24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Hamas lideri Halid Meşal'in Ankara ziyareti normal mi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Kendi kuvvetimizi göz önüne almaksızın dışardan, şuradan buradan gelecek kuvvetlere dayanarak emel takip edersek ve o kuvvetten ve o imdattan yardım da gelmezse hayal sukutuna uğrarız. Bunun için her şeyden önce, kendi kuvvetimize önem veriyoruz. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1920)

 20 Şubat 2006 Pazartesi 

HAMAS LİDERİ HALİD MEŞAL’İN ANKARA ZİYARETİ:
*** ABD Savunma Bakanlığı eski çalışanı, Ortadoğu ve terör uzmanı Michael Rubin, Halid Meşal’ın Türkiye ziyaretini tepkiyle karşıladı. Hamas Lideri Halid Meşal’in Ankara’ ya geldiğini duyduğu an şok yaşadığını belirten Michael Rubin; “Hayal kırıklığı yaşadım. Bu durum Beyaz Saray’ın PKK’yı ağırlamasıyla eş değerdir ve Ortadoğu’daki terörle savaşa zarar vermektedir. Türkiye’nin uzun yıllardır sürdürdüğü terörle mücadelesi de bundan zarar görecektir. AB bu ziyaret dolayısıyla Türkiye’ye kızgındır ve ABD Hükümeti de Türkiye’ye güvenmiyor. Kimse Türk Hükümeti’nin günden güne ne yapmaya çalıştığını anlayamıyor. AKP içindeki bazı kişiler, ABD’ye karşı farklı şeyler söylüyor. Başbakan farklı şeyler söylüyor. Türk diplomatlar farklı şeyler söylüyor”
...............................…

Michael Rubin, ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu ile ilgili politikalarının üretiminde düşünceleri dikkate alınan bir kişidir. Rubin’in yukarıdaki açıklamaları dikkate alındığında Türkiye’nin Hamas Liderini davet edip görüşmesi ülkemiz ve bölge barışı için tehlikelidir. ABD ve AB ile ilişkilerin bu ziyaret ile eskisi kadar güçlü olmayacağını açıklayan Rubin’in sözlerini teyid eder mahiyette pek çok değerlendirme ABD ve Batı basınında yer almıştır.
Bu açıklamaları yapanlar Türkiye’nin yerinden ve bölge üzerindeki tarihi misyonunu bilmeyen, bilseler bile bilmezlikten gelen, bugüne kadar yaptıkları operasyonlar ile Türkiye’ yi kendilerine bağlı bir sömürge devleti haline dönüştürdüklerini zanneden gafil kafalardır. Bu gibi küresel mimarların maşaları yurt içinde de kendileri gibi düşünen pek çok aydın geçinen entelektüel yandaş bulabilirler. Nitekim pek çok çatlak ses aynen Rubin’în söylemlerini taklit etmekte ve hatta daha da ileri giderek bu olayın “Türkiye’nin dünyadan dışlanmamasına kadar gidebileceğini” dahi söyleme cesaretini göstermektedir.
Kanaatime göre Türkiye, Ortadoğu politikaları açısından son yıllarda yaptığı en atak ve olumlu davranışı sergilemiştir. Türkiye’nin buradaki tek hatası vardır. O’da bu yerinde tutum ve davranışının arkasında devlet gibi dik durmayışıdır. Türkiye açıkça, “ Ben davet ettim. Ben konuştum. Ortadoğu’daki barışa atılacak her adımda benim söylenecek sözüm ve atılacak adımım vardır.” Diyememiştir.
Bölgedeki barış çabalarında okyanus ötesinden gelerek girişimde bulunmak serbest olacak, bu topraklarda 400 yıl tam hakimiyet kuran bir devletin mirasını devralan Türkiye’ nin sözü olmayacak. Bunu düşünmek dahi abesle iştigaldir. Türkiye dışarıdan gelebilecek tepkileri düşünerek kaçak güreşmemelidir. Bu daveti AKP değil, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaptı “diyebilmeli ve davranışının arkasında dimdik durabilmelidir. Çünkü bölgedeki barış ortamını bizim kadar arzu edebilecek ve bu yönde etkili olabilecek başka bir güç yoktur.
Hamas heyetinin gelmesi siyasi açıdan doğru bir davranıştır. Ziyaretin zamanlaması da uygundur. Türkiye’nin Ortadoğu’da bundan sonra aktif rol oynayıp önemli bir güç haline gelmesi gerekmektedir. Bunun için batı tarafından yaratılarak devamlı sıcak tutulan İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözümünde yetkili arabuluculuk ta dahil etkili ve sözü dinlenen bir ülke’ haline gelmesi kaçınılmazdır. Bu işte geç bile kalınmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurdurduğu SADABAT Paktı eğer yürürlükte kalabilse idi sorunlar zaten bu pakt içinde halledilmiş olacaktı. Bugünde sadece Ortadoğu ülkelerinin söz sahibi olduğu bölgesel bir kuruluşun yönlendirmesine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.
Basında yer alan Dışişlerinin bütün karşı koymalarına rağmen bu ziyaretin Başbakanın çevresindeki danışmanlarla kotarıldığını yansıtan diyaloglar çok yanlış ve yersizdir. Ayrıca partinin davetinin devlete mal edilemeyeceği gibi kaçak tavır ve davranmışlar Türkiye’nin hem kendi halkı üzerindeki saygınlığını ve hem de uluslararası ikili ilişkilerdeki saygınlığını zedeler.
Etkisi ve sonuçları ne olursa olsun Türkiye bu ziyaret ile Ortadoğu’daki olaylarda kendisinin de var olduğunu ortaya koymuştur. Bu davranış biçimi ciddi bir şekilde devam ettirilmelidir. Bu davranışa sahip çıkılmakla birlikte, Ortadoğu ile ilgili konuda uluslararası platformlarda bilerek ve kasıtlı olarak dışarıda tutulmaya çalışılan Türkiye’nin gözünü açması için bir şans olarak değerlendirilmeli ve olaya yönelik dış tepkiler dikkatle takip edilmelidir.
Bu arada bizi kınayan ve davranışlarımızı tenkit etmeyi adet haline getiren kendini büyük farz eden ülke yöneticilerine bir hatırlatma yapmamız gerekiyor. Ortadoğu bir İslam bölgesidir. İsrail dışında tamamen İslam ülkeleri konuşlanmıştır. Bu ülkelerin temsil edildiği İslam Konferansı Örgütünün yönetimi bugün Türkiye’nin uhdesindedir. Bu örgüt henüz Ortadoğu barışı ile ilgili aktif faaliyete geçmemiştir. Bu örgütün Türkiye’nin yönlendirmesi ile çok önemli aktiviteler uygulayabileceği asla unutulmamalıdır.

AHMET NECDET SEZER YENİDEN CUMHURBAŞKANI OLABİLİR Mİ?
*** Bülent Ecevit, Ahmet Necdet Sezer’in ikinci kez cumhurbaşkanı seçilebileceğini söyledi. Ecevit, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması halinde işlerin hiç kolay olmayacağını zira Erdoğan’ın, partisinin kontrolünü kaybettiğini bildirdi
..................………………………………

Anayasanın yürütme bölümünün Cumhurbaşkanı ile ilgili 101 inci maddesi bir kimsenin sadece bir kere yedi yıllık bir süre için Cumhurbaşkanı seçileceğini hükme bağlamıştır. Ayni madde Cumhurbaşkanının Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğretim yapmış üyeleri arasından veya bu nitelikleri haiz ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip bir kişiyi en az 110 milletvekilinin yazılı olarak aday göstermesi durumunda TBMM üyeleri dışından da seçebileceği kuralını getirmiştir.
Bu yıl görev süresi dolan Sayın Ahmet Necdet Sezer o tarihlerde Başbakan olan Bülent Ecevit’in ve partisinin önerisi ile yapılan partiler arası uzlaşı sonunda TBMM dışından Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Sayın Ecevit’in Cumhurbaşkanı Sezer ile olan diyalogları hiç de beklendiği gibi olmamıştır. Sonunda Milli Güvenlik Kurulundaki Anayasa fırlatma olayı ile ipler kopmuş ve ülke süratle bir ekonomik kriz içine sürüklenmiştir. O tarihlerdeki Başbakan Yardımcısının Cumhurbaşkanına hitaben “Seni biz seçtik. Bizim istediğimiz gibi düşünmek ve davranmak zorundasın” şeklindeki şikayetini bu millet unutmamıştır.
Peki, Sayın Sezer’in yeniden Cumhurbaşkanı seçilemeyeceği anayasa maddesi ile sabit olduğuna göre ve bugün TBMM’nin çoğunluğu elinde tutan AKP tarafından Sayın Sezer ile ilgili Anayasa değişikliği yapılması yönünde hiçbir girişim yokken Sayın Ecevit’in yukarıdaki açıklamayı yapmasını anlamak mümkün değildir.
Sayın Ecevit ömrünün son elli yılını fiilen siyaset yaparak geçirmiştir. Türk siyasi hayatındaki engin tecrübelerinden bu milleti yararlandırmasından daha doğal bir şey olamaz. Eğer bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyor ve bu bilgileri kamuoyu ile paylaşmak istiyorsa daha açık konuşmalı, bilinmeyenlerle kafaları bulandırmamalıdır.
Ülkenin yeni bilmecelere değil, bilmece çözümlerine ihtiyacı vardır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Şubat 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale