29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Şimdi sıra ordunun temeli olan disiplini bozmaya mı geldi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)

 27 Ocak 2006 Cuma 

Dünyada küresel güçlerin ele geçirmek ve kontrol altında tutmak için büyük çabalar harcadığı ve bu çabaların Afganistan-Irak işgalleri ile fiiliyata döküldüğü bir coğrafyada konuşlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliğini sağlayacak yegâne kuruluşu Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Dünyadaki benzeri bulunmayan Türk Ordusu; 12000 yıldır tarih sahnesinde yer alan Türk Milletinin ORDU-MİLLET vasfı ile karakterize edilmiş bir bölümüdür.
Türk Ordusu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bel kemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Bu müessesenin görevini Gazi Mustafa Kemal Atatürk yukarıdaki ifadeleri ile açıkça belirlemiştir. Bugün bu görevde değişiklik gerektiren önemli hiçbir gelişme yoktur. Aksine her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir Silahlı Kuvvetlere olan ihtiyacımız ortaya çıkmıştır. Çünkü sadece çevremizdeki küresel saldırılarla meydana gelen sıcak gelişmeler dahi bize bunu dikte ettirmektedir.
Ordularımız Cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır.
Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu yüce müesseseye gözbebeğimiz gibi bakmalı, O'nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi takdirde Cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin devleti ve milleti içindeki önemini iyi kavrayan küresel güçler, içerideki yardakçılarını da kullanarak,“Barış - Demokrasi - İnsan Hakları” gibi insani değerlerin arkasına sığınarak bu gücü tamamen etkisiz kılmayı ve bunun sonucunda ülkemizin tamamını hiç bir direniş görmeden teslim almayı hedefliyorlar.

211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun iki maddesine göz atalım.

Madde 1 - Türk Silahlı Kuvvetleri: Kara (Jandarma dahil), Deniz ve Hava Kuvvetleri subay, askeri memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askeri öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı devlet kuvvetidir.

MADDE-35: Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.

Ordunun görevi burada açıkça bellidir. Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği ve yukarıda belirttiğim değişmez görevi de vardır. Halkımız en güvendiği kuruluş olarak daima Ordusunu görmekte ve bunu bütün tutum ve davranışlarıyla göstermektedir.
Halkın kendi içinden çıkarttığı ordusunu sahiplenmesi küresel güçlerin oyunlarının önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Bununla birlikte AB ve ABD her fırsatta Türk ordusunu güçsüz ve zayıf gösterecek operasyonları uygulamayı adet edinmişlerdir. Bunun çok önemli iki örneğini geçtiğimiz günlerde yaşadık. Bizim içine girmeye çalıştığımız, onların almamak için direndiği AB’nin iki densiz ve dengesiz kararı ordu üzerinde oynanan oyunları bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur.
İşte bunlardan birincisi, Gökçer Tahincioğlu’nun haberi;

“AİHM'DEN ASKERİ DİSİPLİN SİSTEMİNİ DEĞİŞTİREBİLECEK KARAR”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), komutanı tarafından hapisle cezalandırılan askere Türkiye'nin tazminat ödemesine hükmederek, askeri disiplin sisteminin esasını oluşturan "Oda Hapsi" uygulamasını temelden değiştirebilecek bir karara imza attı.
Uzmanlar, yetkili ve bağımsız bir mahkeme dışında kimsenin hürriyeti bağlayıcı ceza veremeyeceği gerekçesine dayanan kararın, disiplin sistemini kökten değiştirebileceğini belirtti.
1967 doğumlu, Edirneli A.D, 1994'te askerlik hizmetini "çavuş" rütbesiyle yaparken, bir yarbay tarafından disiplinsizlik nedeniyle 21 gün hapisle cezalandırıldı. Karara yaptığı itirazlardan sonuç alamayan A.D, 1995'te de benzer bir disiplin cezasına mahkûm edildi. A.D. askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, 1996'da AİHM'ye başvurarak, yargı organına dayanmayan cezalar nedeniyle Türkiye'den tazminat talep etti.
AİHM 3ncü Dairesi, Türkiye'yi A.D'ye masraflarla birlikte toplam 3 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti. Kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 inci Maddesine göre bir kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakabilecek her türlü kararın mutlaka bir mahkeme tarafından verilmesi gerektiği belirtildi.
Kararda, hapis cezalarının idareden bağımsız bir yargı organınca verilmesi gerekliliği vurgulandı. Askeri sistemlerdeki aksi yöndeki disiplin uygulamalarının AİHS'ye aykırı olduğu kaydedildi.
Askeri Ceza Kanunu'nun 165. maddesine göre, TSK'daki her rütbeden askere, üst rütbeli amirleri tarafından "oda hapsi" cezası verilebiliyor. Yasanın 171. maddesinde, hangi rütbelinin, hangi astına ne kadar ceza verebileceğinin sınırları çiziliyor. En yüksek rütbeli, en düşük rütbeliye herhangi bir yargı kararı olmadan en fazla 4 hafta oda hapsi cezası verebiliyor.
Yeni TCK'da kısa süreli hapis cezalarının yerine, farklı hizmetlerde çalıştırma gibi yaptırımlar getirilmiş ve bunun tüm yasalar yönünden bağlayıcı olduğu kuralı konulmuştu. Ancak Askeri Ceza Kanunu, disiplin uygulamalarının değişmemesi için çıkarılan ek yasayla kuraldan muaf tutulmuştu.
AİHM'de Türkiye'nin avukatlığını yapan Şükrü Alpaslan da kararın emsal niteliğinde olduğunu belirterek; Benzer şekilde cezalandırılanlar mahkemeye başvurabilir. Mahkeme bu yorumunu yerleşik bir karara dönüştürürse, tazminat kararları Türkiye'yi zorda bırakabilir dedi.”

30 yıllık askerlik hizmetim esnasında hiç uygulamadığım, fakat her üst ve amirin disiplini tesiste en büyük güvencesi olarak gördüğü bu ceza sistemini değiştirmek isteyenlere de “PES DOĞRUSU” diyorum. Biz Türk Silahlı Kuvvetlerinin dünyaca meşhur “Disiplinli Ordu” olarak tanınmasını işte bu son derece caydırıcı DİSİPLİN CEZALARI’na borçluyuz.
Komutanlar emrindeki askerleri gözünü kırpmadan ölüme göndermek zorundadır. Bu ise disiplinin mutlak tesisini zaruri kılar. Herkesin gerçek lider olmadığı düşünürse bu gibi zecri tedbirlerle disiplinin sağlanmasını askerliği doğal sonucu olarak görmek gerekir.
Adamlar iyi incelemişler ve ordumuzun disiplininin temelini tespit etmişler ve şimdi de “bunu kaldırın” diyorlar.
Bende diyorum ki bu maddeleri kaldırmak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Lağv edilmesi, yani tamamen ortadan kaldırılması ile eş değerdir. Bu maddeyi kaldırmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini değerlendiriyorum.
Gelelim ikinci önemli karara.. İşte 24 Ocak 2006 Salı tarihli medyada yer alan haber;

“ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, askerlik yapmak istemeyen bir kişiye zorla askerlik yaptırdığı gerekçesiyle Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme, bu konuda yeni bir yasal düzenleme gerektiğini de kaydetti.
Savaş Karşıtları Derneği üyesi Osman Murat Ülke tarafından 1998’de Strasbourg’da açılan davanın kararı açıklandı. Türkiye, AİHM’de ilk defa vicdani ret konusunda mahkum oldu. Davacı felsefi görüşlerini ve barışçı olduğunu öne sürerek üniforma taşımayı, askerlik yapmayı reddetmiş, bu nedenle toplam 700 gün hapis yatmıştı.
AİHM ise bugünkü gerekçeli kararında bir ülkenin zorla bir vatandaşına askerlik hizmeti yaptırmak istemesini kötü muamele olarak niteledi ve Ankara’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muameleyle ilgili 3’üncü maddesini ihlal ettiğine hükmetti.
Emsal oluşturma bakımından önemli olan karar nedeniyle Ankara, davacıya toplam 11 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm oldu.
Mahkeme ayrıca Ankara’ya yasal değişiklik mesajı verdi. Vicdani ret konusuyla ilgili olarak Türk sivil yasalarına değinen AİHM, konunun sadece askeri konularla ele alınmasının yetersiz olduğuna işaret etti. Eğer Türkiye’de alternatif bir hizmetin gündeme gelmemesi halinde, AİHM’e gelen davaların da, otomatik olarak Ankara’nın aleyhinde sonuçlanabileceği ifade ediliyor.”

Şimdi düşünelim. Dört bir yanından tehdit edilen dünyanın merkezindeki bu toprakları ve kutsal devleti biz nasıl ve kimle koruyacağız.?

İsteyen askerlik yapsın, istemeyen yapmasın mı diyeceğiz.? Dışarıdan paralı asker mi tutacağız.? Yoksa bu işi müteahhide mi devredeceğiz?
İnsanın aklı ve mantığı bu cüreti kabul edemiyor.

Sonuç olarak;
Türkiye’nin en köklü müessesesi olan Türk Ordusu milletinin bağrından çıkmıştır. Ve milletini temsil etmektedir.
Türk Milleti ordusunun güçlenmesi ve kuvvetlenmesi için varını yoğunu verirken, Ordusu da milletine ve şanlı tarihine lâyık olabilmek için var gücüyle çalışmaktadır.
Yukarıdaki iki karara boyun eğip kabul etmenin, bu ülkenin teslim evrakını imzalamak olacağını değerlendiriyorum.
Milletimizin kendisini boyunduruğuna almaya çalışan küresel güçlerin bu menfur teşebbüsünü asla kabul etmeyeceğine inanıyorum..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Ocak 2006 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale