20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ülkemin ve halkımın genel görünümü
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Milleti idarede prensibimiz milletin müşterek ve umumi fikir ve eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakiki ve ciddi olabilmesi, milletin maddi ve manevi ihtiyaç kaynaklarından gelmesine bağlıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1925)

 30 Kasım 2005 Çarşamba 

Turgut Özal hükümetlerinden sonra büyük bir meclis çoğunluğu ile tek başına iktidar olan Ak Parti, geçen üç yıllık süre içinde kendisinden beklenen idareyi gösteremedi. Milletimin gülmeye hasret yüzünü güldüremedi.
Küresel mimarların her karışında gözü olan bu coğrafyada Türkiye gibi güçlü bir potansiyele sahip ülkenin yönetimi kolay değildir.
Bazı ekonomik makro göstergelerin çok iyi olmasına, istikrarlı görünüme, Müzakere Basınının büyük desteği ile abartılı methiyelerine rağmen Ak Parti üst yönetimi ülke yönetiminde başarısız olduklarını bilmekte ve istediklerini yapamadıklarının farkındadır.
Büyük Millet Meclisi'nde çoğunluğa ve yerel yönetimlerin büyük bölümüne sahip iktidarın bugüne kadar başarılı oldukları hususlar "Türk Lirasından altı sıfır atılması", "Enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi" ve "faizlerin düşmesi"dir. Fakat bütün bu gelişmelerden, vatandaşın cebine giren fazla bir şey olmamıştır.
Bilindiği gibi tek parti iktidarının siyasetteki karşılığı daha hızlı ve kesintisiz hizmet üretilmesi demektir. Sağlanan siyasi istikrar ile artan işgücü sonucu halkımızın cebine daha çok para girecek ve daha çok refah bütün ülkede yaygınlaşacaktı. Ekonomik zorluklarını atlatan halkımız yıllardır kendisine güç anlar yaşatan anarşi ve terör örgütlerini besleyen "yoksulluk ve fakirlik şartları" da ortadan kalkacağı için daha güvenli bir ortama kavuşacaktı.
İçeride bunlar olurken halkının desteğini arkasına alan iktidar, dışarıda daha dik duruş sergileyecek ve ülkenin menfaatlerini dış tesirlere karşı daha iyi koruyacaktı. Bütün bunlar olması gereken ve beklenen sıradan gelişmelerdi. Ve görünürde Ak Parti'nin büyük hizmetlerini önleyecek hiçbir engel yoktu.
Düşünen beyinler ve gören gözler üç yıldır tek başına iktidar olan Ak Parti'nin bütün iyi niyetine rağmen içeride ve dışarıda yaptığı büyük hatalara bakarak bu partide siyasi tecrübe noksanlığının had safhada olduğunu, yani parti yönetim kadrolarının iktidar için henüz hazır olmadığını tespit etmişlerdir.
Dış politikada AB ve ABD karşısında tam bir teslimiyet vardır.
Miktarı her geçen gün artan borçlarla Ekonomide IMF ve Dünya Bankası'nın mutlak hâkimiyeti söz konusudur.
İç politikada da AB ve ABD'nin etkisi her geçen gün artarak devam etmektedir.
Ülkemizin gündemini ise dışarıdan yönlendirilen birkaç medya kuruluşu ile yine dışarıdan nemalanan birkaç Sivil Toplum Kuruluşu yönetmektedir.
Ana muhalefet CHP'nin kendi iç sorunlarından kurtulup güçlü bir muhalefet yapamaması sonucunda çok geniş serbest çalışma imkânı elde eden Ak Parti bu büyük avantajını devlet yönetimi tecrübesizliğinden dolayı heba etmiştir.
Ülkeyi AB'nin 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 tarihleri ile oyalayan AKP yönetimi, bir dönüm noktası olarak gösterdiği bu kazanımlardan sonra giderek çıkmaza girmiştir.
ABD'nin Irak'ı işgali ile birlikte bu topraklar üzerindeki menfaatlerimiz ortadan kalkmıştır. Gözümüzün önünde Kürt Devleti kurulmuş. Bölgede bin yıldır yaşayan Irak Türklerine yapılan haksızlık ve mezalimi seyretmekten başka bir şey yapılmamıştır.
Kuzey Irak'ta üslenen PKK'nın ABD desteğinde palazlanıp yeniden tehdit olmasını sadece seyretmekle yetinen Türkiye, şimdi bu terör örgütünün yaktığı yangını nasıl söndüreceğinin hesaplarını yapmakla meşguldür.
Bin yıldır birbiri ile kaynaşmış ve adeta bir EBRU'nun renkleri gibi birbiri ile bütünleşmiş Anadolu Türk Toplumu arasında hiç gereği yokken Alt kimlik-Üst Kimlik- Türkiyelilik ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi son derece tehlikeli tartışmaların başlatılması, AKP için hiç de iyi olmamıştır. Bu şekilde olmayan sorunlar var gösterilmekte ve AB'nin ülkemizi azınlıklara bölme (Sevr'e göre) isteklerine uygun hareket edilerek topraklarımızı bölüp parçalamaya çalışanların eli kolaylaştırılmaktadır.
Ve nihayet Ak Parti yönetimi; Ülkemizi yeniden 12 Eylül 1980 öncesi güvensiz ve terör dolu, sonu belirsiz ve kriz beklentisinin sokaktaki vatandaşa hâkim olduğu günlere geri götürmüştür. Birbiri peşi sıra ülkemin her yanında patlayan bombalar, ardı arkası kesilmeyen şehit cenazeleri, savaş alanına döndürülen sokaklarımız, halkımızı ümitsiz bir bekleyişin içine sokmuştur..
Türk Toplumu, Ak Parti iktidarında geçirdiği süre içinde yaşadığı inanılmaz olaylar karşısında eskisinden daha çok devletinin şefkatli ellerini ve koruyuculuğunu arar hale gelmiştir. Olaylar o kadar sık vuku bulmaktadır ki, birinin etkisini atlatmadan bir diğer büyük şokla karşılaşan halkımız ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Sonunda küresel Psikolojik Harp saldırıları ile uyuşturularak tepkisiz hale getirilen milletimiz, kendini Tele-Vole Programları ve Pop-Star yarışmaları ve nihayet futbol ile avutmaya başlamıştır
Kırk yıl önce Yavruvatan Kıbrıs için " Ya Taksim. Ya Ölüm" parolasıyla meydanları dolduran yığınlar bugün yoktur. Çünkü halkımız, can verip kan döktüğü ata topraklarını elinin tersiyle itip "ÇÖZÜM" adı altında Rumlara teslim ettirten bir zihniyetin yapacağı fazla bir şey olmayacağını fark etmiştir.
Bin yıldır Türk olan Anadolu toprakları üzerinde bin bir zorlukla oluşturduğumuz ekonomik kazanımlarımızı Euro-Dolarlar ile elinden çıkarmak için birbirimiz ile yarışır hale geldik. Çünkü yoğun propaganda ile beyni şartlandırılmış ve henüz 4.000 Dolar yıllık geliri olan ülkemin insanlarının, 24.000 Dolar geliri olan ülke vatandaşları karşısında pek fazla direnme şansı yoktu.
Evet, bugün ata toprakları ile birlikte küresel mimarların dayatması sonucu, ÖZELLEŞTİRME adı altında milletimizin yıllarca süren çabaları sonucu oluşturulan dev kuruluşlarımız birbiri peşi sıra yabancıların denetimine verilmektedir. Bu bir satış işlemi değil, doğrudan doğruya bu tesislerin yok pahasına yabancılara devir işlemidir.
Özetleyecek olursak;

- Kıbrıs'taki kanuni haklarımız Rumlara ve Yunanistan'a devrediliyor,.

- Ülke içinde Hıristiyanlık propagandası almış başını gidiyor,

- Kürt Devleti kurularak Diyarbakır bu ülkeye başkent yapılmaya çalışılıyor.

- Binlerce yıldan günümüze taşıdığımız Türk Kültür değerleri plânlı çalışmalarla ortadan kaldırılıyor. Milli birliğimizin teminatı Türk Diline ortaklar bulunuyor.

- Türk Anayasasının temelinde yer alan Atatürkçülük ve Türk Milliyetçiliğinin içi, "Uyum Yasaları" adı altında boşaltılıyor.

- Ülkemiz, milli değerlerinden habersiz boş kafalı, milli ülkü ve değerlerinden yoksun, sadece tüketmeyi düşünen kalabalıkların yaşadığı topraklar haline getirilmeye çalışılıyor.

Küresel güçlerin korkup çekinecekleri tek husus vardır. O da ülkemizde her şeye rağmen yaşatılan Milli Ruh, Milli şuur ve Milli duruştur. Yani Türk Milliyetçiliği'dir.
İşte bunun için bizi yaşadığımız çıkmazdan kurtaracak tek çözüm vardır. Çözüm; Türklüğümüze, Türk Kültürüne ve vatan topraklarına sahip çıkacak nesillerin varlığı ile küreselleşmeye karşı durulmasıdır. Kurtuluşumuz Atatürk İlke ve İnkılâplarına bağlı, Türk Ülküsüne inanmış, milliyetçi ve inançlı kadrolarımızın elindedir.
Bu kadrolar ülkemizde vardır ve göreve hazır beklemektedir...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Kasım 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale