254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (26)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde külliyetli ecnebi parası ile birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye pek aşikârdır ki, milli hareketi neticesiz bırakmak, milli emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı mühim paçalarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktadır. Fakat mukaddesatını kurtarma gayesiyle çırpınan bütün millet işbu azim ve mücadele yolunda her türlü güçlükleri muhakkak ve mutlaka kırıp süpürecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (NUTUK)

 15 Şubat 2006 Çarşamba 

Psikolojik Harekat yazı dizimizin bundan önceki bölümlerinde tarifler, kavramlar, çalışma metotları, özellikleri, korunma şekilleri gibi teorik konular üzerinde genel bilgiler vermiştim. Bundan sonraki bölümlerde, ülkemize ve insanlarımıza doğrudan yönlendirilen tipik Psikolojik Harekât uygulamaları ve bizim yaptığımız birkaç Psikolojik Harekat uygulaması hakkındaki değerlendirmelerimi belirterek konuya devam edeceğim.
Psikolojik Harekât yazı dizisinin son bölümünde ise, bitti artık denilen bir milleti dirilterek yeniden tarih sahnesine sokan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Psikolojik Harekat uzmanlarına ders olacak mahiyetteki Milli Mücadele dönemi Psikolojik Harekat uygulamalarını anlatarak bu sahada neler yapmaya muktedir olduğumuz hakkında yetkililere fikir vermeğe çalışacağım.

** KURTLAR VADİSİ-IRAK FİLMİ

Bugünlerde Türkiye ve Avrupa’da pek çok sinemada oynayan ve gösterime girdiği andan itibaren yapılan büyük medya reklâmının da desteği ile izlenme rekorları kıran Kurtlar Vadisi-Irak filmini psikolojik hareket açısından incelemekle başlayalım.
Geçen hafta çok yakınımızda bulunan TİM salonlarında eşimle birlikte filmi izleme fırsatı buldum. 300 kişilik salonun yarısı doluydu. Tatil günü olmamasına rağmen salonda çocuklarda dahil olmak üzere her yaştan izleyici vardı.
Filim 4 Temmuz 2003 günü gerçekleşen 11 Özel Kuvvet mensubu askerimizin çalıştığı üssün teslim alınması ve kafalarına çuval geçirilmesi sahnesi ile başlıyor. Burada görev alan bir üsteğmenin Kurtlar Vadisi’nin kahramanı Polat Alemdar’dan yardım isteyen mektubunu müteakip intiharı ile Polat Alemdar ve ekibinin Irak’taki serüvenleri anlatılıyor.
Filmin, macera serisi bir sanat eseri olarak bende bıraktığı genel intiba çok olumlu. İyi hazırlanmış senaryosu ile vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Fakat bu filmin her yönü ile sıradan bir aksiyon filmi olmadığını anlıyorsunuz. Çünkü filmdeki olaylar ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan olayların belgesel bir formatla anlatımı şeklinde kurgulanmış şekli..
Filmde Süleymaniye Baskınını yapan Amerikalılardan bunun öcü alınıyor ve baskını yapanlar Polat ve arkadaşları tarafından şiddetle cezalandırılıyor. Türk milletinin kafasını öne eğen Süleymaniye Baskınının sanal da olsa karşılığı bu şekilde verilmiş oluyordu.
Psikolojik Harekat uygulama vasıtaları içinde en etkili olanlardan biri de Sinema Sanatıdır. Ülkeler bu sanatı her zaman başarı ile kullanmışlardır. Çok büyük paralar harcayarak hazırlanan güzel senaryolarla milletlerin tarihindeki köklü olaylar kullanılarak ülke halkının birlik ve beraberliği temin edildiği gibi hasım tarafa da korku salınır. Vietnam hezimetinden başı öne eğik çıkan ABD askerlerinin şanını Slevester Stallone’ nin canlandırdığı RAMBO tiplemesinin kurtardığı bilinmektedir. Kurtlar Vadisi’ de Rambo filmlerinin benzer bir sürümüdür.
Vatandaşların film boyunca sürekli alkışları hazırlanan senaryodan çok memnun olduklarını gösteriyordu. Hele Polat Alemdar’ın kaması Amerikalı komutanın kalbine saplandığında alkışların dozu had safhaya ulaşmıştı. Meseleye sade bir vatandaş olarak bakanlar gördüklerinden çok hoşlanmışlardı. Oysa filme eski bir asker olarak bakınca olayın rengi değişiyordu.
Filmin başlangıcında yer alan Süleymaniye Baskını sahneler beni derinden yaraladı. O esnada çuvalın çıkartılmasını değil, çuvalın daha da fazla kafama geçtiğini hissettim. Utandım. Yüzüm kızardı. Ölmeyi ve öldürmeyi bütün dünya ordularından daha iyi bilen Türk askerinin komutanlarının emri ile içine düşürüldüğü aczi görerek kahroldum.
Burada Özel Tim mensuplarına “Amerikan askerlerine teslim olmalarını” emretmek için ne gibi durumlar olduğunu bilemiyorum. Mutlaka makul bir gerekçeleri olması gerekiyor ki hiç çatışmadan teslim oldular. Nitekim sonradan bu ağır vicdani yükü kaldıramayan bir subayımızın utancından ve kırılan gururunun tamir edilememesi yüzünden intihar etmek durumu ile karşı karşıya kaldığı gösterildi..
Şimdi çok önemli bir saptama yapmak durumundayım..
Bu askerlerin öçlerinin alınması ve hala kafalarında duran çuvalların çıkartılması Polat Alemdar gibi sanal bir kahraman ve üç adamına düşmez. Türk Ordusu istenildiği ve emir verildiği takdirde Irak’ta mevcut bütün Amerikan askerlerinin tamamının kafasına çuval geçirecek güce sahiptir. Bunu halen silâhaltında bulunan bütün askerler iyi bilirler. Kendileri dururken halkın beklentilerine Kurtlar Vadisi’nin sanal kahramanlarının cevap vermesinin silahlı kuvvetlerimizi küçük düşürmüş ve birinci çuval hadisesinden daha fazla yaralamış olduğunu değerlendiriyorum. Çünkü ben dahi burada kendimi suçlu hissettim.
Benzeri bir duyguyu geçen yıl Ağustos ayında PKK’nın kaçırdığı Er Coşkun Krandi’nin serbest bırakıldığı anda yaşamıştım. Tam 24 gün PKK terör örgütünün elinde tutsak olarak bulundurulan Komando Er Coşkun Krandi kaçırıldığı Tunceli yakınlarında örgüt tarafından serbest bırakıldı. Er Coşkun’un ailesi ve yakınları olayı büyük bir sevinç gösterisi ile karşıladılar. Krandi ailesinin sevinmesi çok doğaldı. Çünkü akıbeti hakkında bilgi alınamayan evlatlarını yeniden sağ-salim yanlarında görmek güzel bir şeydi. Ama bu sevinci bize PKK örgütünün değil, bizzat Coşkun Krandi’nin silah arkadaşlarının yaşatması gerektiğini özellikle arzu ederdim..
Çünkü Er Krandi’nin kaçırılması olayına devlet olmanın etiği açısından bakıldığında görünen manzara hiç de iç açıcı değildi. Teröre karşı dünyanın en deneyimli askerlerine sahip olduğunu gururla açıkladığımız Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının hayatını karşı tarafın inisiyatifine bırakmamalıydı. Her ne pahasına olursa olsun tüm Türkiye karış karış aranmalı ve bu olayı gerçekleştirenler yakalanarak ibret-i alem için cezalandırılmalı idi.
Devlet olabilmenin ve devlet olarak kalabilmenin asgari şartı bunu gerektiriyordu. Eğer bu yapılabilse idi caydırıcı etkisiyle bir daha böyle bir olayın meydana gelmesi önlenebilirdi. Bu yapılamamıştır. Devlet eşkıyanın insafına kalmıştır, bir bakıma devlet eşkıyaya baş eğmiştir.
Aslında Er Krandi’nin başarılı bir operasyon ile kurtarılması halkın psikolojik direnme gücünü de artıracaktı. Çünkü vatandaşlarımızın devletinin gücünü görmeye ve himayesine her zaman büyük ihtiyacı vardır..
Burada ABD’nin “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin ABD toplumunda yarattığı olumlu etkiyi vurgulamak gerekiyor. ABD ordusunun bir erin hayatı için neler yapabileceğini bu filimle halkına ve dünyaya göstererek askerlerine olan güveninin devamını istemekte ve başarılı da olmaktadır..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Şubat 2006 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale