21 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (22)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1931)

 15 Aralık 2005 Perşembe 

Kitle iletişim araçlarındaki başdöndürücü gelişme Psikolojik Harekâtın propaganda tekniklerinde büyük bir gelişmeyi de beraberinde getirdi. İnternet kullanımının giderek yaygınlaşması ile en gizli haberlerin ve düşünülmesi istenilen temaların anında en ücra noktalara kadar aracısız ulaştırılması imkanı sağlandı..
Yine çok yaygın olarak kullanılan cep telefonları vasıtasıyla insanlar artık her yerde, günün yirmidört saati takip ve kontrol edilmeye başladılar. Şimdi Psikolojik Harp ajanları her yerdeler. Kendileri görülmeseler dahi etkilerini daima yanımızda hissediyoruz. Bu durum teknolojinin gelişmesine paralel olarak artacaktır. Bu şekilde insan beyinleri herzaman psikolojik baskı altında bulundurulacaktır.
Doğal olarak bu acımasız savaşın galibi bilim ve teknolojiyi bulan ve belirlediği hedef ülkelere istediği kadarını satan tarafın, yani daima zengin küresel güçlerin olacaktır.
11 Eylül İkiz Kuleler saldırılarını müteakip dünyanın karşı karşıya kaldığı ABD kaynaklı Psikolojik Harekât bombardımanlarını ana hatları ile hatırlayalım.
Önce tüm Islam âlemi terörist olarak kabul edildi. Adeta 21nci Asırda bin yıl önceki Haçlı Seferlerine benzer bir savaş başlatıldı. Dünya bunun doğruluğuna ve gerekliliğine inandırıldı. El Kaide örgütünün ve lideri olduğu duyurulan Usame Bin Ladin'in dünyanın başına bela olduğu gerçeğinden hareketle önce bu terör örgütünü barındırdığı iddiasıyla Taliban yönetimindeki Afganistan'a saldırıldı.
İç savaşta tamamen yıkılan bu fakir ülkede ayakta kalan birkaç yerleşim merkezi de son model ABD bombaları ile darmadağın edildi. Aradan geçen dört yılda ne Afganistan dağlarında konuşlandığı bildirilen El Kaide'ye ulaşılabildi ve ne de Afganistan da halkı ezdiği bildirilen aşırı islamcı örgütler ortadan kaldırılabildi. Sözün kısası, gelişmiş ABD bombaları eşliğinde rambolar Afganistan'ı işgal ettiler ama bu ülkeye getireceklerini duyurdukları ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ'yi sağlamaya muvaffak olamadılar.
ABD, Afganistanı işgale devam edip, kendisine rakip olarak gördüğü ÇİN, RUSYA ve HİNDİSTAN'nın sıcak karnına birliklerini yerleştirip üslerini kurarken ve Afganistan bozkırlarındaki uyuşturucu tarlalarının denetimini eline geçirirken Psikolojik Harp silahı Propaganda bütün gücü ile demokrasi, barış ve özgürlük sözcükleri ile dünyanın gözünü boyamaya devam ediyordu.
Dünya Afganistan şokunu atlatamadan yeni bir propaganda bombardımanı ile karşılaştı. Bu defa hedef Ortadoğu petrollerinin ve enerji nakil hatlarının kontrol edilmesi idi. Fakat propaganda silahının dünyaya yaydığı tamamen başka idi. Ortadoğu'da Saddam Hüseyin adında çok gaddar ve sapık bir lider vardı.
Bu zalim diktatör Irak halkına zulmediyordu. Ayrıca elinde bulundurduğu kitle imha silahları ile Amerika ve Avrupa'yı da ciddi şekilde tehdit ediyordu. Ve yine bu adam, dünyayı kana bulayan uluslararası terörist örgütlere de yardım ve yataklık yapıyordu. Mutlaka cezalandırılması ve Irak halkının bu caniden kurtarılması gerekiyordu.
ABD, ne Birleşmiş Milletlerin ikazlarını dikkate aldı ve ne de dünya kamuoyunu dinledi. Elindeki müthiş propaganda gücünü kullanarak göstere göstere Irak'a saldırdı. Dünya televizyonları Irak halkının üstüne yağdırılan birbirinden güçlü silahların çıkardığı alev toplarını atari oyunu oynar gibi duygusuz bir şekilde seyretti. Çünkü Birinci Körfez Harbi'nden sonra başlatılan yoğun propaganda ile sadece Saddam değil, O'nu seçen Irak halkı da yakılıp-yıkılmayı hak etmişti.
Sonunda dünya bu müthiş askeri gücün karşısında şapka çıkardı. Korktu ve sindi. "Biz mutlaka yenen tarafta, yani kuvvetlinin yanında olmalıyız" diyerek Kanada'dan Japonya'ya kadar ülkelerin askerleri, Irak halkına demokrasi getirmeye koşarak gittiler.
Bu savaşta yeni tip bir haber anlayışı geliştirilmişti. "Embedded Gazeteciler" (Askeri birliklere iliştirilmiş gazeteciler) adı verilen önceden satın alınmış kalemler, askeri birlikler ile birlikte hareket ederek savaşın ABD açısından güzel görünen bütün yönlerini anında dünyaya duyurdular.
İşte tam bu arada iliştirilmiş gazetecilerin dışında kalan bir televizyon istasyonu, EL CEZİRE ortaya çıktı ve bütün oyunu bozdu. Dünya bu defa olayları bir de karşı tarafın gözünden görmeye başladı.
Kitle iletişim araçlarının gelişmesi propagandanın yayılmasında yardımcı olurken kontrol edilemeyen durumların ortaya çıkmasına da yardımcı olmaktadır. Bu konuda kullanılan cihazların en basiti, en yaygını ve en etkilisi fotoğraf çekebilen cep telefonlarıdır.
Bunların olur olmaz yerlerde yaygın şekilde kullanılması ile ABD'nin Irak halkına karşı uyguladığı insanlık dışı işkenceler ve sivil halk üzerindeki katliam benzeri uygulamalar bizzat ABD askerleri tarafından fotoğraflandı.
Daha sonra bunlar, terhis olan ABD askerleri vasıtasıyla dünya kamuoyuna ve özellikle ABD halkına yayınlandı. ABD kamuoyu gerekli tepkiyi gösterirken dünya insanlığı gerçeği görmesine rağmen alt edemeyecekleri büyük güç önünde sessiz kalmayı tercih etti.
ABD kamuoyunun baskıları sonucunda CIA, yaptığı açıklamalarda gerek saldırdığı Irak ve Afganistanda ve gerekse bu ülkelere komşu ülkelerin basın organlarındaki önemli bazı gazetecileri ve sivil toplum örgütlerini parayla satın aldığını ve bunları ABD milli menfaatleri doğrultusunda yayın yapmaları için bilgilendirdiğini duyurmak zorunda kaldı.
Bugün Irak'ta ABD'nin içine düştüğü zor durumu dünya ibretle izlemektedir. "Demokrasi götüreceğim" diye işgal ettiği ülkenin mahkeme önüne çıkartılan lideri Saddam Hüseyin, adeta yeniden halkının gözünde bir kahraman olmak yolundadır.
Irak'ta savaş yeni başlamıştır. Ülkenin her tarafında yaygın direniş hareketi örgütlü bir şekilde artarak devam etmektedir. Bu ülkede görev yapan ABD Askerleri psikolojik açıdan çok zor durumdadır. Her geçen gün öldürülme tehdidi altında kalan askerlerin ruh halleri, yani psikolojisi bozulmuştur. Bu askerlerin büyük bir çoğunluğunun acil klinik tedaviye ihtiyaçları vardır.
İçinde bulundukları ruh hali askerlerin tutum ve davranışlarını da menfi olarak etkilemektedir. Sert ve fevri davranış içine giren askerler halktan da ayni sert tepki ile karşılık almaktadır.
Barış havarisi olarak kendini lanse eden ABD yöneticileri şimdi askerlerini nasıl motive edeceklerinin derdine düşmüşlerdir.
Bilindiği gibi askeri stratejistler, savaşların son hedefi olarak; "Düşman silahlı kuvvetlerinin ve halkının savaşma azim ve iradesinin yok edilmesi" tarifinde ittifak etmişlerdir. ABD 3 yıl önce bir ay gibi kısa bir sürede işgal ettiği ülkede, halkın savaşma azim ve iradesini kıramamıştır. Yani ülkeye tam hakim olamamıştır. Aksine giderek sertleşen tutum ve davranışı ile Irak halkının direnme gücünü arttırmaktadır.
ABD, bütün propaganda gücüne rağmen seçtiği ve seçtirdiği Iraklı sivil yöneticilerin halkın yönetiminde etkili olamadıklarını görmektedir. İşgalin ilk günlerinde Saddamın heykellerini yıkmak için birbiri ile yarışan Irak halkı, giderek Saddam'ın etrafında birleşir hale gelmiştir. İşte burada Psikolojik Harekât ajanlarının ve yöneticilerinin yanlış değerlendirmelerinin tipik bir örneği ortaya çıkmıştır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Aralık 2005 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale