27 HAZİRAN 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ülkemizde ciddi sağlık sorunlarımız vardır. Sağlık dosyası - 5
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Sağlık ve sosyal yardım hususlarında takip ettiğimiz gaye şudur; Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, nüfusun arttırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinç ve çalışmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetiştirmesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1922)

 19 Ocak 2006 Perşembe 

“Sağlıklı Yaşam” konusunda birçok bilimsel araştırmaya imza atan değerli bilim adamı Doç. Dr.Sayın Kemal Yeşilçimen’in “Küresel Sağlık Planı Türkiye Uygulaması” başlıklı araştırma yazısından alıntılarla içinde bulunduğumuz sağlık durumunu irdelemeye devam ediyorum;

“ KÜRESEL ve YERLİ İLAÇ SAVAŞI
- Türkiye’nin 7,2 milyar $ olan ilaç tüketiminin 4 milyar $’ı küresel şirketlere aittir. Küresel şirketlerin % 60 olan pazar payı her geçen yıl artmakta, küresel şirketler tarafından yutulan yerli ilaç şirketlerinin pazar payı ise her yıl azalmaktadır. Yerli ilacın ithalatı karşılama oranı % 10'un altında olduğu için pazar genişlemesi küresel sektöre yaramaktadır..

- Serbest eczanelerden ilaç alımı uygulaması ile SSK'nın 2 milyar dolar olan yıllık ilaç harcaması iki katına çıkacaktır. Hâlbuki Veri imtiyazı olmasaydı tüm ülkenin ilaç faturası dörtte bire düşerdi.

- SSK’daki ilaç geri ödemeleri 60 güne çıkmıştır. Bu süre 6-7 ay olursa eczaneler batabilir.

- Artan ilaç ve sağlık harcamalarının yükü yurttaşların üzerine binecektir. Katkı payları, cepten ödemeler artacak, sağlık ve sosyal güvenlik primleri yükselecektir.

SOSYAL GÜVENLİKTE ALARM:
- 7 milyon çalışandan kesilen prim ilk kez, 4 milyon emeklinin bile maaşını karşılayamaz hale gelmiştir..

- 2004 Ocak-Mayıs döneminde prim gelirleri emekli aylığı ödemelerini karşılarken, 2005’in ilk beş ayında karşılama oranı ilk kez yüzde 91'e düşmüştür. SSK, emekli ödemelerinin yüzde 9’luk kısmını ve katrilyonlar tutan sağlık harcamasını hazine yardımı ile karşılamak zorunda kalmıştır.

- Son 10 yılda SSK açığı için 70 milyar $ harcanmıştır. Bu para hazineden ödenmektedir. Türkiye, genç nüfusu nedeniyle sosyal güvenlik açısından çok avantajlı olması gerekirken, durumu çok kötü olan bir ülkedir.

- Nüfusu giderek yaşlanan Avrupa ülkeleri, sosyal güvenlik sistemindeki açıkları kapamak için kara kara düşünürken “Erken emeklilik” ve “ithal ürünlere bağlı artan sağlık harcaması” sosyal güvenlik sisteminin dengesini bozmuştur.

- Sosyal güvenliğin açık vermemesi için en az 4 çalışana 1 emekli düşmelidir. Türkiye'de bu denge 2’ye 1'in bile altındadır.

- Sosyal güvenlik açıkları, faizden sonra en büyük kara deliktir 2025 yılında emeklilerin maaşını ödemek için 30 milyon kişinin prim ödemesi gerekiyor ki bu imkânsızdır.

- Sosyal Güvenlik Primlerini artırmak ise kayıt dışı çalışan sayısını artırarak ters etki yapmaktadır. Meydana çıkan açık IMF ve Dünya Bankası tarafından sürdürülemez olarak görülmektedir.

- Açıklar kapatılamaz hale gelirse ne olacaktır? Hazine "Bu sistemi artık ben finanse edemem, sosyal güvenlik kurumu kendi yağı ile kavrulmak zorunda" derse ne olacaktır?

- Sağlık harcamaları kısılacak, katkı payı alınacak, emekli maaşları tırpanlanacaktır.

- Sosyal güvenlik devletin görünmeyen temelidir. İşçi, memur, subay, polis, emekli milyonlarca kişinin sosyal güvenlik sisteminin çökmesi nedeniyle sosyal güvenlikten yoksun kaldığını, maaş, ilaç ve sağlık hizmeti alamadığını bir tablonun varlığı uzak değildir.

- Böyle bir meydana geldiği farz ve kabul edersek, bu durumda ulus devlet çöker, ulusal her şey sona erer. Çünkü sosyal güvenlik devlet demektir.

Şimdi yine Sayın Doç.Dr.Kemal Yeşilçimen’in çalışmalarında yer alan bazı çarpıcı görüşlere, yani yabancı uzmanların sağlık değerlendirmelerine göz atalım;

Avustralyalı eleştirmen Ray Moynihan ve iki uzman doktorun değerlendirmesine göre hastalık ticaretinde aşağıdaki beş kural geçerlidir. Bunlar;
- Yaşamın doğal süreçleri tıbbi sorun olarak lanse edilmektedir.

- Ender görülen semptom ve sendromlar yaygın görülen hastalık olarak tanıtılmaktadır.

- Kişisel ve sosyal problemler, tıbbi sorunlara dönüştürülmektedir.

- Risklerle ilgili değerler düşürülerek hastalığa dönüştürülmektedir.

- Günlük yaşamda olağan belirtiler hastalık belirtileri olarak sunulmaktadır.

Artık her hastalığın bir ilacı her ilacın da bir hastalığı vardır:

- Endüstri ülkelerinde yeni hastalıkların tanısında önemli bir patlama yaşanıyor. Neredeyse her hafta, yeni bir "hastalık geni" keşfedilmektedir. Bulaşıcı hastalık, sendrom gibi yaklaşık olarak 30.000 yeni hastalık keşfedildi.

- Bu gelişme İngilizce'de "disease mongering" yani hastalık ticareti diye adlandırılır.

- İster toplum fobisi olsun, isterse internet bağımlığı, yüksek kolesterol seviyesi ilerleyen depresyon, romatizma veya ereksiyon bozukluğu olsun Tıp birlikleri, hasta dernekleri ve ilaç firmaları sonu gelmeyen medya kampanyalarıyla kamuoyunu hızla yayılan hastalıklar konusunda uyarmakla meşguldür.

- İspanya'da çalışan psikoterapist E. Neumann, dinlendirici ortama rağmen insanların "Cennet depresyonu" yaşadıklarını fark etmiş ve buna boş zaman hastalığı “Leisure Sickness" adını vermiştir.

- Semptomlar, yorgunluktan, baş ve eklem ağrısı, kusma ve depresyona kadar uzanmaktadır. Ayrıca tatil yerleri salgınların hızla yayıldığı bölgeler olmaları yüzünden riskli sayılmaktadır.

- Tıptaki gelişmeleri teşvik eden yalnızca piyasa kuralları değildir. Kanser gibi hastalıkların kesin tedavisi başarısız olunca, tüm araştırma çabaları boşa gidince ister istemez sağlıklı insanlara yönelim başlamıştır...”


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Ocak 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale