21 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Paşalarımız
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 16 Şubat 2001 Cuma 

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Muhittin Fisunoğlu'nun SÜMERBANK Yönetim Kurulu üyesi olduğu zaman meydana gelen yolsuzluklar ve usulsüzlükler dolayısıyla mahkeme önüne getirilmesi ve medyanın konuya geniş yer vermesi, bu manzarayı gören her asker gibi benide derinden yaraladı. Sokaktaki sade vatandaşın bu konudaki haklı sorularına tatmin edici bir cevap bulmakta zorlandığım için bu husustaki fikirlerimi açıklamak gereği duyuyorum.

Türkiye'de generallik;eski ve yaygın kullanılan deyimi ile PAŞA'lık çok önemli ve çok saygı duyulan bir kavramdır. Paşa'lık ; Onurlu ve feragatli her askerin rüyalarını süsleyen en son rütbedir. Fakat çok azının erişebildiği değerli bir rütbe ve bu rütbenin kendisine halk nezdinde kazandırdığı erişilmesi zor bir makamdır.

Türkiye'de son yıllarda saygın kalabilmeyi başarmış kurum ve kuruluşların başında Silahlı Kuvvetler gelmektedir. Türk Milletinin binlerce yıldan beri bozmadan günümüze taşıdığı en önemli kavram askerlik hizmetini yücelten ORDU-MİLLET kavramıdır. Millet gücünü ordusundan ,ordusuda gücünü milletinden alır.

Ordunun Türkiye'de her alandaki ağırlığı ve rolü büyüktür. Bunu herhangi bir batı ülkesiyle karşılaştırmak mümkün değildir. Bu ağırlık binlerce yıllık köklü bir kültüre sahipTürk Halkının orduya verdiği önemden kaynaklanmaktadır.

Ordunun temsilcisi Mehmetçik; Mehmetçiğin temsilcisi ise komutanlarıdır. Komutanların temsilcileri ise halk içindeki yaygın kullanımı ile PAŞA'lardır. (Generaller)

Paşa olmak hiçde kolay değildir. En az 25 yıllık başarılı bir meslek yaşamını gerektirir. İyi eğitim, öğretim, cesaret, özveri, sorumluluk, ve emsalleri arasında üstün gayretli olmayı gerektirir. Ordudaki toplam subay sayısı 30000 kişi ise generallerin sayısı bunun yüzde birine tekabül eden 300 civarındadır. Bunlardan sadece 16 tanesi en üst rütbeye yani ORGENERAL'liğe yükselme şerefine erişir. Orgenerallerden de sadece bir tanesi 4 yılda bir olmak üzere GENELKURMAY BAŞKANLIĞI'na; bir tanesine 2 yılda bir olmak ğüzere KUVVET KOMUTANLIĞI'na ulaşabilir. Genelkurmay Başkanları en az 47 yıllık bir hizmet sonunda 67 yaşında emekli olurken, Kuvvet Komutanları da en az 45 yıllık fiili hizmeti müteakip 65 yaşında emekli olurlar.

Bu makamlar; ülkemizde ulaşılabilecek en yüksek bürokratik kademeler olup, bir milletin mukadderatını elinde tutma ve geleceğini doğrudan etkileyebilme sorumluluğu bulunduğundan çok kutsal makamlardır. Halkımız binlerce yıllık geleneğine uygun olarak bu makamlara ulaşmış kişileri gözünde daima yüceltir ve ona toplum içinde lâyık olduğu değeri fazlası ile verir.

Devlete ve millete büyük bir özveri ile bir ömür boyu hizmet eden bu komutanların yaşamlarının geri kalan kısımlarında rütbe ve makamlarına yaraşır bir şekilde rahat, güvenli, huzurlu ve onurlu bir hayat sürebilmeleri için yeterli maaş verilmektedir.Ayrıca hemen hepsinin güvenli askeri mahallerde kendilerine tahsis edilen lojmanlarda ikamet etmeleri avantajıda sağlanmıştır. Yine bu komutanların hizmetlerine araç, şoför ve yakın koruma personelide tahsis edilmektedir.

Bu komutanlarımız her türlü mesleki tecrübe ve fikirlerinden istifade etmek üzere; Harp Akademileri Komutanlığı bünyesindeki Askeri Bilimler Araştırma Merkezine Onur Üyesi olarak kabul edilerek ve çalışmak isteyenlere çalışma makamı ve teçhizatı tahsis edilmektedir. Sayıları çok az olan bu değerli insanlara yapılan bu ayrıcalık çok doğaldır. Bu yüce milletin kendilerine hizmetlerinden dolayı verdiği kadirşinaslık ve kıymetbilirliğin güzel bir sonucudur. Bu uygulamanın örneklerine batı dünyasında da rastlamak mümkündür.

Paşalarımızın pek çoğu kendilerine sağlanan bu imkanları kullanarak emeklilik yaşamlarında isimlerini hiç yıpratmadan , hizmetleri hatıralarımızda en iyi şekilde yer ederek aramızdan fani dünyaya göçtüler. Büyük çoğunluk köşelerine çekildi. Çoğunun isimleri bile unutuldu. Para-pul işlerine girmediler. Mesleklerinin tabiatı icabı hiç bilmedikleri ve aşina olmadıkları siyasete atılıp kendilerini yıpratmadılar. Onlar ülkenin en büyük ve en organize teşkilatını yönetmenin verdiği gurur ve haz ile arkalarında şerefli bir isim bırakarak tarihe mal oldular. Bu mümtaz kişileri milletimiz asla unutmamıştır ve unutmayacaktır.

Hassas bir konu olarak nitelediğim ve burada vurgulamak istediğim ; bunların dışında kalıp, hırs ve ihtiraslarına mağlup olarak; siyaset ve özel sektörde görev alarak, bu görevleri gereği hem kendilerini ve hemde kendi şahışlarında yıllarca taşıdıkları şerefli üniformaya leke sürülmesine neden olan paşalarımızla ilgilidir...

Rahmetli Recep ERGUN Paşa milletvekili olmuş ve T.B.M.Meclisinde muhalif partilerin mensuplarınca adeta askeri yönetimlerin cezasını çektirircesine hırpalanmış ve hakarete uğramıştır. Yine televizyon açık oturumlarında kendisine sırf asker olduğu için saldıran kişilerin karsısındaki aczi; sadece üniforma taşıyanları değil, bütün milleti derinden yaralamıştır . Eski Genelkurmay Başkanımız Doğan GÜREŞ, iki dönemdir parlamentoda KİLİS milletvekili olarak görev yapıyor. Bu onun vatandaş olarak en doğal hakkıdır. Fakat milletin gönlünden onu milletvekili olarak görmek geçmiyor. Millet kendisinden 50 yıllık askerlik bilgi, kültür ve tecrübesini kendinden sonra gelecek kuşaklara aktarmasını bekliyor.

Askerlik yaşamlarında en son rütbeye ulaşma başarısına erişmiş komutanların siyasi hayata atılmaları daima hüsran ile sonuçlanmış ve sadece kendileri değil, taşıdıkları üniforma yara almıştır. Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve nihayet Parti Başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak'ın siyasi yaşamları mahkemede son bulmuş ve halk nezdindeki itibarları zarar görmüştür.

Yine askeri rütbelerin en yükseği olan Orgeneralliğe erişmiş Ragıp Gümüşpala, Ali Fethi Esener, Turgut Sunalp , Cemal Tural, ve Faruk Gürler'in siyasi yaşamlarıda tam bir başarısızlıkla neticelenmiştir.

Gelelim siyasetin dışındaki ticaret yapma sevdasına düşen paşalarımıza. Teoman Koman, Vural Bayazıt, Hilmi Fırat, Güven Erkaya ve nihayet Muhittin Fisunoğlu paşaların adı içleri boşaltılarak soyulan ve sonunda batırılan bankaların yönetim kurullarındaki görevlerinden dolayı gündeme geliyor. Bankayı batıran ve bugün hemen hepsi adalete önünde hesap veren ve çoğu tutuklanan kişilerin yanında paşalarımızında isimlerini görüyoruz. Bu paşaların banka yolsuzluklarına alet oldukları gerekçesi ile adalet önünde hesap verdiklerine şahit oluyoruz.

Bu komutanlar bu davranışlarıyla sadece kendilerini değil binlerce yıllık Ordu- Millet geleneğini yaralıyorlar. Milletin ordusuna karşı olan güvenini zedeliyorlar.

Çalışmak ayıp değildir. İhtiyacı olan herkesin kanun ve nizamlara göre ticaret yapması ve bu yolla ihtiyaçlarını karşılaması kadar doğal bir şey olamaz.

Fakat paşalarımız herkes değildir. Onlar bu milletin kendilerine verebileceği en üst mertebeye ulaşmışlardır. Bu millet onlara ve ailelerine bakacak kadar maaşı fazlasıyla vermekte ve yine onları korumak ve kollamak için hiç bir fedakarlıktan çekinmemektedir.

Sayın Fisunoğlu'nun batık bankalardaki yanlış işlerden sorumlu tutularak üniformaya söz getirmeye ne hakkı ve nede yetkisi vardır. Emeklilik yaşamlarını huzur ve sükûn içinde geçiren binlerce emekli subayın başlarını öne eğdirecek bir tavır içine girmelerini anlamak ve bu hırsı tanımlayabilmek mümkün değildir. Türklük ve Türkiye düşmanlarının eline koz vermeye ve milli değerlerimizi yıpratmaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum.

Bütün bu olaylardan çıkaracağımız önemli bir sonuç vardır. Türkiyede askerlik çok ulvi ve kutsal bir kavramdır. Asker daima başarılı olmak zorundadır. Binlerce yıllık geleneğimiz halkta bu imajın yerleşmesini sağlamıştır. Oysa kazanmak kadar kaybetmeninde doğal olduğu SİYASET ve TİCARET askerlikle hiç bağdaşmamaktadır.

Oysa örnek aldığımız ABD, İngiltere, İtalya,Almanya ve Fransa gibi gelişmiş batı ülkelerinde emekli askerlerin ticaret ve siyasetle uğraşması son derece normaldir. Halkın bu konuda hiç bir olumsuz tepki göstermediğide bilinmektedir.

Türkiye başkadır. Türkler başkadır. Bu ülkede askerin zihinlerdeki imajı çok farklıdır. Bu imaj sonsuza kadar değişmeden devam etmelidir. Devletin ve milletin beka'sı bir ölçüde buna bağlıdır.

Nitekim Genelkurmay Başkanı Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU konuya kibarca değindiği bir konuşmasında; " Askerlikle siyaset ve ticaret arasında büyük çelişki var. Bunu asla unutmasınlar. Aksi takdirde yıpranan ve yıpratılmak istenen; hedef alınan kendileri değil ,onların yanlışları nedeniyleTürk Silahlı Kuvvetleri oluyor."
şeklindeki ifadeleri ile konuyu bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur.

Sonuç olarak bende Sayın KIVRIKOĞLU gibi; üç beş liralık ek maddi kazanç, ya da siyasi makam hırsı uğruna bu yüce makamların yıpratılmasının uygun olmadığını düşünüyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Şubat 2001 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale