23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Beklenen Fransız oyunu
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Ocak 2001 Pazar 

"TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR..."

18 Ocak 2001 tarihinde Fransa Parlamentosundan çıkacağı her haliyleönceden belli olan tek cümlelik "Fransa 1915'te Ermenilerin soykırıma uğradığını kabul eder" şeklindeki kanun tasarısı 587 üyelik Fransız Parlementosunun 51 üyesinin katıldığı toplantısında oybirliği ile kabul edildi ve yasalaştı. Bu katılım parlamentonun sadece % 9 'nu teşkil ediyorsada, tasarı usulüne uygun olarak parlamentodan geçti. Büyük bir ihtimâl ile Cumhurbaşkanının onayını müteakip 15 gün işinde kesin şeklini alacak ve yürürlüğe girecektir.

Türkiye için son derece hassas olan ERMENİ SOYKIRIMI konusuna ilişkin olarak sitemizde, 23 Eylül ve 5 Ekim 2000 tarihli yazılarımla o zaman güncel olan Amerikan Kongresinde alınacak benzeri bir karar dolayısıyla detaylı olarak bilgi vermiştik. Konu sadece bizleri değil, gelecek nesillerimizide ilgilendirip onlarıda etkileyeceğinden sürekli yazacağım ve güncelliğini muhafaza ederek ilgililerimizi uyarma görevimi yerine getireceğim.

Fransa ile her alandaki ilişkilerimiz son yıllarda son derece iyi ve uygar ölçülerde gelişiyordu. Carrefour, Renault, Elf gibi dev Fransız firmaları yanında, Fransız silah sanayi firmaları Türkiye ile yaptıkları ticaretten çok memnundu. Ayrıca birbiri peşisıra gelen uzatmalı bayram tatillerinde Paris başta olmak üzere tatillerini Fransa sahillerinde geçiren High-Society mensubu Türkler Fransız hazinesine çok yüklü paralar aktarıyordu. Büyük sanatçılarımız 15 günde bir sahne kostümlerini yenilemek üzere Paris sokaklarını arşınlarken, yeni zenginlerimiz Güney Fransa sahillerinde hafta sonunu geçirmek için villa yaptırabilmek amacıyla birbirleri ile yarışıyorlardı. Diğer bir deyişle 1900'lü yılların Fransız hayranlığı ve Frenk Modası yeniden canlanır gibi olmuştu.

1973 yılında başlayan ASALA terörüne yardım ve destek veren Fransada Türk diplomatları ve masum vatandaşlarımız hunharca katledildiği dönemlerde bozulan ikili ilişkilerimizin, yeniden iki büyük ülkeye yaraşır bir seviyeye yükseldiği bir durumda çıkarılan bu yasanın anlamını kavrayabilmek sade vatandaşımız için pek kolay olmasa gerek.

Şunu öncelikle söyleyelim ki bu yasa Türkiye'ye hiç bir zarar vermez. Aksine son günlerde dağılmış gibi görünen Türk iç kamuoyunu biraraya getiren ve bütünleştiren bir fayda sağlayacağından olumlu katkıları da var olarak kabul edilebilir. Oysa Fransa'ya ve örnek olduklarını sandıkları dostları Avrupa Birliği ülkelerine ve en çokta halkı şu anda açlık ve sefalet içinde bunalan ERMENİSTAN'a çok şey kaybettirecektir. Bu peşinen bilinmeli ve atılacak bütün adımlar buna göre planlanmalıdır.

Fransa'nın ve ayni pakt içinde müşterek düşmana yanyana birlikte savaşacağımız tam 50 yıllık NATO müttefiklerimizin son günlerde hakkımız olan Avrupa Birliği üyeliğimiz için yaptıkları zırvalıklar gözönüne alındığında alınan bu şaibeli karara hiç şaşmamak lazım. Olayların gelişine göre doğal bir sonuçtur. Başka türlü davranmalarını beklemek zaten büyük safdillik olurdu.

Konunun detayına inmeden önce dikkat edilmesi gereken önemli bir hususu vurgulamak istiyorum. 200 milyonluk bir Türk Alemi ve 1.5 milyarlık Müslüman dünyasına karşı, bir avuç fanatik Ermeni militanı Hristiyan alemini bize karşı harekete geçirebiliyor. Osmanlının en fazla itimat ettiği ve kolladığı teba'sı olan Ermenilerin geçen yüzyılın başında başlattıkları isyan ateşi ile ülkemiz ve insanlarımızı kan,gözyaşı ve acılara boğan kötü günler; tarihin derinliklerinde ders alınması gereken bir devir olarak kalması gerekirken, belli mihraklarca küllenen ateşin üzerine benzin dökülerek günümüze kadar taşınabiliyor. Bunun için masum insanlarımız ERMENİ teröristlerce vahşice katlediliyor. Bizim bunların hesabını sormamız gerekirken inanılmaz bir pişkinlikle bizden hesap sorulmaya çalışılıyor...Sonradan bunun adı İNSAN HAKLARI hakları oluyor.

Soykırımmış. Sömürgeci Fransız Efendiler. Siz soykırımı çok iyi bilirsiniz. Çünkü bunu tarihte en fazla ve en iyi şekilde icra eden birkaç ülkeden birisiniz. Ama ne yazık ki yanlış hedef seçtiniz. Türkler ve Türklerin kurduğu devletlerde tarihin hiç bir döneminde soykırıma rastlanmamıştır. Açın, yalancıların değilde gerçek tarihçilerin yazdığı kitapları okuyun. Çünkü Türkün karakteri ve dini inanışları buna müsait değildir. Türk Allahın yarattığı kulu, yaradanından ötürü kutsal bilir. Ne din, ne ırk ve nede başka bir sebep Türkün katliâm yapmasının sebebi olamaz.

Oysa İnsanlık Tarihi; Saint Bartelmi gibi vahşi katliâmları, Vietnam halkına yaptıklarınızı ve nihayet kendi teb'anız olan Cezayir halkına uyguladığınız katliâmları unutmadı. Ve hele biz Türkler; Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş 'ta yaptıklarınızı hiç unutmadık. Bunu unutmamak içinde; sizi bu kutsal vatan topraklarından taş ve sopalarla kovalayan halkımızın sizin vahşetinizi her zaman hatırlamaları için şehirlerimizin isimlerinin baştarafına GAZİ, ŞANLI ve KAHRAMAN sıfatlarını ekledik. Hatayı'da unutmadık. Dost ellerinize emanet edilen, korumaktan aciz kaldığınız büyükelçilerimizin gözlerinizin önünde katledilişinin üzerinden daha 20 yıl bile geçmedi. Bunları hep hatırladık , hatırlayacağız ve halkımızada daima hatırlatacağız.

Peki bu Fransızlar bizi bilmezlermi ?... Bizi tanımazlarmı ?... Nasıl cesaret ederek bu şekilde ülkemizi aşağılayıcı ve küçültücü bir tavır ve asırlardır devam eden ilişkilerimizi hiçe sayıcı bir davranış içine girebiliyorlar. İşte şimdi burada iğneyi Fransızlara batırırken çuvaldızıda kendimize batırmamız gerekiyor.

Türkiyenin son bir kaç yıl içindeki istikrarsız görünümü bu insanların bu cesareti göstermesi için yeterli olabiliyor... Çünkü günümüz Türkiyesinde devletin ta kendisi olan devlet memurları " açız "diye sokaklarda hakkını arıyor... Yani bir bakıma devlet sokağa iniyor. Onları durduracak polisler tarihinde ilk defa sokakta yürüyor. Amirlerini tartaklıyor. Devletin her tarafından yolsuzluk ve hırsızlık dosyaları yükseliyor. İç ve dış borç faizleri bütçenin yarısından çoğunu götürüyor. Enflasyon önlenemiyor. İşsizlik her geçen gün artıyor. Üretim durma noktasına geldiğinden işyerleri birbirleri peşisıra kapanıyor. Hapishanelerdeki mahkümlar devlet gücünü dinlemiyor. Üniversite profesörleri açlık sınırında maaş aldıkların haykırıyor. Demokrasimizin teminatı siyasi partilerimiz liderler sultasından kurtulamıyor. İktidar alternatifi Ana Muhalefet Partisi kapatılmamak için Anayasa Mahkemesinde mücadele veriyor. Halk giderek yoksullaşmış. Milli gelirimiz uzun zamandır ilk defa eksiye düşüyor.

İşte size karşımızdaki bir avuç fanatik düşmanın ayranını kabartıp topluca üzerimize saldırma cesaretlerini arttıran istikrarsız ülke ortamı. Sonunda, zaman bu zamandır. Vuralım ve alalım. Türkiye ağır hastalık geçiriyor. Daha uzun süre kafasını kaldıramaz şeklinde yapılan değerlendirmeler ve sonuçları. Şurası unutulmamalıdırki ; yüce Atatürk'ün bizi güçlü kılmak için gösterdiği temel hedef olan "YURTTA SULH,CİHANDA SULH" sözünün birinci ayağı yani"YURTTA SULH" bölümü bugün maalesef yeterince çalışmıyor. Dışarıdan bakanlar için görüntümüz hiçde iç açıcı değil... Yani şu anda vuralım. Ne alabilirsek,ne kopartabilirsek kârdır görüntüsü veriyoruz.

Dış politika ile uğraşanlar çok iyi bilirler. Eğer iç politikanız güçlü değilse, dışarıda güçlü olmanız asla mümkün değildir. Çünkü evinin içinde huzur, güven ve refahı sağlayamayan bir ülkenin, dışarıda söz sahibi olduğu bugüne kadar görülmemiştir...

Peki biz kapıyı açık bıraktık. Anahtarı üzerinde unuttuk. Uykumuz ağırdı ve duymadık. Suçluyuz. Peki hırsızın yani bu durumda Fransa'nın hiç suçu yokmu?.Olmaz olurmu. Tabiiki vardır. Hırsız daima hırsızdır ve daima asıl suçlu odur.

Şimdi biraz daha detaya inerek konuyu irdeleyelim. ABD başta olmak üzere AB ülke parlamentolarında sürekli olarak her yıl belirli zamanlarda "1915 yılında Osmanlı Devleti'nin Ermenileri soykırıma tabi tuttuğu" masalı gündeme getirilir. Ermeni lobisinden destek ve yardım alan birkaç parlamenter ülkelerinde yaşayan Ermeni cemaatinin oylarını alabilmek için onlara hoş görünmek isterler. Bunun için onların ağzı ile konuşarak "OSMANLI'ların Birinci Dünya Harbi yıllarında 1,5 Milyon Ermeniyi topraklarından sürgüne gönderdiklerini ve toplu soykırıma tabi tuttuklarını" iddia ederler. Bu büyük yalanı,yetkili kurumlarına kabul ettirerek Osmanlı'nın devamı olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyetine baskı yapmalarını isterler.

Oysa konu tamamen tarihçilere aittir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapıldığı farz ve iddia edilen bir olayın failleri olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türk Milletini göstermek ve onları cezalandırmak kadar mantıksız,dayanaksız ve tutarsız bir iddia olamaz.

24 milyon Km.karelik Osmanlı topraklarında bugün Ermenistan dahil 40 egemen devletin bayrağı altınca yüzlerce ulus birarada yaşamaktadır. Yobaz kafalı bir avuç bağnaz Ermeni komitacısının komik ve asılsız iddialarından sorumlu olarak Türk Milletinin gösterilmesi kadar şaçma ve tutarsız bir davranış olamaz.

Evet.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı topraklarında kurulmuştur. Atalarımızın Osmanlılar olduğunu inkar da etmiyoruz ve bundan gurur duyuyoruz. Fakat Osmanlı topraklarında yalnız Türkler yaşamamıştır. Osmanlı topraklarında yaşayan Türk nüfusunun yükselme devrinde yüzde yirmi dolayında bulunduğunu tarihçiler kaydeder. Demekki hedef olarak sadece Türklerin seçilmesi temelden yanlıştır. Ama bu yanlış seçilen hedefe yani Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Milletine saldırılar aralıksız devam etmektedir. Bu saldırılar kısa vadede duracağada benzememektedir.

18 OCAK'ta Fransız Meclisi "Soykırım" iddialarını yasalaştırdı. Şimdi Fransa,TÜRKİYE'ye bunun hesabınımı soracak ? Veya sorabilecek ? Türkiye'ye bunun hesabını sormanın ne siyasi, ne hukuki, ve nede başka bir şekilde mantıki bir izahı ile yaptırım gücü yoktur. Son yıllarda oldukça iyi bir çizgiye oturan Türk-Fransız ilişkilerinin birkaç yüzbin Ermeni oyu için feda edilmesine ise mantıklı bir anlam verebilmek mümkün değildir.

1983 yılında TRT Televizyonundan yayınlanan; Türkiyedeki Ermeni yurttaşlarımızın günlük yaşantılarını konu alan "ERMENİLER" ve Ermeni çetelerince Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki Türk ve Müslüman ahaliye karşı yapılan vahşi saldırıları ( gerçek soykırımı ) belgeleriyle anlatan "CANLI TARİH" filimlerinin yapım-yönetim görevini üslendim. Kars'ın ANİ bölgesinden başlayarak VAN ve çevresini karış karış gezdim. Bölgede bu korkunç mezalimi yaşayan yurttaşlarımızla bire bir görüşerek konuşmalarını filme aldım.

Asıl mezalim ve katliamın Ermenilere değil , Rusya tarafından desteklenen Ermeni çetelerince bölgedeki Türk ve müslüman halka karşı yapıldığını yakından görme ve dinleme fırsatını buldum. Bir tarihçi bilim adamı olarak tarihi bilerek çarpıtan, yalan ve yanlışlarına alet eden Türklük düşmanlarından iğrendim. Bilimin tarafsızlığı adına tarihi gerçekleri çarptırarak tarihi satan bu tarih tüccarlarından utanç duydum.

Yabancı dillere çevrilen hazırladığımız filimler TRT'de yayını müteakip,o günlerde Türkiye'ye karşı dış güçlerin destek ve yardımları ile savaş açan ASALA terör örgütünü besleyen ülkelerin yöneticilerine ve ünlü kütüphanelerine gönderildi.

Ülkemizdeki ERMENİLER 1000 yıla yakın bir süredir Türklerle içiçe yaşayarak kaynaşmışlardır. Ermeni ve Türk Kültürleri adeta yakınlaşmış, birbiri ile adeta bütünleşmiştir. Osmanlı Devleti arşivini inceleyen gerçek tarihçiler Ermeni vatandaşlarımızın ülke yönetiminde en fazla itimada şayan teba olarak en üst mevkilere geldiklerini göreceklerdir. Bizim Ermeni yurttaşlarımızdan herhangi şikayetimiz olmadığı gibi onlarında bizden bir şikayetleri yoktur. Nitekim televizyonlarda ve gazetelerde Ermeni Patriği başta olmak üzere pek çok Ermeni kardeşimizin yapılan haksızlığa karşı adeta haykırdıklarını ve olayları şiddetle kınadıklarını belirten sözleriyle dünya kamuoyuna cevap verdiklerine şahit olduk.

Tarihi tarih bilimcileri yazarlar. Tarihin bilim adamlarınca tarafsız olarak yazılabilmesi için olayları yaşayanların ölmesi lazımdır. Buda asgari yüz yıllık bir süreyi gerekli kılar. Yani 1915 yılının yazılabilmesi için daha en az 14 yıl vardır. Osmanlı Devletinin son yıllarına ait arşivlerin önemli bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin elindedir. Soykırım olduğu iddia edilen yıllardaki belgeler ise daha tasnif halindedir. Bununla beraber Cumhuriyet Hükümeti; 1980'lerde dış temsilciliklerimize karşı başlatılan ASALA terörüne karşı kullanılmak üzere, bu arşivlerin tasnifini süratle tamamlayarak araştırmacıların faydalanması için izin vermiştir. Bugünde bu arşiv belgeleri bütün bilim adamlarının kullanımına açık tutulmaktadır.

Tarih derslerimizde bizim nesillerimize ERMENİ SOYKIRIMI ile ilgili olarak bir tek cümle dahi öğretilmemiştir. Tarih kitaplarımızda böyle bir konu yer almamıştır. Oysa kendilerini ERMENİ BİLİM ADAMI olarak tanıtan tarihçiler(!) "Osmanlı'ların Ermenileri Birinci Dünya Harbi esnasında nasıl kestiklerini anlatan" binlerce eser vermişlerdir. Tamamen siyasi mahiyette ve bilimsel hiçbir değeri olmayan bu eserler dünya kütüphanelerini süslerken ve Türkiye dışında bütün milletler okullarında bu yalan ve yanlış bilgileri tarih ilmi adına okurken, Türkiye Cumhuriyeti ilk defa ERMENİ MESELESİ'ni 1980'lerde SAN FRANSİSKO Başkonsolosluğumuzun basılarak Başkonsolosumuzun makamında şehit edilmesi ile duymuştur.

Ne olduğunu önceleri hiç kimse anlamadı. Çünkü o tarihlerde Türkiye bu konuları anlatan sadece bir tek kitaba sahipti. O'da Esad Uraz Bey tarafından hazırlanan" TARİHTE ERMENİLER" isimli eserdi. Ne olduğunu anlayana kadar basılan elçiliklerimiz ile şehitlerimizin sayısı artmaya başladı. Türk ansiklopedilerinde konu ile ilgili tek bir cümleye rastlanmaz iken, yıllarca kitaplıklarımızı süsleyen BRİTANNİCA gibi ingilizce ansiklopedilerde sayfalar dolusu" Türklerin Ermenileri nasıl kestiğinin" hikayelerini okuduk ve şaşırdık. Fakat çabuk toparlandık. Alınan yerinde tedbirler ile ASALA TERÖRÜ her alanda son buldu.

Her geçen gün güçlenen, bölgesinde ve yakın çevresinde sözü geçen önemli bir potansiyel güç olduğu artık açıkça anlaşılan Türkiye'nin düşmanları giderek çoğalmaktadır. Şimdide her alanda bize muhtaç durumdaki küçük Ermenistan Devleti maşa gibi kullanılarak bir bardak suda fırtına koparmak istenmektedir. Bugün Türkiye sistemli bir saldırı karşısındadır. Fakat bizim bu sistemli saldırıya karşı koyacak gücümüz ve tecrübemiz vardır. Burada dikkatle düşünmeli ve aklıselimimizi kullanmalıyız. Fevri ve mantıksız davranışlara gerek yoktur.
 
Kanaatime göre şimdi Türklük düşmanlarının temel hedefi; Türk milletini kışkırtarak ülkemizde asırlardır kardeş kardeşe yaşadığımız Ermeni yurttaşlarımız ile komşumuz Ermenistanda yaşayan ve bu olaylardan en az bizim kadar rahatsız ve huzursuz olduklarını bildiğimiz Ermeni milletine 6-7 Eylül Olayları misali bir saldırı yapılması için ortam hazırlamaktır.

Komşumuz Ermenistan; bulunduğu coğrafi konuma, ekonomik ve askeri gücüne bakmadan, istiklâlinin ilanını müteaakip ilk iş olarak komşusu AZERBAYCAN ile savaşa girmiş; topraklarını işgal etmiş; onbinlerce Azeri Türkünü mülteci durumuna düşürmüştür. Türkiye, bu ülkenin en önemli ve her alanda muhtaç olduğu tek komşusu olmasına ve Türkiye ile dostluğun kendilerine daima menfaat sağlayacağını bilmelerine rağmen Ermenistan Devleti; beceriksiz ve basiretsiz yöneticilerin elinde dünya emperyalizminin basit bir maşası olarak kullanılmaktadır.

Ermenistan'ın Türkiye ile herhangi bir çatışmaya girmesi değil, onunla her alanda çok yakın işbirliğinde bulunması gerekmektedir. Aksini düşünmek bu ülke için hayalperestlik olur. Bu ülkenin; bugünkü konumu ve potansiyeli ile sonu hüsranla biteceği apaçık görünen maceralara atılmak gibi bir lüksü olamaz.

Yöneticilerimiz başta olmak üzere milletimiz; Türkiye Gündemi'nin baş sırasına oturan ERMENİ KARAR TASARISI'nın kanunlaşmasından dolayı rahatsız ve huzursuzdur. Ama bu sefer ülkemiz 1980'lerdeki gibi boş ve hazırlıksız değildir. O günden bu yana Ermeni konusu ülkemizde çok konuşulmuş ve tartışılmıştır.

Üniversitelerimiz; hazırladıkları uluslararası Seminer ve Sempozyumlarda konuyu bilimsel olarak masaya yatırdılar. İddiaların tamamen asılsız ve yalan olduğunu belgeleriyle ortaya koydular. Bütün iddiaları teker teker bilimsel verilerle çürüttüler. Dünya kütüphanelerini süsleyen Ermeni kaynaklı bütün yayınların, bilim adamlarınca değil, siyasilerce para karşılığı hazırlatıldığını isbat ettiler.

Hazırlanan pek çok bilimsel kitap ve doküman yabancı dillere çevrilerek Ermeni Terör örgütlerini destekleyen ülkeler başta olmak üzere bütün dünyaya yayıldı. Dünya ülkelerinin meclislerinin ve üniversitelerinin kitaplıklarını karıştıranlar; eskiden sadece Ermeni yazarların kitaplarına ulaşırken,bugün bunların yanında Türk ve yabancı bilim adamlarının birlikte hazırladıkları eserlerede ulaşabilmektedir.

Günümüz insanı aklını ve mantığını kullanırsa; FRANSA'da yaşanan olaylar ile bir kaç siyasetçinin yaptığı şov'un ötesinde bir kazanç elde edilemeyeceğini görebilir. Eskinin sömürgecisi olan ve bugün kendilerine gelişmiş ülkeler adını takan ülkelerin artık Türkiye gibi potansiyeli olan bir ülkeye kolay kolay yaptırım uygulanamayacağının da bilincine ulaşılmış olmaları gerekiyor...

Millenyumun en büyük silahı olan İNTERNET'te Ermenilerle ilgili olan gerçeklerin yer aldığı pek çok site yer almaktadır.. Bu ülkemiz açısından sorunlarımıza sahip çıktığımızın iyi bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Son derece güzel ve sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.. Ermeni konusunu işleyen sitelerden biride http://www.ermenisorunu.gen.tr Konu ile ilgilenen insanlarımıza yeterli bilgileri sunacak şekilde dizayn edilmiş olan bu sitenin incelenmesinin yararlı olacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak; Olayı büyütmeye gerek yoktur. Bugün Fransa'da yaşanan olay siyasi bir şov'dur ve kendi siyasi düzeni içinde sürecini tamamlayacaktır... FRANSA büyük devlettir. Büyük devlet gibi oyun oynamasını iyi bilmesi gerekir... Kanâatime göre bu defada öyle olacaktır. Yani, kanunlaşma süreci Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayarak geri dönecektir... Fransa'nın 587 kişilik bir parlamentosuna 51 fanatik üyenin gölge düşürmesi ve Türkiye gibi bir ülkenin birkaç fanatik oy uğruna feda edilmesi muhtemelen önlenecektir..

Burada önemli olan olaydan büyük sevinç ve memnuniyet duyduğunu açıklayan komşumuz Ermenistan'ın tutum ve davranışıdır. Ekonomik açıdan son derece kötü durumda olan, üç tarafı Türklerle çevrili bu küçük ülke yöneticilerinin akıllarını başlarına toplaması gerekmektedir. Eğer onlar bizi Osmanlı'nın devamı gibi görüp Osmanlı ile olan hesaplarını bizden sormaya kalkarlarsa. O zaman bizimde kendimizi Osmanlı gibi görme hakkımız doğar ki buda;" asırlarca hakimiyetimizde olan ata topraklarını bizimde geri isteme ve alma hakkımız var demektir". Burada zararlı çıkanın kim olacağını söylemeye gerek yoktur."ARİF OLAN ANLAR" şeklinde güzel bir atasözümüzde vardır.

Ermeni yöneticileri; derhal Türkiye'den özür dileyip,FRANSA'da yapılanların kendileri ile hiç bir ilgisi olmadığını vurgulayarak Türkiye ve komşusu Azerbaycan ile gerçek bir dostluk ve komşuluk istediklerini açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu kapsamda somut adımlar atmaları Ermeni milletinin menfaatleri gereğidir

Şurası unutulmamalıdır ki bütün ekonomik güçlüklerine içeride bulunulan çalkantılı siyasi duruma rağmen Türkiye; büyük, güçlü ve daima dikkate alınması, dostluğunun aranması ve düşmanlığından korkulması gereken bir ülkedir. Türkiye; kendi politikalarını çizecek ve bunu hiç bir güce dayanmadan uygulayabilecek bir büyük dünya devletidir. Bulunduğu coğrafya; Türkiye'ye sadece Batının değil dünyanın dört bir yanındaki çağdaş kurum ve kuruluşlardan yararlanabilmesine ve her alanda yepyeni politikalar üretmesine imkan verir. Buna gücü vardır. Yeterli tecrübesi vardır. Yeterli insan gücü ve alt yapı potansiyeli mevcuttur. Yeterki Türk kamuoyunun haklı infiâlini ve isteklerini duyarak, halkının desteğine güvenerek harekete geçebilecek yönetim kadroları bulunsun.
 
Önümüzdeki günlerde Fransa gibi davranabilecek devletlerin bulunabileceği dikkate alınarak örnek teşkil etmesi bakımından uzun ve kısa vadede ne gibi yaptırımlar uygulanabilir sorusuna aklımıza hemen gelen birkaç örnekle cevap bulmaya çalışalım.

UZUN VADEDE NELER YAPABİLİRİZ:

1. Öncelikle "Ermeni Soykırımı iddiası" nedir ve ne değildir? sorusuna açıklık getirelim ve bu konuda halkımızı bilgili kılalım. Kamuoyunun geniş desteğini alabilmek için son derece elzem olan bu hususu gerçekleştirmek maksadıyla konuyu bilinçli bir şekilde eğitim müesseselerimize taşıyalım.

2. Konunun her gündeme geldiğinde bölük pörçük bilgilerle ve yarım yamalak tedbirlerle yetinmeyerek milli gücümüzün tüm unsurlarını kullanarak her alanda savunmaya değil taarruza geçmemizi sağlayacak plan ve proğramlar üretelim... Türkiyeye müteveccih tehdidin muhtemel hareket tarzlarını belirleyerek buna karşı hangi organlarla neler yapabileceğimizin planlarını yapalım ve bu planları plan tatbikatları ile güncelleyerek daima hazır halde bulunduralım.
 
3. Devlet Planlama Teşkilatı ( veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesinde ) kamu ile birlikte bütün sivil toplum kuruluşlarını birlikte harekete geçirecek , plan ve programları yönlendirecek bir teşkilat kadrosu oluşturalım.

4. Üniversitelerimiz imkanlarını geniş ölçüde devreye sokarak gerçek ve belgesel nitelikli kitap, doküman, film, CD ve video kasetlerden oluşan geniş bir materyal hazırlayalım. Bunları ilgili ülkelere yayalım.

5. Kamuoyumuzu devamlı bilgilendirerek, yapılacak saldırılar karşısında sağduyulu ve bilinçli hareket etmeleri için onlara bağışıklık kazandıralım.

KISA VADEDE NELER YAPABİLİRİZ:

1. T.B.M.M. öncelikli olarak " TÜRKİYE; 1950 YILINDA CEZAYİR HALKININ FRANSA TARAFINDAN SOYKIRIMA UĞRATILDIĞINI KABUL EDER" şeklinde bir kanun çıkartır. Kanun ayni gün Cumhurbaşkanınca onaylanarak yürürlüğe sokulur.

2. Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarımızın paralarını Fransız bankalarından çekerek Türk Bankalarına yatırmaları istenir. Bu maksatla devletçe kendilerine teşvik edici faiz uygulaması ve işlem kolaylıkları sağlanır.

3. Fransa ile ilişkilerimiz BÜYÜKELÇİLİK seviyesinden MASLAHATGÜZAR seviyesine indirilir. Uzun süre bu işleme devam edilir.

4. Fransa'ya turistik amaçlı gitmek isteyen Türkler için yasal ve ekonomik zorluklar getirilir.

5. Fransa ile ekonomik ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılan işbirliği zaman içinde sıfırlanacak şekilde tedricen azaltılır.

6. Türkiyeye gelmek isteyen Fransız vatandaşlarına ağır vize şartları konulur.

7. Kendi işyerlerimizi iflas ettirmeyecek ve milli gelirimize zarar vermeyecek şekilde Fransız menşeli mallara örtülü ambargo uygulanır. Zaman içinde Fransız malları ile iş yapan kuruluşlarımıza devletçe sahip çıkılarak benzeri 3 ncü ülke pazarları ile iş yapması sağlanır.

8. Fransa ile kültür ilişkilerimiz askıya alınır. Fransızca eğitim yapılan okullarımızda okuyan öğrencilerimizi mağdur etmeyecek tarzda zaman içinde bu okullar söndürülür.

9. Ermenistan siyasi ve ekonomik başta olmak üzere her alanda ablukaya alınır. Her yer ve platformda Ermenistan yönetimi kınanır. Ermenistana dolaylı veya dolaysız destek veren ülkelerle ilişkiler yeniden gözden geçirilir. Bu harekete Ermenistan açıkça Türkiye Cumhuriyetinden ve Türk Milletinden özür dileyene ve kardeş Azerbaycan topraklarındaki işgale son verene kadar devam edilir.

10. Her üniversitemize ve sivil toplum kuruluşlarımıza bu konuda en az bir Konferans, Seminer, Sempozyum, Panel ,Açık Oturum v.s. gibi bilimsel toplantı yaptırılır. Çıkan sonuçlar çeşitli dillerde bastırılarak dünya kamuoyuna ve önemli kütüphanelere dağıtılır. Basın yayın organlarımızın bu toplantıları görüntülemesi ve yayması teşvik edilir.

11. Sivil toplum kuruluşlarımız ve halkımız organize edilerek gerek yurtiçinde ve gerekse Türklerin yoğun olarak yaşadığı dış ülkelerde telin ve kınama toplantıları yapılır.

12. E-Mail ve FAX gibi çağımız iletişim kolaylıkları kullanılarak bu sonucu yaratan ülkenin yöneticileri kınanır ve aklıselime davet edilir.

13. Sokak ve caddelere verilen isimler törenle sökülür yerine karşıt düşünceyi çağrıştıran isimler konulur. (Paris Caddesi'nin adının CEZAYİR ŞEHİTLERİ CADDESİ olarak değiştirilmesi gibi)

14. Bizim Fransa'ya muhtaç olduğumuz izlenimini verecek şekilde" Konuyu abartmayalım, gereğinden fazla değer vermeyelim,Fransayı küstürmeyelim " şeklindeki yayınlarıyla halkın beynini bulandıran köşe yazarlarımız şiddetle kınanır ve onlara Fransa'nın değil bu vatanın çocukları oldukları birkere daha hatırlatılır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Ocak 2001 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale