokuz günlük tatil kararı aldıklarını açıkladı. Bu uygulama, yani bayram tatillerinin uzatılması Ak Partinin rutin uygulamalarından biri halini almıştır.

Bana göre dini bayramlarımız kesinlikle tatil ve dinlenme günleri değildir. Ama günümüzde dini bayramlarımız sadece tatil olarak algılanmaktadır.

Bayramları tatil olarak uygulatan yönetimlerin milli kültür değerlerimize büyük bir saygısızlık yaptığını düşünüyorum. Çünkü dini bayramlarımız milletimizin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün pekiştirildiği, dostlukların sağlamlaştırıldığı, gelenek ve göreneklerimizin en üst düzeyde yaşandığı, yani millet olma vasıflarımızın yeniden hatırlandığı çok özel ve güzel günlerdir. Bu özelliğin ise tatil ile hiçbir ilgisi yoktur.

Türkiyemiz coğrafi ve tarihi kazanımları nedeniyle tam bir tatil cennetidir. Bu bakımdan dünyada benzeri yoktur. Ama benim bu cennet tarifimden olağanüstü coğrafi, tarihi ve doğal güzelliklerinden, Türk insanının eşsiz misafirperverliğinden dolayı tatillerini yurdumuzda geçirmek isteyen turistlerin birbirleriyle yarıştığı tatil cenneti anlaşılmamalıdır. Ben burada çok az çalışıp ama çok yorularak devamlı tatile ihtiyacı olan, bu yüzden yöneticilerince kendilerine her vesile ile tatil imkânı sağlanan insanların yaşadığı güzel ülkemden bahsediyorum.

Gereğinden çok olan tatil yapılmasını ülkemin önemli ve acilen çözülmesi gereken bir sorunu olarak değerlendiriyorum. Ayrıca 2024 Türkiyesinde insanlarımızın daha çok tatile değil, daha çok çalışmaya ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Gereksiz tatil uygulamaları ile sonucunda insanlarımızın geleneksel değer yargıları ile sosyal hayata bakış açıları değişmiştir. Görüyoruz ki, artık insanlarımızın büyük bir kesimi çalışmayı düşünmemekte ve oturduğu yerden hiç emek harcamadan para kazanmayı istemektedir.

Günümüzde yeni işe giren bir kişinin uzun vadeli hedefleri ortadan kalkmıştır. Şimdi gençlerimiz otuz yıl sonra ulaşabilecekleri yaşam standardını daha işe başlarken kazanmak istiyorlar. Evlâtlarımız aileleri tarafından bir ömür boyu çalışarak kendilerine sağlanan yaşam standardını kendi kazanımları olarak görüyorlar ve işe yeni yaşantılarına buradan başlamaları gerektiğini düşünüyorlar. Doğal olarak istediklerini bulamayınca da kolaylıkla bunalıma giriyorlar.

Tamamen tüketim ekonomisine endeksli dokuz günlük bayram tatillerinin milli gelenekler ve milli karakterimizi de büyük ölçüde değiştirdiğini söyleyebiliriz. Bayramda akraba, dost ve komşularla kaynaşılması, büyüklerin ziyareti, yardımlaşma ve komşular arası dayanışma şeklindeki geleneksel davranışlar yavaş yavaş yok olmuştur. Öncelikle büyüklerimiz tatil yörelerine ve yazlıklarına kaçmışlardır. Sınırsız harcamaları ile dünyada isim yapan zenginlerimiz dünyanın en lüks tatil beldelerinin aranılan ve değer verilen vazgeçilemez müdavimleri olmuşlardır. Bu uygulamaları kendine örnek alan gençlerimiz de aynen büyüklerini taklit etmişlerdir. Sonunda bayram denilince bayram dayanışması değil, tatil ve evden uzaklaşmak akla gelmeğe başlamıştır. Acı ama gelinen gerçek budur. Asırlardır devam eden ve bizi biz yapan güzel alışkanlıklarımız ne yazık ki teker teker yok edilmektedir.

Milli servetimiz; bize nereden geldiği belli olmayan tatil hevesi yüzünden şehirlerden tatil köylerine taşınmıştır. Bu taşınma ile birlikte gelenek ve göreneklerimiz, Türkün kendine has milli hasletleri de giderek kaybolmaktadır. Yöneticilerimiz ise karar verdikleri yerli yersiz tatillerle, yerleşik düzendeki insanlarımızı adeta evlerinden çıkartarak tatil beldelerine gitmeye zorlayarak milletçe karşılaştığımız manevi yıkımın gerçek mimarları olmaktadırlar.

Bugün deniz ve göl kıyılarımız, kıyılara bakan bütün tepelerimiz ile ormanlık bölgelerimiz; kibrit kutusu gibi birbiri üstüne binmiş sayısız tatil evi ile doldurulmuştur. Yazlık almak ve hatta mümkünse birkaç tane almak moda olmuştur. Yılda en fazla 1,5-2 ay kalınabilen bu yazlık evlerde her türlü konfor ve medeni gereç mevcuttur. Telefon, beyaz eşya ve modern mimarinin bütün süslü imkânları düşünülmüştür. Ayrıca çoğu hiç kullanılmayan bu evlerde her yıl deniz ve rutubetin meydana getirdiği tahribatın tamiri için zorunlu olarak harcanan meblağlar ise düşünüldüğünen çok daha fazladır.

Alt yapı sorunları asla çözülemeyen ve sadece dinlenmek fikri üzerinde gerçekleştirilen bu büyüklükte bir çarpık bir yapılaşmanın örneğine gelişmiş ülkelerde rastlamak mümkün değildir. Çok tehlikeli bir deprem kuşağında yer alan ülkemizde; bu üçüncü sınıf malzeme ile inşa edilerek, boya ile süslenen yüzbinlerce binanın insanlarımıza mezar olduğunu 17 Ağustos 1999 depreminde birlikte yaşayarak gördük..

Oysa bu tatil beldelerine sadece dinlenmek hedefine yönelik olarak yatırılan büyük paralarla ülkemizin her yanında üretime yönelik sayısız işyeri kurulabilirdi.

Keşke, turizm açısından eşsiz değerdeki bölgelerimizdeki tatil evlerini almak için yaptığımız küçük, fakat bir araya geldiğinde çok büyük meblağlara ulaşan tasarruflarımızı daha faydalı ve yararlı yatırımlara yöneltilebilseydik.

Keşke, insanlarımızı dinlenmeye ve yatmaya değil de, daha çok çalışmaya ve daha çok tasarrufa teşvik edilebilseydik. İşte o zaman milli gelirden aldığımız pay da bugünkü seviyesinin birkaç kat üzerinde olurdu. Hem fert ve hemde devlet olarak daha zengin olurduk.

Sonuç olarak; Ak Parti en son kurban bayramı tatilini uzatma uygulaması ile yine yanış yapmıştır. İşsizlik tehdidi altındaki Türk milletinin bugünkü ekonomik gelişmişlik düzeyi ile dinlenmeye ve tatile değil daha çok çalışmaya ihtiyacı olduğunu yöneticilerimiz artık görmek zorundadır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Haziran 2024 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale