24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürk'ün Ekonomi Mucizesi - Borç batağındaki Türk ekonomisine şok tedavi (1)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Milleti idarede prensibimiz milletin müşterek ve umumi fikir ve eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakiki ve ciddi olabilmesi, milletin maddi ve manevi ihtiyaç kaynaklarından gelmesine bağlıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1925)

 29 Ocak 2006 Pazar 

Ben artan borç yükü altında giderek iflasa sürüklenen Türk Ekonomisinin ayağa kaldırılması ve kısa sürede dünyanın güçlü ekonomilerinden biri haline gelmesi için derhal Atatürk’ün Ekonomik Görüş ve Uygulamalarına dönülmesini öneriyorum. Cumhuriyet tarihimizin bu en başarılı döneminin bugünümüze de ışık tutacağına inanıyorum.
Atatürk’ün Ekonomik Görüş ve Uygulamalarının Türk ekonomik yaşamında “Şok Tedavi” meydana getireceğini ve çöküşten çıkartacağını iddia ediyorum. Doğal olarak Şok Tedaviyi uygulamadan önce hastalığın teşhis edilmesi gerekiyor.
Enflasyonun tek haneli rakamlara düşmesi ve buna paralel olarak faizlerin indirilmesi, paralardan altı sıfırın atılarak kuruşlu günlere dönmemiz elbette hepimizi sevindiriyor ve gururumuzu okşuyor. . Ama sevinemediğimiz şeyler çok daha fazla.
İç ve dış borç miktarının artması ile birlikte IMF( Uluslar arası Para Fonu) ve Dünya Bankasının kıskacı giderek daralıyor. Ekonomi yönetimini tamamen bu kuruluşlara devrederek ekonomi yönetiminde tamamen devreden çıktığımız bir gerçek..
Peki, nereye ve ne zamana kadar bu teslimiyet sürecek. İşte bu bilinmiyor. Çünkü her geçen gün bu iki kuruluşa bağımlılığımız artıyor.
2005 yılının ekonomik göstergelerinde ithalat ve ihracatımız arasındaki açık tarihi bir rekor kırarak ilk defa 40 Milyar Doları aşıyor. Gönlümüz bu 40 Milyar doların açık değil fazla olmasını istiyor. Ama ne yazık ki bu rakam açığı gösteriyor.
Bir diğer rakam ise ithal edilen malların cinsi ile ilgili. Buna göre ithal ürünlerinin % 72’sinin ihraç ürünlerine ham madde olarak kullanılmak üzere satın alındığını görüyoruz.. Burada da bir çarpıklık hemen göze batıyor. Bu çarpıklık fark makasının giderek açılması sonucunu doğuruyor.
Nüfusumuz artarken ve vergi oranları inanılmaz boyutlara ulaşırken, vergi verenlerin sayısında her geçen gün azalma oluyor. Yani Türk ekonomisindeki kayıt dışı rakamları her gün yeni rekorlar kırıyor. Kayıt dışı ekonominin piyasada kullandığı paraların oranının kayıt altındaki paradan çok daha fazla olduğu ekonomi bürokratlarınca dile getiriliyor. Fakat kayıt dışını kayıt altına almak için hiçbir çaba gösterilmezken kayıt altındakiler vergi yükü altında bezdiriliyor.
26 Ocak 2006’da haber bültenleri Doğalgaz Şokundan bahsediyor. Başbakan Erdoğan ve Enerji Bakanı Hilmi Güler' in doğalgazda bir sıkıntı olmadığını söylemesine rağmen, basında doğalgaz verilemediği için kapanan dev sanayi tesislerimizin isimleri sıralanıyor. Önce Rusya ve ardından İran’ın doğalgaz vanalarını kısması ile yılın en soğuk günlerinde ekonomik hayat durma noktasına doğru giderken insanlarımız soğukla mücadele tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor.
Birdenbire maruz bırakıldığımız “Sanal Kuş Gribi” salgını sonucunda halkımızın en yaygın et tüketimini sağlayan Kümes Hayvancılığı bitirildi. Sektörde milyonlarca tavuk, ördek, kaz ve hindi imha edildi. Bir o kadarı da imha edilmeyi bekliyor. Sektörün eski haline dönmesi çok zaman alacağı hakkında uzmanlar görüş bildiriyorlar..
2005 işsizlik verileri yayımlandı. İşsiz sayısı 2.5 milyona dayanırken, işsizlik oranı da yüzde 10.1 ‘e ulaşıyor. Geçen Temmuzdan bu yana, hem işsiz sayısı artıyor, hem işsizlik oranı, hem de istihdam düzeyi düşüyor. Yani işe istihdam düzeyinden bakanlar açısından da durum kötüleşiyor. Yani büyüme olmasına rağmen işsizlik düşürülemiyor.
Bu olumsuzluklara rağmen çok iyi bir göstergemiz var. Borsamız rekora (!) doymuyor. 26 Ocak 2006 tarihli gazetelerden aldığımız bilgiler şöyle; Borsa dün 46 bin puanı geçerek yeni bir rekor kırdı. Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, Türkiye ile fiili müzakerelere ilkbaharda başlanabileceği yönündeki açıklaması, petrol fiyatlarındaki gevşeme ve dünya borsalarının yükselişe geçmesi İMKB'ye moral verdi. İMKB - 100 Endeksi dün yüzde üçlük bir artışla 46 bin puana ulaşarak yılın sekizinci rekorunu kırdı.
Hisse senetleri yılbaşından bu yana ortalama yüzde 15 prim yapmış. Demek ki bütün kötü göstergelerine rağmen borsamız geçen 25 gün içinde çoğunun yabancı olduğu bildirilen iştirakçilerinin zenginliğine %15 katkıda bulunmuş.
Piyasada her çeşit mal var. Dükkânlar her türlü ihtiyaç malının bin bir çeşidi ile ağzına kadar dolu. Hiçbir malın sıkıntısı çekilmiyor. Büyük şehirlerimizdeki alışveriş merkezleri bilhassa tatil günleri hıncahınç doluyor.
Yollardaki araç trafiği yüksek benzin fiyatlarına rağmen artarak devam ediyor ve büyük bir canlılık izlenimini veriyor.
Gazetelerin emlak ilanlarındaki hareketlilik ise gözlerden kaçmıyor. Enflasyon düşüşü ile emlak piyasasındaki fiyatları tutmak mümkün değil.. Ülkemin insanları için isteyene dağ başında isteyene orman içinde, isteyene deniz ve göl kıyısında muhteşem villalar yapılıyor. En düşüğü beş yüzbin dolar olan bu ultra lüks malikâneler kapanın elinde kalıyor.
Sayıları her geçen gün artan yeni zenginlerimiz dünyanın gözde tatil merkezlerinde harcadıkları olağanüstü meblağlar yüzünden çok el üstünde tutulmaya devam ediliyor.
Büyük kentlerimiz dış görünümleri ile Avrupa benzeri bir görünüm kazanıyor. Her köşe başında 25-30 katlı iş merkezi inşaatları (içleri boş olsa bile) görülüyor. .
Gerçekten ortada dolaşan rakamlar ve göstergeler çok güzel.
26 Ocak tarihli bir diğer haber ise geleneksel Davos Toplantısı ile ilgili. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu’na katılmak üzere Davos’a gidiyor. Başbakana eşi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, danışmanı Cüneyt Zapsu eşlik ediyor.
Küresel güçlerin dünyayı kontrol etmek ve küresel şirketlerin ülkelerden alacağını son kuruşuna kadar tahsil etmek amacıyla oluşturulan Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kuruluşların bugün tam yetkiyle etkin olarak çalıştığı tek ülke biz kaldık.
Tamamen verdiği borçların nasıl geri alınabileceğine yönelik planlar hazırlayıp bunu gittiği ülkelerde bire bir uygulatan, aslında ekonomiyi canlandırmak ve kalkındırmak gibi bir işlevi olmayan bu kuruluşların ekonominin sosyal hayata yansımaları ile ilgilenmediği de bir gerçek. Bunların bugüne kadar gittiği ülkelerde somut bir başarısı da görülmüş değil. Nitekim bizim dışımızda bunların kıskacında çırpınan bizden başka ülke de kalmadı.
Ekonomi yönetiminin başında bulunan yetkililerimizin çizdikleri tozpembe tablolar ve verilen rakamlar gerçekten müthiş bir iyileşmeyi işaret ediyormuş. (!!!)
Bunlara göre, Türkiye ekonomisi bütün dünyaya örnek olabilecek muhteşem bir başarı gösteriyormuş ( ! )..
Görünen manzara bu.. Ama gerçek bu mu?
Bunu da yarın inceleyelim.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Ocak 2006 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale