29 Mayıs 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (21)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1931)

 14 Aralık 2005 Çarşamba 

Türk milletine düşman olan ve bunu her fırsatta gösteren düşmanlarımızın amaç ve saldırı yöntemlerini doğru tespit etmeliyiz. Bu sürekli hale gelen düşman unsurlara karşı kendi mücadele yöntemlerimizi geliştirmeliyiz. Bilinçli ve bilgili kişiler olarak bilmeyenleri ve bu şekilde karşı tarafın piyonu olarak kullanılabilecek insanlarımızı bilgilendirmeli ve onlara oynanan oyun içindeki rollerini göstermeliyiz.
Atatürkçü Düşünce Sistemi ve bu düşüncenin özünü teşkil eden aklın ve bilimin egemenliğinin hakim kılınması ile insanlarımızın beyinleri düşman psikolojik harekat saldırılarına karşı güçlendirilebilir.
Bu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekası için olmazsa olmaz koşuludur. Devlet olarak bu kavramı benimsemeli ve bunu insanlarımız için bir yaşam metodu haline getirerek her alanda uygulanmasını sağlamalıyız. İşte o zaman yarınlarımız için çok daha umutlu olabiliriz.
Fakat günümüzde yaşadığımız pek çok olay incelendiğinde insanlarımız üzerindeki psikolojik baskının önlenmesi yönünde hiçbir ciddi girişim bulunmadığını söyleyebiliriz.
Bilindiği gibi Psikolojik Savaş'ın hedefi doğrudan doğruya insanların zihninin ve ruhunun etkilenmesidir. Psikolojik savaşı yönlendiren merkezler, seçtiği hedef kitlenin kendilerine karşı direnmelerinin fiilen mümkün olmadığını anlamasına çalışırlar. Ayrıca ruhen böyle bir direnişi sürdürmek için istekli olunmamasını sağlamayı, yani insanları tamamen teslimiyetçi bir ruh haline sevketmeyi düşünürek planlama yaparlar.
Ülkemizde yabancı kaynaklı çok yönlü Psikolojik Harekat saldırılarının devam ettiğine bir örnek verelim.
Günümüzde Güneydoğuda bir Kürdistan, Doğuda bir Ermenistan kurulması gerektiği hususunda çalışmalar açık açık yapılırken, yani halkımız artık bu saldırıları kanıksamış iken, hiç beklemediğimiz bir bölgede bir başka tarafta, Doğu Karadenizde Pontus Rum Devletinin kurulmasına ilişkin çalışmaların başladığını ve oldukça mesafe alındığını görüyoruz.
Mütecanis ve tutucu bir toplum yapısının sürdürüldüğü Karadeniz bölgesinde Türkiye'den kopuk ayrı bir devlet kurulmasının asla mümkün olmayacağını düşündüğümüz bir sırada basında yer alan haberler karşı tarafın çalışmalarının çok ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir. İşte konuya ilişkin 5 Aralık 2001 tarihli Milliyet Gazetesinde yer alan bir haber;

"Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı sorumluluk sahasındaki Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Gümüşhane illerinde sürdürülen Yunanistan kaynaklı Pontusçuluk hareketinin Türkiye için ciddi bir tehdit haline geldigini bildirerek, bölgede faaliyet gösteren Yunan ajanlarının bildirilmesi için halktan yardım istemiştir."

Demek ki adamlar artık gizli değil açık açık çalışmaya başlamışlardır. Ve konu Jandarmanın fiziki tedbirler almasını gerektiren bir boyuta ulaşmıştır.
Türkiye'ye yönelik psikolojik operasyonlarda son yıllarda gelişme gösteren sinema sektörünün etkisini de unutmamak gerekir.
Görünürde filimler tamamen Türkler tarafından yapılmaktadır. Fakat bunlar tamamen Türkiye'ye yönelik küresel psikolojik harekat operasyonun bir parçası olarak planlanmakta ve uzun vadeli bir operasyonun parçası olarak gösterime sokulmaktadır.
Geçtiğimiz yıllarda gösterime giren ve "Salkım Hanım'ın Taneleri" filmi bunların en güzel örneklerden biridir. Sanat yönünden büyük bir başarı kazanan ve izlenme oranı yüksek olan bu film ile gerçekleri gösteriyoruz diyerek, İkinci Dünya Harrbi yıllarında uygulanan "Varlık Vergisi" uygulaması ile Türkiye'de özellikle gayri müslim tebaya karşı ırkçılık yapıldığı vurgulanmaktadır.
Bu film gösterilen haliyle yurtdışından yönlendirilen Ermeni Soykırımı ve Rumların Pontus isteklerini haklı çıkarmaktadır. Filmin yapımcıları olayların nedenlerini araştırarak bunları filme yansıtabilselerdi halkımız yapılan uygulamanın iddia edildiği gibi haksız olmadığını görecek ve gerçeklere tam vakıf olabileceklerdi.
Oysa olayların sadece sonuç bölümünde yapılan bazı uygulamalar abartılı bir selilde yansıtılınca algılama tamamen başkalaşmaktadır. Buda vatandaşlarımızın devletine olan güvenini sarsmaktadır.

Konuyu bu misal ile biraz daha açalım.
Orduyu ayakta tutabilmek için çıkartılan Varlık Vergisini sadece gayrimüslim teba değil, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'de ödemiştir..
Kanunun uygulanması başarılı olmuş ve sonucunda 315 milyon TL'lik gelir elde edilerek savaşın yarattığı hiper enflasyon düşürülmüştür.
Varlık Vergisi uygulaması sırasında vergilerini ödemeyen 1229 kişi Aşkale'ye yollanmışlar ve yol yapımında çalışmışlardır. Bu doğrudur. Fakat Aşkale zamanın Almanyasında örneği görülen bir toplama ve işkence kampı değildir.
Günümüzde demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden ABD'de vergi ödememenin en büyük suç olduğu ve çok şiddetli cezalarla karşılaşıldığı dikkate alındığında ülkemizin en zor savaş şartlarında içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için yaptığı uygulamayı ırkçılık olarak nitelendirmek çok yanlıştır.
Salkım Hanım'ın Taneleri filminin senaryosunda filmin konusunun geçtiği romandaki Yahudi vatandaşlarımız Ermeni vatandaşlarımnız ile yer değiştirmiştir. Filmin senaryosunu Ermeni asıllı gazeteci Ethem Mahçupyan hazırlamıştır.
Senaryo bu şekli ile filmi seyredenlerin bilinç altında insanlarımız üzerimizde varolan dış kaynaklı Ermeni Soykırımı iddiaları ile benzerliklerı yansıtmaktadır. Adeta, zihinlerde, burada 1942 yılında kendi yurttaşlarına böyle davranan Türkler 1915 yılının şartlarında böyle bir soykırımı mutlaka uygulamışlardır imajı canlanmaktadır.
Bu sadece bir film deyip konunun geçiştirilmesi uygun değildir. Filmlerin toplumun sosyal dengelerinin oluşmasında ve bilinçlendirilmesinde çok önemli rolleri vardır.
Tamamen uydurma bir senaryo üzerine inşa edilen GECEYARISI EKSPRESİ filminin Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerindeki menfi etkilerinin tam 25 yıldır devam ettiğini asla unutmamamız gerekmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Aralık 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale