23 Mayıs 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürk'ün Ekonomi Mucizesi - Borç batağındaki Türk ekonomisine şok tedavi (2)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Milleti idarede prensibimiz milletin müşterek ve umumi fikir ve eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakiki ve ciddi olabilmesi, milletin maddi ve manevi ihtiyaç kaynaklarından gelmesine bağlıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1925)

 30 Ocak 2006 Pazartesi 

Ben artan borç yükü altında giderek iflasa sürüklenen Türk Ekonomisinin ayağa kaldırılması ve kısa sürede dünyanın güçlü ekonomilerinden biri haline gelmesi için derhal Atatürk’ün Ekonomik Görüş ve Uygulamalarına dönülmesini öneriyorum. Cumhuriyet tarihimizin bu en başarılı döneminin bugünümüze de ışık tutacağına inanıyorum.
Atatürk’ün Ekonomik Görüş ve Uygulamalarının Türk ekonomik yaşamında “Şok Tedavi” meydana getireceğini ve çöküşten çıkartacağını iddia ediyorum. Doğal olarak Şok Tedaviyi uygulamadan önce hastalığın teşhis edilmesi gerekiyor.
Türkiye’nin ekonomisindeki eksileri saymaya devam ediyorum;
- Üretemeyen tarım kesimi gayri memnundur.
- Satamayan esnaf ve sanayici gayri memnundur..
- Cumhuriyet döneminde oluşturduğumuz milli sanayimizin dev kuruluşları yerli sermaye sahipleri planlı olarak yok edildiğinden yabancı kuruluşların eline geçmeye devam etmektedir. Yani Özelleştirme adı altında Kamu İktisadi Kuruluşları yok pahasına yabancılara devredilmektedir.
- Makro ekonomi göstergeleri ve rakamlar ne kadar abartılı olursa olsun Türk toplumunun önemli bir kesimi açlık sınırında yaşam mücadelesi vermektedir.
- Ekonomimiz 2004 yılında yüzde 10 büyürken, 2005'te büyüme yüzde 5'e düşmüştür. Büyüme hızının yüzde yüz düşmesi sağlıklı bir ekonomiyi yansıtmamaktadır.
- Cari işlemler dengesinin olumsuz yapısı giderek büyümektedir. Merkez Bankası'na göre Türkiye'de sıcak para 1 yılda 23.3 milyar Dolar artarak 48.4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu kadar yüksek tutardaki sıcak paranın çeşitli riskler yüzünden yurtdışına kaçması durumunda, ekonomik bunalımların olacağı unutulmamalıdır.
- İşsizlik oranı yüzde 11 seviyesine ulaşmıştır. Son beş yıldır uygulanan IMF politikaları ekonominin sosyal yönü göz ardı edilmiş ve işsizlik artma eğilimine girmiştir..
- Vergi gelirleri içinde dolaylı vergiler giderek artmaktadır. Vergi gelirlerinin yüzde 73' ü dolaylı vergiler teşkil etmektedir. Dolaylı vergiler genel olarak vergi adaletini menfi yönde etkilemektedir. Çünkü bu sistemde az kazanan ile çok kazanan aynı vergiyi ödemektedir. Bu durum önlenmelidir.
- Ekonominin ve vergi sisteminin en önemli sorunu Kayıt Dışı Ekonomi'dir. Kayıt altına alınamayan ekonomi yüzünden yıllık vergi geliri kaybımız 75 milyar dolar civarındadır. Bazı kaynaklara göre ülkemizde ekonominin kayıt dışılık oranı %80’lere ulaşmıştır. Bilindiği gibi Kayıt Dışı Ekonomi; toplam vergide düşüklüğe ve vergi gelirlerinde yetersizliğe yol açmaktadır. Bu şekilde bütçe açıklarının kapatılması için yüksek faizle borç almaktan başka çare kalmamaktadır. Böylece borç miktarı her geçen gün artmakta ve ekonomi yönetimini içinden çıkılmaz bir hale sürüklemektedir. Bunun sonucunda da ülkemiz bütçesinin yönetimi milli politikalarına göre değil küresel güçlerin kontrolündeki IMF ve Dünya Bankası yönetimine teslim edilmektedir.
Halkımızın anlaması için bu düzeni basite indirgeyelim. Ben maaşımla ailemin geçimini yapamıyorum. Beni ve ailemi hiç tanımayan, bizim ailemizin yaşam tarzı ile ihtiyaç ve beklentilerini hiç bilmeyen komşumuz Ahmet Beye “Gel kardeşim ben elimdeki para ile ailemi geçindiremiyorum. Sen bankamatikten benim maaşımı çek ve bizi idare et diyorum.” İşte işin özü budur. “El elin eşeğini türkü söyleyerek arar” diyen atasözümüz buna tıpatıp uymaktadır. Bu gidiş sağlıklı değildir.
Sağlıklı bir çözüm üretebilmek için mevcut ekonomik sistemlerden istifade edilmesi yeterli olamadığı için biz bugünkü çıkmazlarla karşılaştık. Dolayısı ile bizim yapımıza uyan yeni ve uygulanabilir, bizim insanlarımızın karakterine uygun, insanlarımızın asgari istek ve beklentilerini karşılayabilen ve bizim yapabilme kabiliyetimiz dahilinde tamamen milli politikalar tespit tedip uygulamamız gerekmektedir.
Turgut Özal hükümetlerinden sonra büyük bir meclis çoğunluğu ile tek başına iktidar olan Ak Parti, geçen üç yıllık süre içinde kendisinden beklenen idareyi gösteremedi. Milletimin gülmeye hasret yüzünü güldüremedi.
Küresel mimarların her karışında gözü olan bu coğrafyada Türkiye gibi güçlü bir potansiyele sahip ülkenin yönetimi kolay değildir. Bazı ekonomik makro göstergelerin çok iyi olmasına, istikrarlı görünüme, Müzakere Basınının büyük desteği ile abartılı methiyelerine rağmen Ak Parti üst yönetimi ülke yönetiminde başarısız olduklarını bilmekte ve istediklerini yapamadıklarının farkındadır.
Bilindiği gibi tek parti iktidarının siyasetteki karşılığı daha hızlı ve kesintisiz hizmet üretilmesi demektir. Sağlanan siyasi istikrar ile artan işgücü sonucu halkımızın cebine daha çok para girecek ve daha çok refah bütün ülkede yaygınlaşacaktı. Ekonomik zorluklarını atlatan halkımız yıllardır kendisine güç anlar yaşatan anarşi ve terör örgütlerini besleyen "yoksulluk ve fakirlik şartları" da ortadan kalkacağı için daha güvenli bir ortama kavuşacaktı.
İçeride bunlar olurken halkının desteğini arkasına alan iktidar, dışarıda daha dik duruş sergileyecek ve ülkenin menfaatlerini dış tesirlere karşı daha iyi koruyacaktı. Bütün bunlar olması gereken ve beklenen sıradan gelişmelerdi. Ve görünürde Ak Parti'nin büyük hizmetlerini önleyecek hiçbir engel yoktu.
Düşünen beyinler ve gören gözler üç yıldır tek başına iktidar olan Ak Parti'nin bütün iyi niyetine rağmen içeride ve dışarıda yaptığı büyük hatalara bakarak bu partide siyasi tecrübe noksanlığının had safhada olduğunu, yani parti yönetim kadrolarının iktidar için henüz hazır olmadığını tespit etmişlerdir.
İşte tam bu noktada elimizde hemen kullanabileceğimiz her yönü ile denenmiş ve başarı olduğu ispatlanmış bir ekonomik sistem bulunduğunun artık farkına varmamız gerekmektedir.
Bu sistem Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923-1938 arasında ortaya koyup fiilen tatbik edip başarısı kanıtlamış bir sistemdir. Bu sistemin mutlaka yeniden uygulanması gerekmektedir.
Bazı aklıevvel ve bilgisi kendinden makul aydın geçinen titr ve makam sahibi bazı aydınlarımızın, sadece 68 yıl önce yürürlükte olup başarısını kanıtlamış olan “Atatürk’ün görüş ve uygulamalarını çağdışı ve devrini tamamlamış olarak ve sadece o günün şartlarında kullanabilen şeylerdi” demelerine karşı isyan etmemek mümkün değildir.
Oysa bunların kabul ettiği ve halen uygulayarak bizi bugünkü açmazlara sürükleyen ekonomik sistem olan Kapitalizmin yaşı 230 ‘dur. Bu sistemin fikir babası Adam Smith içinde yaşadığı İngiliz toplumunun isteklerine ve kabiliyetine göre bir sistem düşünmüştür. Atatürk dönemini tarihte kalmış diye aşağılayan bu gafiller Kapitalizmi çağdaş ve modern olarak ifade etmekle gaf üstüne gaf yapmaktadırlar.
Ve akıllarınca Gazinin Ekonomik görüş ve düşüncelerini aşağılamayı çağdaş bilimsel düşünce olarak görüyorlar.
Ben bütün içtenliğimle bunlara; “Hadi canım sende” diyorum.
Bu beyinleri örümcek tutmuş sözde bilim adamlarını şiddetle kınıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Ocak 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale