18 AĞUSTOS 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (33)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Diyarbakır'lı, Van'lı, Erzurum'lu, Trabzon'lu, İstanbul'lu, Trakya'lı ve Makedonya'lı, hep ir ırkın evlatları, hep ayni cevherin damarlarıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1932)

 25 Şubat 2006 Cumartesi 

11 MART 2006 BİLGİ ÜNİVERSİTESİ KÜRT KONFERANSI:

Henüz gerçekleşmemesine rağmen 11 Mart 2006’da Bilgi Üniversitesi tarafından tertiplenen “Kürt Konferansı” konusundaki düşüncelerimi bu defa Psikolojik Harekât açısından irdelemek istiyorum.
Bu konferansı kimler organize ediyor? Konferansı organize edenlerin geçmişteki düşünce ve eylemleri ne idi ve bununla ne elde etmek istiyorlar? Sorularına cevap bulmamız gerekmektedir.
Bilindiği gibi Sayın Başbakan'ın bir takım aydın geçinen kişilerle yaptığı görüşmede "Kürt Sorunu" olduğunu dile getirmesi ve hiç gereği yokken kimlik kavramını ortaya atması ülkeyi içinden çıkılamaz bir kavram kargaşası içine sokmuştur.
Bu kargaşa içinde bir takım aklıevvel ve her şeyi bildiğini sanan garip kişiler Türkiye'de Türklerden başka her milletlerin bulunduğunu ve Türk adını alan bir milletin asla olmadığını tartışma cesaretini dahi göstermişlerdir. Bugün yurdumuzda "Demokrasi olmadığını" dahi savunan bir takım garip varlıklar gözlerimizin Kürt Kimliğini öne çıkartırken bu topraklarda Türk olmadığını söyleme cesaretini de sergilemektedirler.
Bilgi Üniversitesi’nin “Kürt Konferansı”nı kendilerine aydın sıfatı vermekten çekinmeyen kimlik fukarası kalabalıkların kendini inkâr eden bir seviyeye gelebilmiş olmalarının göstergesi olarak görüyorum ve gelinen noktayı küresel Psikolojik Savaş saldırılarının başarısı olarak değerlendiriyorum.
Türkiye’de etnik bölücülük faaliyetleri hızla devam etmektedir. Dağdakiler eşkıyalıkla bu fiili yaparken, şehirdekiler “demokratik haklar ve özgürlükler” kavramının arkasına sığınarak basın ve Sivil Toplum Kuruluşları aracılıyla ayni faaliyetlere alkış tutmaktadır.
Bütün tarihi ve ilmi gerçeklere rağmen günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı yürütülmekte olan bölücülük propagandasının ve faaliyetlerinin temelinde küresel emperyalist güçlerin Ortadoğu'ya ve bölge petrolüne hâkim olma politikası yatmaktadır.
Her geçen gün güçlenen, büyüyen ve etki alanını genişleten Türkiye Cumhuriyeti Devleti küresel emperyalist ülkelerin bu emellerine ulaşmaları için daima engel olmakta ve onların menfaatlerine set çekmektedir. Buna rağmen son birkaç yıldır yaşadığımız uygulamalar ile biz de kendilerine yardımcı oluyoruz..
Bilindiği gibi AB’ne üye olmak amacıyla yürütülen bir seri faaliyetlerden yasalarımız da nasibini aldı. Milli Yasalarımızı AB standartlarına getirmek amacıyla çıkartılan bir seri “ UYUM YASASI” ile devletin elini bağlayarak yönetimi AB organları eliyle paylaşmaya kadar götüren “İKİZ YASALAR” binlerce yıllık Devlet- Millet diyalogunu darmadağın etmiştir.
AB’nin kurucu ülkelerinin pek çoğunda olmayan ve olması da hiç bir zaman mümkün görülmeyen yasalar daha AB’ne girip giremeyeceği belli olmadığımız bir süreç içinde TMMM’ den hiç bir süzgece tabi olmadan dayatıldığı şekli ile geçirilmiştir.
Türk Toplumu olarak bu yasaların vebalini görmeğe başladık bile.. Bu yasalarla “Devlete küfretmek, Devlet görevlilerini tahrik ve hakaret etmek, Türk Milli benliğini zedeleyen birlik ve beraberliğimizi bozucu beyanlar vermek” artık serbesttir. Yani devletin kendi eliyle kendini kötülemeye açık kapı bırakılmıştır.
İngiltere’de ve Almanya’da sokakta dahi ana dil dışında konuşmanın yasaklandığı bir dönemde Türkiye’de Türkçeden başka dili konuşanlar için istenen ayrıcalıkların büyüklüğü insanı şaşırtacak seviyeye erişmiştir.
2006 Şubat ayında İngiltere’de çıkan yeni bir yasa ile “Terörü övmek” dahi suç oluyor ve cezai müeyyide getiriliyor. Almanya’da sokakta anadil dışında konuşma suç sayılıyor. AB’ye alınıp-alınmayacağı “İnsan hakları ve demokrasi eksikliği” gibi sebeplerle sorgulanan Türkiye'de ise “ Terörü ve teröristi övmek ve 35 bin cana malolan PKK terör örgütü ile birlikte hareket etmek” fikir ve ifade özgürlüğü olarak kabul görüyor. Ve bu maksatla yapılan eylemlere ceza verilemiyor. PKK ölülerini kaldıran sempatizan kalabalıklar ellerinde PKK bayrakları ile serbestçe dolaşabiliyor. Türk askerini şehit eden PKK’lı ölülerin cesetleri belediyelerin tahsis ettiği araçlarla taşınabiliyor.
İşte böyle dayatılmış özgürlüklerin bulunduğu ülkemizde Soros Vakfından maddi yardım aldığı hakkında kamuoyunda ciddi duyumlar bulunan bir üniversitemizde “ PKK’yı siyasallaştırmaya” yönelik Kürt Konferansının düzenlenmesi son derece normal bir hadise gibi görülebilmektedir.
Bu konferans, süresince katılımcılara bakarak neler söylenebileceğini tahmin etmek hiç zor değildir. Çünkü konuşmacıların hemen hepsinin fikirleri kamuoyu tarafından pek çok kereler değişik platformlarda dinlenmiştir. Yeni bir şey söylemeyecekleri kesindir. Çünkü bunlar eski klasik söylemlerini bilimsel bir ortamda tekrarlayarak fikirlerine bilimsel
destek vermek için davet edilmişledir. Bu yapılan ülkemize yönelik çok basit ve sade, uygulama imkanı olan bir Psikolojik Savaş operasyonudur.
Bu konferansın tertiplenme sebebi ve muhtemel sonuçları başlamadan bellidir.
Burada verilmek istenen mesaj; Bölücü örgütlere arka çıkmak ve “Bakın Türkiye’de artık her şey kolaylıkla söylenebilmekte (Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aleyhinde olduğu takdirde) ve Avrupalı dostlarımız tarafından da ciddi şekilde destek görmektedir” fikrini yayarak yandaşlarını motive etmektir..
Burada meraklılarını uyarmak istiyorum. 11 Marta kadar Türk Medyasını biraz yakından takip etsinler. Görecekleri şudur..
Müzakere basınının, ikinci cumhuriyetçilerin, diyalog bezirganlarının, sözde aydın bilim adamlarının işleyecekleri temel konu; Bu konferansın ne kadar bilimsel, ne kadar çağdaş, bölge ve dünya barışı için ne kadar gerekli olduğu ve insanlarımızın bu konferans sonunda nasıl huzur bulacakları, zaten Avrupalı dostlarımızın da böyle istediğidir..
Ayrıca bu konferansı tertiplemekle ne kadar çağdaş bir demokrasimiz olduğu bir kere daha kanıtlanmış olacaktır. Bu konferans ile; " Kuzey Irak’ta Kürt Devletinin kurulduğu ve bizim bunu tanımak zorunda bulunduğumuz, Türkiye’deki Kürtlerin de kendi kaderlerini tayin etme hakkının ikiz yasalarla zaten teminat altına alındığı, Siyasal Kürtçülüğün önünde hiçbir engelin olmadığı” da özellikle vurgulanacaktır..
Sonuç olarak;
Küresel mimarlara ve onların içerideki yandaşlarına diyorum ki;
Türkiye’de Kürt Sorunu gibi bir sorun olmadığı gibi Kürt Kimliği'nin kabul edilmesi gibi bir durum ise asla mümkün değildir. Birileri istiyor diye bizler, 12 bin yıldır anıldığımız ve tanındığımız Türk kimliğinden vazgeçecek değiliz. Bu kimliği değiştirmeye ve buna suni bir takım yakıştırmalar yapmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Buna sadece Türkiye Türkleri değil, 300 milyonluk Türk Dünyası da şiddetle karşı koyup gerçek kimliğine sahip çıkar..
Türkiye’de sadece Bilgi Üniversitesi yoktur. Anadolu’nun 81 iline yayılmış 78 Devlet ve Vakıf Üniversitemiz ve bu üniversitelere bağlı yüzlerce Fakülte, Enstitü ve Araştırma Merkezimiz vardır.
Bilgi’nin “Kürt Konferansı” diğer üniversitelerimize Türk Milli birlik ve beraberliğini gösterebilmeleri için gerçek bir şanstır.
Yapın sizde benzeri konferansları..
Ve sizler, bu vatanın evlatları olarak Devletimize, Milletimize, Kültür değerlerimize, Şehit kanı ile vatanlaşan topraklarımıza ve İstiklalimize sahip çıkın.
Bu vatanın sahipsiz ve savunmasız olmadığını küresel Psikolojik Savaş uzmanlarına gösterin. Onların satın aldığı birkaç beyinin Türk milletinin gücü karşısında bir şey ifade etmeyeceğini ispat edin.
Buna gücünüz var.
Yeter ki isteyin.
Meydanı çakallara teslim etmeyin..
Kaybolan Türklük Şuurunu canlandırıp kendimize olan güveni sağlayın. Kaybetmek üzere olduğumuz Türk'ü ve Türk Kimliğini mutlaka geri getirin..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
25 Şubat 2006 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale