17 ŞUBAT 2024 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






CUMHURİYETİN YÜZÜNCÜ YILINDA “KEMALİST EKONOMİ SİSTEMİ” TÜRKİYE’Yİ EKONOMİK YIKIMDAN ÇIKARTACAK TEK ÇÖZÜMDÜR
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer bir vatandır… Bu geniş memleketi bayındır bir hale çevirmek lazımdır. Bu halk zengin olmaya mecburdur. Memleket bayındır olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşama imkânından bahsederlerse inanmayınız.(Gazi Mustafa Kemal Atatürk -1930)

 27 Ekim 2023 Cuma 

29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyetimiz bugün 100’ ncü şanlı yılına erişmiştir. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti tam bir asır sonra dünyanın en sorunlu bölgesinde 85 milyon nüfusu ile dimdik ayaktadır. Bölgesinde Türk dünyasının ışığı konumunu muhafaza ederek dostlarına güven vermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Kasım 2002 yılından itibaren Ak Partinin tek başına iktidar olduğu bir dönemi geride bırakmıştır. Ak Parti iktidarının 21’inci yılında uygulanan yanlış politikalarla Türkiye’nin ekonomisi her alanda tam bir çıkmaza girmiştir. Bu Partinin üst düzey yönetim kadroları ve bunların çevresindeki bir avuç mutlu azınlık dışında Türk halkı giderek fakirleşmiş, üretici orta sınıf tamamen kalkmış ve milletimiz Atatürk’ün deyimiyle fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşerek fakirleşmiştir.

40 yılı aşkın bir süredir ATATÜRK’ün en kuvvetli yönü olduğuna inandığım ekonomik görüşlerini her platformda savundum. Kemalist Ekonomi Sisteminin dünyada yaygın uygulanan yedi ekonomik sistemden daha iyi olduğunu ispatlayan 600 sayfalık doktora tezi verdim. Konferanslar, mülakatlar, gazete makaleleri seminerler, paneller ve televizyon programları ile ilgili ve yetkililere ulaşmaya çalıştım. Sonunda bu çalışmalarımı kitaplaştırarak Türklerin ve dünya insanlığının kullanımına sundum. Bu çabalarım ne yazık ki istediğim ölçüde olumlu bir sonuca ulaşamadı. Çünkü yönetim kademesindeki hiçbir ilgili ve yetkiliye ulaşmaya muvaffak olamadım. Asla yılmadım. Israrla Türkiye’yi ve dünya ülkelerini ayağa kaldıracak tek ve geçerli sistemin tamamen milli “Kemalist Ekonomi Sistemi” olduğunu haykırarak bildirmeye devam ettim. Bu iddialarımı bugün eskisinden daha çok inanarak vurgulamaya devam ediyorum..

Bilindiği gibi 1991’de Sosyalizm/Komünizm çöktü. SSCB’nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) liderliğini yaptığı Komünizm yönetimi tarih çöplüğünde yerini aldı. Neticede bu sistemin dünyadaki en büyük temsilcisi olan Rusya Federasyonu dahi tipik bir kapitalist sistemi uygulamaya başladı.

Komünizmden sonra pek çok sosyalist ülke kapitalizme geçerek insanın insanı sömürdüğü Kapitalist Sistem tüm dünyada etkin hale geldi. 2020 yılında Çin’de başlayan CORONA salgınının kısa sürede tüm dünyaya yayılmasını müteakip kapitalist sistemle idare edilen tüm ülkeler bu virüse karşı alınacak tedbirlerin uygulanmasında otoriter sistemlere göre çok başarısız oldular. ABD’nin liderliğini yaptığı Kapitalizm CORONA virüsü ile başlayan dönemde her yerde sorgulanmaya başlandı. CORONA sonrası yeniden kurulacak dünya düzeni için Kapitalizm yeniden yaygın olarak kullanılma şansını kaybetti. Kamu ve özel sektörün birlikte uyum içinde çalışabilecekleri yeni bir sistem ihtiyacı belirgin olarak ortaya çıktı.

Peki dünyada böyle bir sistem var mıdır? Böyle bir sistemin fiilen uygulanıp her alanda başarıya ulaştığı bir ülke oldu mu? Salgın sonrası yeni dünya düzeninin kurulmasında Türkiye ve diğer dünya ülkeleri ne yapacaklar? Yaşanan büyük karantina uygulamaları ile çöken ekonomiler nasıl bir sistemle ayağa kaldırılacak?

Evet bu soruların cevabı olacak bir sistem vardır. Bu sistemin adı “KEMALİST EKONOMİ SİSTEMİ”dir. Bu sistem Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yaratılmıştır. 1923-1938 yılları arasında genç Türkiye Cumhuriyeti topraklarında fiilen başarıyla uygulanmıştır.

Tarihten sıfırlandığına inanılan bir ülkenin külleri üzerinde tüm yokluklara rağmen, yani, Osmanlı borçlarını üstlenmiş, insan kaynakları, bilgi ve sermaye birikimi olmayan bir ülkeden 15 yıl içinde kendi topunu, tankını ve uçağını yapabilen, enflasyonu tanımayan, her alanda büyük bir kalkınma sağlayan güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti yaratılmıştır.

Corona sonrası meydana gelen ekonomik krizden tüm dünya ülkeleri bir şekilde etkilenmişlerdir. Ama Türkiye en fazla etkilenen ülkelerin arasındadır.

Peki krizden çıkmanın çaresi var mıdır ?

EVET ÇARE VARDIR-ÇARE İTHAL FİKİRLERDE DEĞİLDİR.- ÇARE BİZDE YANİ TÜRK MİLLETİNDEDİR -ÇARE SERV’İ KIRIP LOZAN’I BAŞARAN BEYİNLERDEDİR – ÇARE KEMALİST EKONOMİ MODELİ’NİN UYGULANMASIDIR.

”KEMALİST EKONOMİ MODELİ”; yerlidir ve millidir. Yaratıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk’ün üstün dehası ile Türk milletinin ihtiyaçlarının giderilmesinde Türk milletinin imkân ve kabiliyetleri dikkate alınarak hazırlanarak başarıyla uygulanmış bir modeldir.

Kırk yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığım KEMALİST EKONOMİ SİSTEMİ’ nin günü geldiğinde dünya milletlerince baş tacı edeceğine olan inancımı da asla kaybetmedim. İşte şimdi günü gelmiştir. Kanaatim odur ki; bugün tüm insanlık Kemalist Ekonomi Modeline muhtaçtır ve bu modeli uygulamak üzere birbiri ile yarışacaklardır.

Burada özellikle ülkemin gerçek ekonomistlerine sesleniyorum. Dünyanın geleceğini görün ve benim ekonomik konularda amatör bir ruhla yaptığım çalışmaları bulunduğu yerden alarak dünyanın aradığı bir model haline getirin. İşte o zaman insanlığa en büyük hizmeti yapmış olursunuz.

Bugünkü durumumuz 1875 yı­lın­da aldığı dış borç­la­rı öde­ye­me­ye­rek if­la­sı­nı ilan edip, ha­zi­ne ida­re­si­ni dev­le­tin ala­cak­lı­la­rı­na (Uluslararası Düyun-u Umumiye İdaresine) tes­lim eden Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu ile ben­zer­lik gös­ter­mek­te­dir. Os­man­lı Dev­le­ti bu uygulama ile istiklali dahil her şe­yini yabancılara teslim etmiştir. Aslında borç ve­ren em­per­ya­list güç­ler­ce bu borç­lar yö­ne­ti­mi­nin 10 Ağus­tos 1920’de im­za­la­nan Sevr Ant­laş­ma­sı­nın uy­gu­lan­ma­sı ile son­su­za ka­dar de­va­mı ar­zu edil­miş­tir.,

Lozan Barış Antlaşmasının siyasi kazanımlarının dışındaki en büyük başarısı işte bu ekonomik tam teslimiyet yönetimine son vermek olmuştur. Bu­gün içine düşürüldüğümüz ekonomik kaostan bilinen ve yaygın kullanılan klasik ekonomik tedbirlerle çıkılması artık çok zordur. Mutlaka yeni ve radikal metotlar denenmesi gerekmektedir. İşte ben burada hızlı, radikal ve tamamen milli tedbirleri içeren Ata­türk’ün eko­no­mik gö­rüş ve uy­gu­la­ma­la­rı­nın Türk eko­no­mi­si­ne “Şok Te­da­vi” mey­da­na ge­ti­re­ce­ği­ni ve bizi çö­küş­ten çı­kar­ta­ca­ğı­nı değerlendiriyorum.

Üretim eksikliği, yüksek enflasyon, işsizlik, iç ve dış borçlar başta olmak üzere tüm ekonomik göstergelerdeki olum­suz­luk­la­ra rağ­men ekonomik alanda hızla iyileşmemizi kolaylaştıracak önemli göstergeler vardır.

Pi­ya­sa­da her çe­şit mal vardır. Dük­kân­lar her tür­lü ih­ti­yaç ma­lı­nın bin bir çe­şi­di ile ağ­zı­na ka­dar do­ludur . Hiç­bir ma­lın sı­kın­tı­sı çe­kil­mi­yor. Şe­hir­le­ri­miz­de her kö­şe­de man­tar gi­bi bi­ten dev alış­ve­riş mer­kez­le­ri bilhas­sa ta­til gün­le­ri hın­ca­hınç do­lu­yor. Yol­lar­da­ki araç tra­fi­ği yük­sek ben­zin fi­yat­la­rı­na rağ­men ar­ta­rak de­vam edi­yor ve bü­yük bir can­lı­lık izleni­mi­ni ve­ri­yor. Lüks ara­ba sa­tış­la­rı pat­lı­yor. Ga­ze­te­le­rin em­lâk ilanların­da­ki ha­re­ket­li­lik ise göz­ler­den kaç­mı­yor. Enf­las­yona rağmen emlâk pi­ya­sa­sın­da­ki fi­yat­la­rı tut­mak müm­kün de­ğil. Ül­ke­min in­san­la­rı için is­te­ye­ne dağ ba­şın­da is­te­ye­ne or­man için­de, is­te­ye­ne de­niz ve göl kıyısın­da beş yıl­dız­lı muh­te­şem vil­la­lar ya­pı­lı­yor. Dolar milyonerleri bu ultra lüks ma­li­kâ­ne­ler ma­ket üze­ri­ne anın­da sa­tı­lı­yor. Ta­bi­ri ca­iz­se kapanın elin­de ka­lı­yor. Sa­yı­la­rı her ge­çen gün ar­tan dolarla oynayan kayıtdı­şı zen­gin­le­ri­miz dün­ya­nın göz­de ta­til mer­kez­le­rin­de har­ca­dık­la­rı ola­ğa­nüs­tü meb­lağ­lar yü­zün­den el üs­tün­de tu­tul­ma­ya de­vam edi­li­yor. Bü­yük kent­le­ri­miz dış gö­rü­nüm­le­ri ile Av­ru­pa ben­ze­ri bir çeh­re­ye bürünüyor. Her kö­şe ba­şın­da 25-30 kat­lı iş mer­ke­zi in­şa­at­la­rı (iç­le­ri boş ol­sa bi­le) gö­rü­lü­yor. Ha­va­i fi­şek gös­te­ri­le­ri çok mut­lu bir azın­lı­ğın var­lı­ğı­nı dün­ya­ya ilan edi­yor.

Yukarıdaki kazanımların dışında ülkemizi içine düştüğü durumdan çıkartacak bilgili, tecrübeli, liyakatlı ve namuslu çok geniş bir insan kaynağına sahibiz. Görev verilmesini bekleyen bu kadrolar başarılı bir istihdam politikasıya ülkemizi gerçek anlamda şahlandırmaya hazırdır.

Ekonomik krizden sağlıklı bir ortama çıkabilmek için mev­cut klasik eko­no­mik sis­tem­ler­e göre alınacak tedbirler ye­ter­li ola­ma­dı­ğı için biz bugün­kü çık­maz­lar­la kar­şı­laş­tık. Do­la­yı­sı ile bi­zim ya­pı­mı­za uyan ye­ni ve uy­gu­la­na­bi­lir, bi­zim in­san­la­rı­mı­zın ka­rak­te­ri­ne uy­gun, in­san­la­rı­mı­zın asga­ri is­tek ve bek­len­ti­le­ri­ni kar­şı­la­ya­bi­len ve bi­zim ya­pa­bil­me kabiliyetimiz dâ­hi­lin­de ta­ma­men mil­li po­li­ti­ka­lar tes­pit e­dip uy­gu­la­ma­mız ge­rek­mek­te­dir.

Türkiye halâ bir hukuk devletidir. 1982 Anayasası ve ilgili yasalarımız halen yürürlüktedir. Cumhuriyet hükumetleri bunlara uymakla yükümlüdür..Bilimsel yollarla başarısını kanıtlanmış olan Atatürk’ün Ekonomik Sisteminin sür’atle uygulamaya geçirilmesi aslında anayasanın amir hükümleri için de yer almaktadır. Ben, Atatürk’ü sadece arkasına sığınılacak bir isim gibi gören eski yöneticilerden bir şey beklemiyorum. Ama özellikle gençliğimizin Atasına sahip çıkacağına ve Atatürkçü Düşüncenin yayacağı ışığın milletimize rehber olacağına inanıyorum.

Atatürk; fikir ve düşünceleriyle 20. Asırda Türk Dünyası başta olmak üzere tüm insanlığa ışık saçmıştır. İnsanları iyiye ve güzele doğru yönlendirmiştir. Geçen çağa ismini altın harflerle yazdırmıştır. TUTARLI, DENGELİ ve UYGULANABİLİR bir düşünce sistemi ile 21’inci Asırda da Türkiye’ye ve dünyaya yön vermektedir..

Atamızın her yönü incelenmiş ve fakat en kuvvetli olduğu ve en büyük başarıların kazanıldığı EKONOMİK GÖRÜŞ VE UYGULAMALARI ise daima ikinci planda tutulmuştur. Oysa Atatürk; Osmanlı’nın tamamen sıfırlanmış ekonomik altyapısından insangücü, sermaye, bilgi, teçhizat dahil hiçbir dış destek olmadan 15 yıl içinde ağır sanayiini kurmuş ve planlı kalkınma dönemini başlatmıştır. Enflasyonsuz, borçsuz, kendi tankını, topunu ve uçağını yapabilen, geleceğe güvenle bakan bir Türkiye inşa etmiştir..

Tarihi ticaret yollarını kontrol eden bölgelerde siyasi egemenlik sahibi olmaya özen gösteren atalarımız; bu coğrafi konumlarının gerekli kıldığı şartları en iyi şekilde değerlendirmişler ve ticari alandaki üstünlüklerini her zaman çevrelerine kabul ettirmişlerdir. Tarihteki Türk Devletlerinin ortak bir vasfıda ; halkının refah ve mutluluğunu çağının şartları içinde en üst düzeyde gerçekleştirerek zengin bir ekonomik kültür yapısı oluşturmalarıdır.

Atalarından aldığı ekonomik kültür mirası çok iyi kullanan Atatürk’ün ekonomik düşüncesinde fikir ve icraat arasında eşsiz bir uyum vardır. Sıfır denilecek bir seviyeden ve savaş şartları içinden on yılda ağır sanayi hamlesini gerçekleştirerek kendi tankını, topunu ve uçağını çağın gereklerine uygun olarak bizzat Türk insanının yapabileceği bir düzeye ulaşılması onun dehasının eseridir.

Yine dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkeler 1929 ekonomik krizi ile büyük sıkıntılar içinde bunalırken, bu durumdan etkilenmeyen ve bilakis lehine çeviren, buhranı takibeden devrede planlı ve proğramlı kalkınmanın dünyadaki en güzel örneklerinden birinin yaratılması yine onun üstün dehası ve önderlik kabiliyetinin doğal bir neticesidir.

Atatürkçü Ekonominin olmazsa olmazı “TAM BAĞIMSIZLIK “ ilkesidir. Kapitülasyonlar ve Duyun-u Umumiye İdaresi uygulamasının ülkeyi nasıl esir aldığını yaşayan Atatürk, yarattığı ekonomik sistemin her safhasında bu ilkeye bağlı kalınmasını sağlamıştır. Bunun en bariz örneği dış ticarette görülür. Kural şudur; İhracat ve ithalat tutarları ülke bazında eşit olacaktır. Yani o ülkeye ne kadar satabiliyorsan o kadar ithalat yapabilirsin. Misal; Rusya’da ve İran’da var bende yok. İhtiyacım var ve petrol ile doğal gazı onlardan alacağım. Hayır alamayacaksın. Onlara bağımlı kalmamak için ancak sattığın mal kadar bu ihtiyacını alabileceksin. Bu uygulamanın anlamı çok derindir. Yöneticiler ithal ederek işin kolayına kaçmayacaklar. Çok ihtiyacın varsa arayıp kendin çıkaracaksın. Yoksa sende olan milli kaynakların ile ısınacaksın. (Kömür, su, rüzgar ve güneş enerjisi gibi)

Atatürk’ün ekonomik politikalarını belirleyen ilk dönem 1923-1930 yıllarını kapsar. Mevcut ekonomik durum 1135 delege ile toplanan Birinci İzmir İktisat Kongresinde (17 Şubat-4 Mart 1923) tesbit edilir. Kongrede belirlenen hedeflere ulaşılmaya çalışılır. Fakat arzu edilen sonuçlar tam olarak alınamaz. Gelişmeler sadece tarım kesiminde görülür. Bu arada Osmanlı’dan kalan borçlar ödenmeye devam edilir. 1’inci İzmir İktisat Kongresi sonucunda açıklanan çalışma komisyonlarının tesbitleri ve çözüm önerileri çok ilgi çekicidir. Günümüz ekonomistlerinin bu sonucu dikkatle okumalarında büyük yarar görmekteyim.

Atatürk’ün ekonomik politikasının temelleri ve esasları 1930-1940 arasındaki ikinci dönemde tam olarak ortaya çıkar ve en üst düzeye ulaşır. İlk döneme nispetle ağırlığın bugün tamamına yakını elden çıkarılan İktisadi Devlet Teşekküllerinde olduğu ve kendine özel bir ekonomik rejimin uygulandığı görülmektedir. Bu dönemde ; DEVLET ÖNCÜLÜĞÜ, DEVLET YATIRIMCILIĞI, DEVLET İŞLETMECİLİĞİ, DEVLETİN TESPİT ETTİĞİ HEDEFLERE EKONOMİNİN YÖNLENDİRİLMESİ, gibi hususlar ağırlık kazanır. Fakat bu faaliyetlerin temelinde yine fertlerin topyekun kalkınması ve refah seviyesinin adaletli dağıtılması yatar.

Şimdi Türk toplumunun ekonomik bünyesi ve şartlarının daima gözönünde tutulduğu Atatürkün ekonomik görüş ve uygulamalarının tekniğine inmeden elde edilen sonuçlarını günümüz Türkiye ekonomisi ile karşılaştıralım.

* Bugün yeterli sermayemiz, her alanda yetişmiş liyakatli insan gücümüz, yeterli okullarımız ve öğretmenlerimiz mevcuttur.

* Edirnede oturan vatandaşımız bir gün içinde karayolu ile ülkenin en uzak ve ücra noktasına ulaşabilmektedir. Malını kolayca alıcılarla buluşturabilmektedir.

* Fabrika yapan fabrikalarımız, fabrikalarımızda üretilen hammaddeyi sağlayan yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz vardır.

* Atatürk döneminde Dolar ve TL.birbirine eşitti ve hatta lira daha değerliydi. Şimdi paramızın değeri dolar karşısında 28 kat düştü. Evlatlarımız benim neslimin 30 sene aralıksız kullandığı PARA, KURUŞ ve hatta Lirayı tanımıyor. Piyasalarımız TL.ile değil “Dolar” ile tanzim ediliyor. Hatta devlet bütçemiz dahi dolarla ifade ediliyor..

* İthalatımız daima ihracatımızdan fazla oluyor ve bütçemiz daima eksi kapanıyor. İthal ettiğimiz malların, başlıca ihracat ürünlerimizin ham maddeleri ile lüks tüketim malzemeleri olduğu biliniyor.

* Bugün halkı açlık sınırında yaşamaya zorlayan fiyat artışlarını ve zamları takip etmek mümkün değildir. Savaş şartlarına rağmen Atatürk dönemi yöneticilerinin adını dahi bilmedikleri ENFLASYON CANAVARI konusunda halkın güvenmediği TUİK rakamlarına göre dahi dünya şampiyonuyuz. Bağımsız bilim adamlarınca yapılan ölçümler ise üç hanenin altına düşmüyor.

* Atatürk dönemi Ekonomik Kalkınma Proğramları %100 gerçekleşirken son yıllarda Devlet Planlama Teşkilatı olmadan hazırlanan planların kağıt üzerinde kaldığı görülüyor.

* Atatürk döneminde toplumun bütün kesimlerini kapsayan sekiz ayrı dalda çalışan halkımız üretime katkıda bulundukları sürece üretimden eşit pay almakta iken, bu durumun günümüzde giderek toplumun sosyal sınıfları arasında kapatılamaz bir uçurum doğurduğunu görüyoruz. Nitekim bugün finans sektörümüz hiç yorulmadan kağıt üzerinde inanılmaz kârlar elde ederken; bordrolu bir profesörümüz ancak % 50 dolayında maaş artışı elde edebiliyor. Doğal olarak bu değerler daima enflasyonun altında kaldığından reel kazançlar hep azalıyor.

* Türk kamuoyu üst düzey bürokratlarımızın, yöneticilerimizin her gün yeni bir rüşvet ve yolsuzluk hikayeleri ile güne başlıyor. Devletin yüce makamları adeta birilerinin hizmet üreteceği yerler değilde nemalanacağı yerler olarak görülüyor. Oysa Atatürk devri bürokratlarının devletin her kuruşu için gösterdiği hassasiyeti anlatan kitaplar süsledikleri kitapçı raflarında okunmayı bekliyor.!

Türk vatandaşları tasarrufa değil, tamamen tüketime yönlendiriliyor. İnsanımız adeta doyumsuzlaşıyor. Piyasada faaliyet gösteren 500 Televizyon ve 2000 Radyo İstasyonu (TRT dışında) “ X gazozunu için, Y çamaşır suyunu kullanın “şeklindeki reklamdan kazandıkları ile faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Benim amacım; günümüz manzarasını abartarak ülkemizin çok kötü bir durumda olduğunu sergileyip milletimin moralini bozmak değildir. Bilakis az bir çaba ile çok daha iyiye ve güzele sahip olmaları gerektiğini vurgulamaktır. Geçmişte mucizevi ekonomik başarılar elde etmiştik. Bugün daha da iyisini yapabileceğimizi tekrarlamak içindir

Türkiye artık Cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki gibi üretim için gerekli olan sermaye, insan kaynağı, doğal kaynaklar, kredi imkanları, ulaştırma vasıtaları ve yaygın eğitim sistemi gibi alanlarda yokların olduğu bir ülke değildir. Ülkemizde bugün ekonomik çarkları hızla çevirecek her türlü imkanımız vardır..

Bugün Türkiye kredi alan değil veren bir ülke seviyesine erişmiştir. Avrupa başta olmak üzere bütün dünya ile ilişkilerimiz gelişmektedir. Ayrıca insanımızın refah seviyesi giderek gelişmiş ülkeler seviyesine yaklaşmaktadır. Fakat bütün bunlar bizim gibi önemli bir coğrafyada bulunan ve gelişmek için son derece yeterli potansiyele sahip bir ülke için yetmez. Yetmemelidir. Çünkü; Nüfusumuz genç, İnsanımız eğitimli, kabiliyetli ve çalışkandır. Ekonomik faaliyetlere tarihi tecrübelerimize dayanarak dünyanın diğer insanlarına göre çok daha fazla yatkınız.. İnsanımız müteşebbistir. Daima daha iyisini başaracak güce, yeteneğe ve tecrübeye sahiptir.

Diğer ekonomik görüşler yanında çok daha tutarlı ve tamamen Türk insanının kabiliyetlerine göre hazırlanmış ATATÜRKÇÜ EKONOMİ’nin uygulanması ile bugün çok daha ileri bir seviye ulaşmamız mümkündür. Çünkü Atatürk zamanında olduğu gibi artık bir ön hazırlık devresine ihtiyaçta yoktur. Atatürke inanmış kadroların bilinçli ve planlı çalışmaları ile çok kısa bir sürede başarılı neticeler alınabilecektir.

Atatürk dönemi uygulamaları için aşağıda vereceğim iki küçük örnek dahi sistemin geçerliliğini ve önemini ortaya koymaktadır.

Dün “ÖZELLEŞTİRME” konusu ülkenin ekonomik gündeminin en önemli maddesi idi. Sadece bunun için bir bakan dahi ayrılmıştı. Bugün Atatürk dönemi iktisat politikalarının temelinde yer alan “Kamu İktisadi Teşebbüsleri” olarak bilinen kurum ve kuruluşların tamamı özelleştirme furyasında ya satılmış yada kapatılarak devlet iktisadi hayattan, yani bizzat üretim ve dağıtım yapmaktan çekilmiştir. Yok pahasına elden çıkarılan bu tesisler, sadece iktisadi açıdan değil sosyal açıdan da toplumun her alanda kalkınmasına yönelik projelerdi. Ülkenin dört bir yanına dengeli bir şekilde dağıtılan bu kuruluşlarla bölge halkının sosyo kültürel seviyesinin çağdaş dünyaya ayak uydurabilmesi hedef alınmıştı.

Özelleştirilmesi istenilen Kamu İktisadi Kuruluşlarının ilki ve en büyüğü olan SÜMERBANK’ın 11 TEMMUZ 1933 tarihli, 2262 Sayılı Kanunu’nun 11’inci maddesini sayın yetkililerimiz lütfen açıp okusunlar. Orada” bir kamu kuruluşunun bir yıl içinde kendisini nasıl özelleştireceği, bulunduğu üretim sahasından nasıl çekileceği ve bu alanı özel kuruluşlara nasıl devredeceği ” detaylı olarak anlatılır. İlgililerimize önemle duyurulur. Bu maddede özetle; bu kuruluşun halen bulunduğu üretim alanında bir yıl kalacağı, bir yıl sonra kuruluşu Türk şahıs veya şirketlerine devredeceği, kazanılan para ile yeni bir sektörde üretime başlanacağı yer alır. Yani bu kuruluşların yöneticilerine çok önemli görevler tevdi edilmiştir.

İkinci örnek CUMHURİYET KÖYLERİ ile ilgilidir. Bülent Ecevit ve partisi tarafından hazırlanan KÖYKENT PROJESİ ile MHP’in ortaya koyduğu.TARIM KENTLERİ PROJESİ tamamen Atatürk tarafından geliştirilmiş bir bölgesel kalkınma projesidir.

Prof. Dr. Afet İNAN’ın hazırladığı ve uzunca bir dönem ortaokullarda Yurttaşlık Bilgisi dersi olarak okutulan “VATANDAŞA MEDENİ BİLGİLER” isimli ders kitabında yer alan Cumhuriyet Köyleri Projesi bugün yeni bir şey gibi ortaya konulmak istenmektedir.

Atatürk’ün başlattığı fakat bütün yurda yaymak için ömrünün yetmediği “CUMHURİYET KÖYLERİ” oluşturulduğu takdirde; bugüne kadar alt yapı için harcanan ve dahada harcanacak miktarın çok cüz’i bir kesimiyle hizmet ülkenin en uç noktasına kadar ulaşabilecektir. Böylece dağ başında üç beş insanın yaşadığı yerleşim yerlerinin güvenliği ve refahı için sarf edilen yüksek rakamlı harcamalar doğrudan üretime aktarılabilecektir. Nitekim ABD’de geliştirilen ve VENÜS PROJESİ olarak anılan sosyal yerleşim sistemi Atatürk’ün Cumhuriyet Köylerinin tıpatıp kopyasıdır ve başarıyla uygulanmaktadır.

Burada çalışkan Türk halkını kutsal Anadolu topraklarında açlığa mahküm eden kifayetsiz yöneticilerimize sesleniyorum. Buyrun size gerçek bir Atatürkçü olduğunuzu gösterme imkanı. Bu zamanda yapamazsanız, bir daha hiç şansınız olmaz.

Atatürkçülük uygulama ile olur. Nutukla Atatürkçü olunmaz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da üretimin sıfır olduğu, birkaç ailenin yaşadığı köy ve mezralara devletin yol, su, elektrik, okul, telefon vs. götürdüğü, ebe ve hemşire gönderdiği görülmektedir. Ayrıca buralarda sabit karakollar kurulduğu ve önemli miktarda güvenlik harcaması yapıldığı gerçektir. Dünyanın hiç bir ülkesi bu kadar zengin değildir. Bunun adı yönetim zafiyetidir.

Sonuçta; 40 yılı aşkın bir süredir ATATÜRK’ün en kuvvetli yönü olduğuna inandığım ekonomik görüşlerini her platformda savundum. Bu konuda” bu görüşlerin diğer görüşlerden her yönü ile iyi olduğunu ispat eden bir doktora tezi verdim. Konferanslarla, gazete makaleleri ile, seminerler ve televizyon programları ile ilgili ve yetkililere ulaşmaya çalıştım. Fakat başarılı olamadım. Şimdi tüm yöneticilerimizi bu alanda göreve davet ediyorum. Biliyoruz ki; milletin huzuru, güveni, refah ve mutluluğu ATATÜRK”ün gösterdiği yoldadır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Ekim 2023 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale