26 Mayıs 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (20)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1931)

 12 Aralık 2005 Pazartesi 

Psikolojik Harekât, küresel mihrakların Türk Toplumunun hedef seçtiği kesimlerine karşı saldırılarına içeride ve dışarıda bir seri tedbir alınmasını gerekli kılar. Bu tedbirler fikri güçlendirme faaliyetinden karşı Psikolojik Harekât faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede uygulanır. Bir merkezden ve ülkenin bütün milli güç unsurlarının birlikte karşı koyabilmesini temin için bir elden planlanıp ayrı ellerden ama ayni hedefe ulaşacak şekilde yönlendirilir.
Bu faaliyetler düşman Psikolojik Harekât saldırılarının şiddetine göre zaman içinde azalabilir veya yoğunlaşabilir. Fakat hiçbir şekilde ara verilmeden devamlı sürdürülür. Bu harekâtın hedefi olan seçilen beyinler kesinlikle boş bırakılmamalıdır. Çünkü boş bırakılan beyinler süratle doldurulmaya meyyaldir.
Psikolojik Harekât uygulamalarının en zoru ve titiz bir çalışma gerektireni dost unsurlar, yani kendi toplumumuz üzerinde uygulananıdır. Çünkü karşı saldırılarda en etkili savunma bizzat şuurlu ve bilgili insanlarımız tarafından verilenidir. Tarafımızdan yanlış yönlendirilen ve yanlış bilgilerle doldurulan beyinler kolaylıkla karşı tarafın bize karşı kullandığı en güçlü ajanlar haline gelebilirler.
"Milli şuurlaşma ve milli benliğin kazanılması" şeklinde özetleyebileceğimiz dost unsurlara yönelik "Psikolojik Güçlendirme Harekâtı" üç-beş günde kazanılacak bir husus değildir. Planlı, programlı ve disiplinli bir çalışma sonucu uzun vadede elde edilebilecek bir haslettir. Bu zaman dilimi son elli yılda Türk Toplumu üzerindeki kültür emperyalizminin yarattığı derin çatlaklar göz önüne getirildiğinde en az 10-15 yıllık süreklilik arz eden ve birbirini tamamlayan bir seri ciddi gayreti kapsayacaktır.
Bu zaman süresi toplumların yaşam süresi içinde fazla bir şey ifade etmeyebilir. Fakat tek tek insanların hedef alındığı düşünüldüğünde 70 yıllık bir insan ömründe hiç de azımsanacak bir süre değildir. Bu süre dikkatli kullanılmadığı takdirde kılıcın iki keskin ucu misali harcadığımız çabalar derhal karşı taraf için bize karşı kullanacağı önemli bir kazanım haline gelebilir.
Burada ne demek istediğimi bir misal ile açalım.
12 Eylül 1980 öncesinde yurdumuzda yaşanan anarşi ve terör faaliyetlerinin planlama ve uygulamasında çok profesyonelce olaylar dikkati çekmiştir. Bilahare bu işin içinde özel yetiştirilmiş kişilerin olduğu, yani bazı genç subayların bizzat anarşi ve terör olayının içinde militan gibi devletimize karşı saldırıları yönettiği tespit edilmiştir.
Ayni şekilde pek çok üniversite mezunu iyi meslekler edinmiş kişilerin de Türk Devletine karşı açılan savaşta ön saflarda olduğu görüldü. Bunlar hukuk önünde cezalarını aldılar. Burada önemli olan bunların nasıl cezalandırıldığı değil, neden ve nasıl bu yetişmiş insanlarımızın devletine ve halkına düşman edildiğidir.
Bu son derece tehlikeli ve ciddi tedbirler alınmasını gerektiren bir durumdu.
Şimdi düşünelim. Siz Türk ana ve babanın çocuğu olarak dünyaya geliyorsunuz. Kendi aile yapınız ve Türk Toplumu içinde büyüyorsunuz. İlkokul, Ortaokul, Lise ve sonunda Harbiye eğitimi alıp bu ülkeyi korumak ve kollamak üzere silah üzerine yemin ediyorsunuz.
Fakat bu süreç içinde hiçbir milli benlik ve şuur alamıyorsunuz. Ve birileri gelip sizi kolaylıkla kandırıp aldığınız bilgi birikimini bu ülkeyi parçalamak için kolaylıkla kullanabiliyor. Bu olay görünüşte çok üzücüdür, ama toplumun bir gerçeği olarak yaşanmış pek çok örneği vardır.
Peki devletimiz ne yapıyor?

"Ben bu gençlerin yetiştirilmesinde ve eğitim süresinde nerede hata yaptım ki geçen süreç içinde bu gence ülkesine, bayrağına ve toprağına sahip çıkmanın gereklerini öğretemedim. Onu gerçek bir Türk milliyetçisi yapamadım" diye soruyor muyuz.?

Karşı tarafın ne yapıp ta bu gençlerin beyinlerine kolaylıkla girebilip onları kısa sürede Türkiye ve Türklük düşmanı haline getirebiliyor? Konusunu bilim adamalarına inceletip karşı tedbirlerini alıyor muyuz?

İşte burada yaşanan olaylar hemen ve ani reflekslerle oluşan olaylar değildir. Çok uzun süreli bir bilimsel çalışmanın, gözlemin ve şartlara uygun şahısların tek tek üzerinde durmanın sonunda kazanılan hususlardır. Karşı taraf böyle bilinçli ve sürekli çalışma içinde olduğunu bildiğimizden beyinlerin hiç boş bırakılmaması gerektiğini vurguluyoruz.
Türkiye'de ülke çapında Psikolojik Harekât yapan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesindeki Toplumla İlişkiler Başkanlığı'nın kaldırılma gerekçesi olarak basında yer alan suçlamalar içinde " Bunlar kendi insanlarımıza karşı psikolojik harekât yapıyorlar" diyerek acımasızca eleştirdiklerini çok iyi hatırlıyoruz.
Siz küresel saldırılara karşı kendi insanınızı bilinçlendirmedikçe ve onları her türlü emperyalist fikir karşısında milli değerlerimize uygun hareket etme yönünde bilgili kılmadığınız takdirde saldırılar karşısında milletimizi tepkisiz ve nötr hale getirisiniz ki, zaten karşı tarafın istediği de budur.
Günümüzde bu hale getirilmiş toplumumuzda yaşanan pek çok örnek vardır. Ülkemizin geleceğini ilgilendiren AB kararlarının alındığı günde halkımız Semra Hanım ve oğlu Atanın serüvenlerini izlemeyi daha çekici buluyordu.
KKTC'de Türk Toplumu kendilerini Rumlara bağlayacak ve topraklarını kendi elleriyle teslim ettirecek Annan Planı Referandumuna çoğunlukla EVET diyebiliyor. Daha dün "YA TAKSİM-YA ÖLÜM" sloganları ile meydanları doldurun insanlarımız bu toptan satış karşısında tamamen tepkisiz kalabiliyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Halkımızı bilgilendirip ve bilinçlendirmenin uzun bir zamana ihtiyaç gösterdiğini ve bunun çok doğal bire süreç olduğunu vurgulamıştım. Peki, bu süreci kısaltmamız mümkün mü? Bana göre mümkündür.
Çünkü Türk Toplumu sıradan bir toplum değildir. Binlerce yıllık kültür birikimine sahiptir. Ve bu kültür değerlerini tarih içinde birlikte yaşadığı yabancı kültürlerin etkisine rağmen bugüne kadar fazla bir değişikliğe uğratmadan günümüze kadar taşımıştır.
Bu bizim en güçlü tarafımızdır. Burada halkımızın binlerce yıllık bilgi birikimi ve kültür kazanımları olduğu dikkate alındığında bu zamanın kısaltılması için elimizde bir imkan oluşmaktadır. Bu çare, ülke yönetimine ehil, kendine ve halkına güvenen inançlı kişilerin getirilmesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu tip lidere en güzel örnektir. Tamamen millet olma vasfını kaybetmiş ve her alanda teslim olmuş bir devletin enkazından Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştur.
Bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk değerinde bir lider bulmak kolay olmayabilir. Ama O'nun fikir ve düşünceleri ile yoğrulmuş sayısız lider adayı kendilerine görev verilmesini ve imkan tanınmasını beklemektedir. Bütün olumsuz gibi görünen şartlara rağmen geleceğimizden karamsar olmamıza hiç sebep yoktur.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Aralık 2005 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale