27 TEMMUZ 2017 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürk'ün Ekonomi Mucizesi - Borç batağındaki Türk ekonomisine şok tedavi (12)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer bir vatandır… Bu geniş memleketi bayındır bir hale çevirmek lazımdır. Bu halk zengin olmaya mecburdur. Memleket bayındır olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşama imkânından bahsederlerse inanmayınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 12 Şubat 2006 Pazar 

Ben günümüzde artan borç yükü altında giderek iflasa sürüklenen Türk Ekonomisinin ayağa kaldırılması ve kısa sürede dünyanın güçlü ekonomilerinden biri haline gelmesi için derhal Atatürk’ün Ekonomik Görüş ve Uygulamalarına dönülmesini öneriyorum.
Cumhuriyet tarihimizin bu en başarılı döneminin bugünümüze de ışık tutacağına inanıyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ekonomik Görüşlerinin ekonomik yaşamımıza “Şok Tedavi” sağlayacağını ve bizi çöküşten çıkartacağını iddia ediyorum.
Atatürkçü Ekonomi; kendisinden önce mevcut olan bütün ekonomik sistemleri Türk Toplumunun şartlarına ve Türk insanının kabiliyetlerine uygun bulmamış kendimize has milli bir sistem oluşturmuştur.
Bugün iflas durumundaki Türk ekonomik sisteminin yönetimi birkaç yıldır bizim kontrol ve denetimimizde değildir. Küreselleşme mimarlarının kontrolündeki Yahudi ağırlıklı yöneticilerin tepesinde yer aldığı Dünya Bankası ve IMF ülkemiz ekonomisini yönetmektedir. Yeni imzalanan anlaşma ile daha üç yıl daha IMF tam yetkili olarak T.C.Merkez Bankası içindeki bürosundan her türlü ekonomik faaliyetimizi yönetecektir..
Türkiye olarak yaptığımız sadece bürokratik bazı zorunlulukları tamamlamaktan ibarettir. Birileri bize yapmamızı zorunlu kıldığı direktifler veriyor. Bu şekilde milletimizin seksen yılda büyük gayret ve çabasıyla kurup bugünlere taşıdığı bütün milli kuruluşlarımız teker teker elimizden alınıyor, tarımımız bitiriliyor, hayvancılığımız öldürülüyor, kümes hayvancılığımız Kuş Gribine tabi tutuluyor, halıcılığımız söndürülüyor, madenlerimizi çıkarmamız engelleniyor. Sonunda borçlarımız daha da büyütülerek dışa bağımlılığımız arttırılıyor. Hem bizim nesillerin ve hem de çocuklarımızın geleceği karartılıyor.
Ekonomi yönetimimizin gaflet ve tam teslimiyet içinde olduğu açıkça görülüyor. AKP ekonomi yöneticilerine bir tavsiyem olacak. Atatürk dönemini lütfen inceleyin. Neyi, nasıl yapmış ta başarmış.? Eğer o günlere dönerseniz, bugün beceriksizce ve başkalarının telkinleri ile dağıtılan ekonomik sistemin inşası için bir başlangıç noktası bulabilirsiniz. Önemli olan çareyi dışarıda ve dışarıdan dayatmalarda değil, kendi içimizde ve kendi kaynaklarımızda arayıp bulmamızdır.
Sonuç olarak; ülkemizdeki yönetim zafiyetinden istifade ederek devamlı saldırı halinde olan dış güçlerin oyunlarını halkımız görmeli ve milli servetine bizzat sahip çıkmalıdır. Bu konuda 12 gündür devam eden yazı dizimi Sayın Başbakanın “Benim görevim ülkeyi pazarlamak” şeklinde kamuoyunda yer alan talihsiz beyanatı ile ilgili görüşlerimi belirterek tamamlamak istiyorum.
Türkiye gibi Ortadoğu coğrafyasında yer alan ( Dünyanın fiziki ve ekonomik merkezinde ) ve kendi kendine yeterli milli güç potansiyelinde sahip bir ülkenin yönetimi kolay değildir.
Türkiye'nin yönetimi için bilgi, beceri, yetenek, hırs, hoşgörü, stratejik görüş, liderlik altyapısı, sağlıklı bir beden ve bu bedene komuta eden sağlıklı bir beyine ihtiyaç vardır.
Türkiye'yi yönetenlerin çok konuşup laf üretmesi değil, çok çalışıp iş üretmesi gerekmektedir. Sayın Başbakan televizyonlardan birbiri peşine verilen konuşmasında; "Başbakanın görevinin ülkeyi pazarlamak olduğu"nu söylüyordu. Bu telafisi çok zor ve hiç söylenmemesi gereken bir sözdü ve Türkiye’nin içine düşürüldüğü ekonomik çıkmazın nedenlerinin açıkça itiraf ediyordu..
Burada pazarlanan neydi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti..
Pazarlayan Kimdi?
T.C.Devletini yönetmek üzere seçilmiş bir başbakan...
Başbakanın bu sözü ile ne ifade etmek istediğini belki aydınlar anlayabilirdi. Fakat devletin gerçek sahibi olan milletin algılaması çok zordu.
İnanmak ve okuyucularımı inandırmak isterdim ki; Sayın Başbakanımızın yaptığı yorucu mesainin verdiği yorgunluk sebebiyle bir anlık zihin bulanıklığı sonucunda istemeden ağzından böyle sözler dökülmüştür. Çünkü ben bugüne kadar Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan başka ülkesini pazarladığını söyleyen bir başbakana rastlamadım. En azından iç ve dış siyaseti kırk yıldır takip eden biri olarak bu söylemleri hiç duymadım.
Sayın Başbakan; bütün başbakanların ülkesini pazarladığını söylüyordu ama bu da doğru değildi. Emsal gösterilen ülkelerin başbakanları, ülkesini pazarlamıyorlardı. Ama ülkelerinin ürettiği mal ve hizmetleri, silahları, araç ve gereçleri, enerji kaynaklarını, nükleer santralleri ve sermayelerini pazarlıyorlardı. Aslında başbakanın kastettiği de bu olması gerekiyordu..
Ekonomik faaliyetler hükümetlerin temel faaliyet alanında yer alır. Başbakanlar da bu işin genel koordinatörlüğünü en üst düzeyde yapmak ve dış ziyaretlerle ülkesine kâr getirecek ticari anlaşmaların alt yapısını oluşturmak zorundadır. Ve buna kimsenin diyeceği olamaz..
Burada hedef; ülkesinin malını, mülkünü ve milli değerlerini her ne pahasına olursa olsun satmak değil, mallarını satıp ülkeye maddi kazanımlar sağlamak olmalıdır.
Oysa ülkemizde yapılanlar ülkeye kazanım sağlamak şeklinde değildir. Bugün yapılanlar Cumhuriyetle yaşıt milli kazanımlarımızı yok pahasına elden çıkartmak ve bir başka deyişle birilerine devretmek şeklinde algılanmaktadır..
Nitekim ülkenin bütün kazanılmış değerlerini yerli-yabancı demeden yok pahasına elden çıkarılmasını gören halkımız; başbakanlarının "ülkemizi pazarlamak" sözünden elde kalan diğer varlıklarında pazarlanarak elden çıkartılacağını anlamaktadır..
Bilindiği gibi küreselleşen dünyada küresel şirketlerin kârlarının artması için, ulus devletleri yönetmek ve yönlendirmek küresel mimarların temel hedefidir. Günümüz dünyasında milli değerleri ile ayakta kalan ulus devletler yerlerini, küresel mimarların planları doğrultusunda ekonomik pazar ekonomisine göre yeniden yapılandırılmış küçük devletçiklere devretmektedir.
Bu millet uluslararası küresel tüccar Soros'un "Türkiye'nin en iyi ihraç malı askerleridir" sözlerini unutmamıştır. Soros gibi düşünen emperyalist güçlerin ülkemizin milli değerlerini yok pahasına almak için büyük çaba harcadıklarını görmezden gelemeyiz.
Küresel güçler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sonunu getirmeden, kendi milli değerlerimize ve bu ülkeyi Kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her alanda bize yol gösteren fikir ve düşünceleri arasında en başarılısı olarak gördüğümüz Ekonomik Görüş ve Uygulamalarını kendimize rehber edinip sahip çıkmalıyız.
Dün olduğu gibi bugünde ülkemizi tam bağımsız kılacak ve saygın dünya milletleri seviyesine ulaştıracak bu görüşleri acilen halkımıza mal etmeliyiz. Çünkü başka çıkış yolumuz kalmamıştır.
Bizi bölüp parçalama gayretleri hız kazanan küresel güçleri durduracak tek silahımız Atatürkçü Düşünce altında birleşmektir..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Şubat 2006 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale