17 ŞUBAT 2024 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






SAVAŞ VE BARIŞ DENKLEMİ ( II )
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Millet ve kahraman çocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneği pek seyrektir. Bu milli görünüş ile daima övünebiliriz. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk – 1931)

 23 Haziran 2023 Cuma 

SAVAŞ GERÇEKTİR… AMA BARIŞ ÜTOPYADIR.

Savaş ve barış insanoğlunun günlük hayatta en çok kullandığı kavramlardır.

Özellikle BARIŞ, insanlarımız tarafından en sık kullanılan kelimelerden biridir. Bir şekilde mikrofonu ele geçiren herkes barıştan söz ediyor ve savaşı lanetliyor. “Yeter artık SAVAŞ bitsin… BARIŞ gelsin…” Söz bu. Peki doğrumu?

Hayır doğru değil. Tamamen yalan.. Tamamen hayalgücü özlemi.. Yani bir çeşit ütopya.. Çünkü, dünyada hiç bir canlı gerçek barışı görmüş değil. Ama savaşı herkes biliyor. Çünkü günün yirmidört saatinde her alanda sürdürülen savaşı bizzat yaşıyarak görüyor..

Çünkü, savaş bir gerçek olayı, hareketli bir durumu ifade ediyor. Barış ise olması şiddetle arzu edilen ama bir türlü ulaşılamayan bir durumu anlatıyor.

Bugün kullanılan çatışma yaratma metotları arasında çeşitli ideolojiler yer almaktadır. İnsanoğlu kendisi gibi düşünmeyeni kendisi gibi düşünmeye ikna edebilmek için fikir tartışması yapmaktan kaçınır. Çünkü fikir çatışması ancak konusuna hakim ve karşıt fikirler hakkında da yeterli bilgi sahibi eğitim düzeyi yüksek kişiler arasında yapılabilir.

Fikirler çok uzun ve dikkat isteyen bilgi edinme sürecinden yani yeterli bir eğitim devresinden sonra sahiplenilirler ve ancak bundan sonra karşıt fikirlerle mücadeleye girebilirler. Bir fikir sahibi kendi fikri kadar mücadele edeceği fikir hakkında da yeterli bilgi sahibi olmadıkça iki karşıt fikir arasında fikir tartışması yapmak imkansızdır.

Atatürk’e göre insanları öncelikle fikirler ve bu fikirleri sahiplenen kimseler yönetmekte ve yönlendirmektedir.

Aslında burada mücadele fikirlerle birlikte fikirleri sahiplenerek sistemi yöneten kişi veya gruplar arasında olmaktadır. Dünyadaki tehlikeli davranışlardan biri de eksik veya kulaktan dolma yarım bilgilerle fikir mücadelesine girmektir. Bu durumda ise bilgilerin değil, kaba kuvvetlerin çatışması çok doğaldır.

Bilgisiz insanların kendisi gibi düşünmeyenlere yapacağı ilk şey kaba kuvvetle korkutup sindirerek rakibe fikrini kabul ettirmeye çalışmaktır. Yani kısa ve en kestirme yolu denemektir. Nitekim günümüzde değişik ideolojilerin birbirleri ile fikir plâtformunda değil, elde silah kaba kuvvetle savaş alanındaki mücadelelerine şahit olmaktayız.

Fikir çatışmalarının ortak bir noktada birleşebilmesi idealdir ama pratikte bu imkansızdır. İşin içine kuvvet ve zor kullanılması girince karşıt fikirler arasındaki anlaşmazlıklar çok kısa sürede küçük çatışmalardan kitlesel savaşlara kadar dönüşebilmektedir. Nitekim, günümüzde ideoloji ayrılıkları savaşların ana sebebi olan ekonomik çıkarların elde edilmesi gerçeğinin yerini almıştır. Şimdi fikir ayrılıkları (ideolojiler) çatışmalarda başrolü oynamaya başlamıştır.

En geniş kitleleri etkisi altına alan ideolojiler olarak görülen dini inanç ve itikatlar; kişi ve gruplar arasındaki küçük çatışmalardan kıtalararası savaşlara kadar varan Haçlı Savaşları gibi büyük çatışmaların temel sebebi olmuştur. Tarihte bu savaşların örnekleri tüm dini inançlar arasında görülmüştür.

Günümüzde de Suriye ve Irak’ta İŞID terör örgütünün kendisi gibi düşünmeyen dindaşlarına yaptığı vahşet dünya insanlığını dehşete düşürmeye yetmektedir.

Peki nedir bu savaş ve çatışma arzusu.? Bunun sonu olmayacak mı.? İnsanlar hep birbirleri ile savaşacaklar mı.? Barış, huzur dolu ve istikrarlı ortamlara insanlar kavuşamayacak mı.?

Bunların geçerli cevabı şudur; “ Evet insanoğlu bu yer kürede kaldıkça birbiri ile daima çatışacaktır, barış ise ulaşılmak istenen bir hedef olarak kalacaktır.” Aslında insanlık tarihi tamamen insanların, toplumların ve kültürlerin birbiri ile çatışmalarının tarihidir.

Tarihte hiç bir zaman hiç bir yerde devamlı sulh ve sükûn dönemi olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. İnsanlar savaşı gerçek olarak yaşamaya ve bunun yıkımını görmeye devam edeceklerdir. Barış ise daima dillerde kalan güzel bir duygu olarak hayallerimizi süsleyecektir.

Bu durumda yapılabilecek tek şey bu çatışmaları yaratan etkenleri mümkün olduğu kadar azaltarak çatışma sonunda meydana gelebilecek tahribatı hafifletmek olacaktır.

Peki insan doğasında varolan bencilllik ve kıskançlıktan kaynaklanan ve maddi menfaat elde etmeye yönelmiş egolar olduğunu bilerek bunu çıkarları için kullananları önlememiz mümkün değil mi.?

İşte bu mümkündür? Çünkü bu gruplar kendi çıkarlarının elde edilmesinde insanlar arasındaki renk, dil veya inanış faklılığından doğabilecek muhtemel çatışmaları körükleyerek önce toplumları ve bilahare ülkeleri bir savaş alanına çevirmektedir.

Burnumuzun dibinde kendi müesses nizamı içinde yaşayan Irak halkını liderleri Saddam Hüseyin’in zulmünden kurtarmak için ABD kıtalar ötesinden geldi ve ülkeyi aylarca bombalayarak bir uçtan bir uca işgal etti. Bu silahlı demokrasi oyununa diğer ülkeleri de kattı ve koalisyon güçleri adı altında dünya ordularını bölgeye yığdı. Havadan ve karadan yapılan acımasız saldırılarla bir milyonu aşkın Irak’lı hayatını kaybederken Irak toprakları bütün tarih, kültür ve tabiat varlıklarıyla bir harabeye çevrildi.

Ülke yağmalanırken Irak halkı kendi içinde birbirine düşürülerek işgalci güçlerle değil, birbirleri ile savaşır hale getirildi. Iraklılar her alanda zayıflayıp fakirleşirken ABD kontrolündeki petrol ve silah tüccarları, para babası bankerler, medya patronları ve nihayet küresel işadamları kârlarını katladılar.

Bilindiği gibi ABD başkanı Bush, Irak’a demokrasi getirdiklerini (!) ve bu demokrasinin benzerini Büyük Ortadoğu Plânı çerçevesi içinde diğer 24 Ortadoğu ve İslam ülkesine getireceklerini dünyaya duyurdu.

Irak’ın işgâlini takiben Kuzey Irak’ta Türkiye’nin baskısından uzak kalan PKK terör örgütü ABD’nin kontrolundaki bölgede giderek güçlenmiştir. Aldığı ABD ve desteği ile silah ve kadrolarını yenileyerek giderek büyüyen PKK, yeterince güçlendiğine kanaat getirdikten sonra 2003 yılından başlayarak Türkiye’ye soktuğu militanları ile ülkemizi asimetrik savaşın harekât alanı haline getirmiştir.

Bilelim ki savaş bögemizin olmazsa olmaz kaderidir. Emperyal güçler bu derece önemli stratejik özelliklere sahip bu bölgede milli oluşumlar istememektedir. Savaşan ülkelerin kalkınmalarına, milli gelir ve refahlarını arttırmalarına imkan vermemek için tüm emperyalistler 24 saat görev başındırlar.

Düşmanımızı iyi tanırsak, milli güç unsurlarımızı da iyi bilirsek hazırlıklarımızı daha güçlü bir şekilde yapabileceğimize inanıyorum. Her ne pahasına olursa olsun bu vatanı kanımızın son damlasına kadar koruyacağız.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Haziran 2023 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale