22 TEMMUZ 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






28 Şubat post-modern darbe mi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 16 Ocak 2001 Salı 

"Zihninizde, olumlu  ve  başarılı  olana  yer  verin. Ayrık  otlarını  boşuna  besleyip, çoğaltmayın."

Halkının büyük çoğunluğu açlık sınırının altına indirilmiş güzel yurdumuzun gündemini artık "bu insanlara aş ve iş bulmak için neler yapılmalıdır?" sorusunun cevabının bulunması olması gerekirken 16 OCAK 2001'in gündemi yine boş ve anlamsız işlerle kilitlenmiştir...

28 ŞUBAT POST MODERN DARBE Mİ (?) NORMAL DARBE Mİ (?)

Genelkurmay eski Genel Sekreteri Emekli Tümgeneral Erol Özkasnak tarafından günlük gazetelere verilen beyanatlara ve Hulki CEVİZOĞLU'nun hazırladığı CEVİZKABUĞU proğramına yaptığı açıklamalara göre; bugün siyasi yasaklı olan Prof.Dr. Necmettin Erbakan başkanlığındaki REFAHYOL HÜKÜMETİ'nin düşürülmesine kadar uzanan 28 Şubat 1996' daki Milli Güvenlik Kurulu kararları aslında POST MODERN BİR DARBEDİR.

Aslında POST-MODERN tabirinin ne olduğunu bilen ve anlayan yok. Darbe ,darbedir. Azı, çoğu, yumuşağı veya "post" olanı olmaz.

Sayın ÖZKASNAK tarafından yapılan açıklama anlamsız, zamansız vede gereksizdir... Tamamen siyaset dışında kalması gereken Silahlı Kuvvetler üzerinde polemikleri arttırmaktan başka bir işe yaramaz... Ülkemizin bu en güvenilir dinamik gücüne karşı yapılan saldırılara zemin hazırlar ve yıpratılmasına imkan verir. Bu bakımdan Silahlı Kuvvetler ile ilgili görüş ve düşüncelerimizi açıklarken çok dikkatli olmalı ve kelimeleri titizlikle seçmeliyiz.

Olayları birinci elden yaşayan insanların devlet sırrı niteliği taşımayan bilgilerini kamuoyuna aktarmaları doğal karşılanabilir. Fakat bunların yeri zamanını çok iyi seçmek lazımdır. Bu bilgiler ortalığı karıştırmaya ve devletin önemli kuruluşlarını töhmet altında bırakmaya değil, ülkedeki birlik ve beraberliği sağlamaya yaramalıdır.

Bize göre önemli devlet hizmetlerinde bulunan kişilerin ilerleyen zaman içinde ANI olarak belgelere dayalı olarak yapılacak yayınları tarihçilerin işlerini kolaylaştırması açısından önemlidir. Oysa bugün görüşülen konular ve yapılan tartışmaların ne ülkeye nede Sayın ÖZKASNAK'a hiç bir şey kazandırmadığı açıkça görülmektedir.

28 ŞUBAT NE GERÇEK VE NEDE POST MODERN BİR DARBEDİR.
28 ŞUBAT; devleti korumak ve kollamakla görevli en büyük anayasal organın , yani MİLLİ GÜVENLİK KURULU'nun günün şartlarına göre yaptığı rutin bir görevdir.

Bir önceki veya bir sonraki MİLLİ GÜVENLİK KURULU toplantılarından ve alınan kararlardan hiç bir farkı yoktur. Günün gelişen şartlarına göre Kurul Üyeleri 28 ŞUBAT'tada gündemlerini görüşmüşler ve aldıkları kararları görüşülmek üzere hükümete göndermişlerdir.

Görülen manzara ve yaratılan karmaşa; MİLLİ GÜVENLİK KURULU hakkındaki bilgi noksanlığından kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi devletimizi iç ve dış düşmanlara karşı korumak için alınması gereken tedbirleri en üst düzeyde görüşen bu anayasal kurulun çalışmalarını açıklayan 2495 Sayılı Kanun açık ve herkezin istifadesine amade olmasına rağmen, teşkilat ve görevlerini detaylandıran "YÖNETMELİĞİ" GİZLİ'dir. Bu ülkemizin milli menfaatlerinin korunması açısından son derece doğaldır... Bununla beraber GİZLİ'lik vasfı bu yüce kurulun faaliyetlerini gizemli kılmakta ve bütün şer güçler adeta "öküzün altında buzağı aramak" misali ortalığı karıştırmaktadır.

Şimdi bu Kurul ile ilgili bazı tesbitlerimizi açıklayalım. Bilindiği gibi her ayın son haftasına girildiğinde kendisini gündem oluşturmakla görevli sayan ve konu bulmakta zorlanan basınımızın bulduğu değişmez konulardan biriside Milli Güvenlik Kurulu'nun aylık mutat toplantılarıdır. Başlıklar genellikle aynı temayı işlerler. Asker kanat şu konularda hükümeti şıkıştıracak ve hesap soracak. Siviller şunları söyleyecekler. vs...

Bilmediklerinden değil; bilerek ve isteyerek bu yüce kurulu iki başlı gösterme gayreti içindedirler. Adeta bu kurulda görev yapan asker ve sivil üyeler birbirinin açıklarını arayan ve birbirleri ile mücadele eden birimler gibi gösterilerek kamuoyunda fevkalade yanlış izlenimler ve algılamalar yaratılmaktadır. Nitekim 28 ŞUBAT'ta toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun tamamen asker üyelerin kontrol ve yönlendirmesiyle karar aldığı izlenimi ortaya konulmuştur.Yanlış yorumlamaları önlemek açısından konuyu biraz daha detaylandıralım.

Bilindiği gibi Milli Güvenlik Kurulu; vatandaşlarımızın % 92 nin oyu ile kabul edilen 1982 Anayasası'nın temel kurumlarından biridir. Anayasanın 118 nci maddesinde kurulması istenilen bu kurul 9 kasım 1983' te 2945 sayılı Kanunla fiilen çalışmaya başlamıştır. Bu kurul; Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları ile Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından oluşur.

Kurulun Gündemi Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir ve gündem hazırlanırken Başbakan ile Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınır. Ayda bir defa olağan olarak Cumhurbakanı başkanlığında toplanır. Kurul üyesi bakanlar ile diğer bakanların gündeme girmesini istedikleri konular, Başbakanın da görüşünü alarak Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri vasıtasıyla Cumhurbaşkanına iletilir. Kurul kararlarını çoğunlukla alır. Kurul kararları; Genel Sekreterlikçe Cumhurbaşkanına ve Bakanlar Kurulunda görüşülmek üzere Başbakanlığa gönderilir. Kararlar; Başbakan tarafından Bakanlar Kurulu gündemine alınmak suretiyle görüşülür ve gerekli kararlar alınır. Alınan kararlara ait uygulamalar Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından takip edilerek sonuçları hakkında Başbakana, Cumhurbaşkanına ve Milli Güvenlik Kuruluna bilgi verilir.

Milli Güvenlik Kurulu; devletin milli güvenliğinin yani, anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, uluslararası alandaki milli menfaatlerinin ve hukukunun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanması gibi hayati bir görevi üstlenmiştir. Kurul bu görevi liyakatla yerine getirebilmek için ülkemizdeki en tecrübeli ve en üst düzeydeki kişilerden oluşmaktadır. Böyle bir kurulun varlığı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekasının yegâne teminatıdır. Uyum içinde son derece başarılı hizmetler yapması ülkemiz üzerinde millî menfaati olan ve güçlü Türkiyeyi kendisine tehdit olarak gören dış mihraklar ile onların içimizdeki şer ortaklarını memnun etmemektedir. Bu yüce müessesenin yıpratılması için her türlü vasıta denenmektedir.

Bu şer odaklarının temsilcilerine göre ; Milli Güvenlik Kurulu askerlerin siyasete doğrudan müdahale etmeleri için teşkil edilmiştir. Burada askerler çoğunluktadır ve sivillere istediklerini yaptırmaktadırlar.

Şimdi de kendilerine gündem oluşturma gayreti içindeki bazı basın mensuplarına birkaç söz söylemek istiyorum.

Biraz akıl, biraz izan ve biraz terbiye beyler.... Lütfen kulaktan dolma bilgilerle gazete köşelerini doldurmayın. O kadar zor değil bu..... Lütfen Milli Güvenlik Kurulu Kanununu açın ve okuyun. Yetki ve sorumluluklarını öğrenin. Bakın o zaman yine bu kurul kapatılsın demek cesaretini bulabilecekmisiniz?.. Kurul kararlarını ASKERİ DARBE olarak nitelendirebilecekmisiniz.? Bu kurulun ülke menfaatine attığı her adımı karalama alışkanlığını devam ettirebilecekmisiniz ? Sağduyu sahibi iseniz ( ben sizin böyle olduğunuza inanıyorum ) doğru yolu bulacağınızdan eminim. Ama bir takım karanlık mihrakların paralı adamı olarak görevlendirildi iseniz , biz her ayın son haftasında girdiğimizde sizlerin şom ağızlarınızdan çıkan karalamaları dinlemeğe devam edeceğiz demektir.

Sonuç olarak her sistemde ve canlı organizmada olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletide kendi güvenliğini sağlayacak, şehit kanıyla sulanmış bu kutsal toprakları koruyacak sistemlerini oluşturmuştur.

Milli Güvenlik Kurulu bu sistemlerin beynidir. Birdir. Bütündür. Cumhuriyetimizin, milletimizin bekasının, birlik ve beraberliğimizin teminatıdır ve böyle kalmayada devam edecektir. Kurul içinde görev alan asker ve sivil en üst düzey görevliler Cumhurbaşkanımızın başkanlığında ülke sorunlarını titizlikle takip ve gereğini icra edeceklerdir. Bu kutsal görevi; DARBE, POST MODERN DARBE, SİVİL DARBE v.s gibi demokrasi dışı usul ve uygulamalara benzeterek küçültmeye kimsenin hakkı yoktur...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Ocak 2001 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale