23 Mayıs 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Şemdinli'nin arka yüzünde devlet, devletini arıyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1931

 26 Kasım 2005 Cumartesi 

Bu gün köşemde yorum yapmayacağım, yorumu okuyuculara bırakacağım.
23 Kasım 2005'de GÜNEŞ gazetesinde bölgeye giden gazeteciler Cengiz Kaluç ve Tarkan Abdullahoğlu'nun izlenimlerini anlatan manşetten verilen haberden aşağıya aldığım bölümler bölgede devleti temsil edenlerin düştüğü aczi ortaya koymaktadır.
Devletin otoritesinin kalmadığı yerde devletin varlığından bahsedilemez. Oysa devlet kendini koruyacak bütün sistemleri Anayasa ile oluşturmuştur. Bu sistemleri çalıştırmak hükümetlerin keyfine bağlı değildir. "Olağanüstü Hal" ve "Sıkıyönetim İdaresi" kurularak bölgede kalmayan devlet otoritesi acilen yeniden tesis edilmelidir. Bunun yapılmaması veya geç kalınması yetkilileri anayasal görevini yerine getirmeme gibi bir durumla karşı karşıya bırakır. Yönetim her halükarda elindeki yasal güçleri Türk devletinin bekası için kullanmak durumundadır. İşte bakın Anayasamız de diyor:

" Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı" dır. Başkenti Ankara'dır.

Madde 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

A. Olağanüstü haller:

Madde 120.- Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.

B. Sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali:

Madde 122.- Anayasanın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilan edebilir."

Anayasanın verdiği bu görev Olağanüstü Hal Kanunu ve Sıkıyönetim Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu iki Kanun geçmişte yaşanan olaylarda başarı ile uygulanmış ve müesses nizam tesis edilmiştir. Hükümetin Anayasa ile verilmiş yükümleri ile bu yükümlülükleri yerine getirmek için elinde Anayasa ile sağlanmış imkanlar varken Şemdinli ve Hakkari'de meydana gelen olaylar için önlem alınmamasını anlamak mümkün değildir..
İşte 23 Kasım 2005 tarihli GÜNEŞ Gazetesinin manşet haberinden birkaç kesit.

" - Kocası görevdeydi ve 2 çocuğu ile evde yalnızdı polisin eşi... Evi saran grup önce taş yağdırmaya arkasından kapıyı zorlamaya başladı. Çığlık çığlığa ağlayan çocuklarını alıp banyoya sığındı. Salonda kalan telefonunu almak için gittiğinde içeri yağmur gibi taş yağıyordu. Kapı her tekmede esniyor, arkasına dayalı sandığı zorluyordu. Her an kırılabilir, kalabalık içeri girebilirdi.

- Karakolda bulunan polis memuru, eşinden gelen telefondan sonra çıldıracak gibi olmuştu. Çünkü karakol da saldırı altındaydı. Tek başına dışarı çıkmayı başarsa bile evlerini saran ve bir bölümü silahlı kalabalıkla baş etmesi imkansızdı. Polisin eşi dehşet içinde dua ederken uzaktan silah sesleri gelmeye başladı. Gelen emniyetin panzeriydi. Evi saran kalabalığı havaya ateş açarak dağıtmaya çalışıyordu. Ve Hakkari'de 16 Kasım 2005'te, 10 polisin ailesi aynı dehşeti yaşıyordu.

- Şemdinli'den Yüksekova'ya geçiyoruz. Adını terör ve uyuşturucu kaçakçılığı ile duyuran, sokaklarında 06, 34 plakalı lüks ciplerin cirit attığı Yüksekova'dayız. Tabelasına göre 59 bin nüfuslu Yüksekova'da malikaneler, lüks villalar, plazalar dikkatimizi çekiyor. Dikkat çeken bir başka şey ise kentti boydan boya geçen Cengiz Topel Caddesi'ndeki sloganlar.. Apo'ya övgüler, T.C'ye küfürlerle dolu sloganları içimiz acıyarak okuya okuya caddeyi katettik ve ilçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldik. DEHAP ilçe örgütünden önce buraya gelmemiz, hiç hoş karşılanmıyor. Fırlatılan nefret dolu bakışlar ve arkamızdan edilen Kürtçe küfürlerden anlıyoruz.

- 40 bin kişinin ellerinde PKK bezleri ve APO posterleri ile yürüyüş yaptığı, devrilen panzerin altında kalan polisi bile Molotof atarak yakmak isteyenleri barındıran bu kentte, polis olmak nasıl bir duygudur. Bunu duymak ve duyurmak istiyorum.

- Genç bir amir geliyor yanıma. Çok dolu.. Basında çıkan haberlerin PKK güdümlü kalkışmayı 'Demokratik hak' olarak gösterilmesine isyan ediyor. Şunları yazmamı istiyor. 'Başımızın üzerinden kurşunlar vızıldayarak geçiyor. Arkadaşlarımız yaralandı. Çok açık şekilde nefsi müdafaa durumunda kaldık. Devlet, kendisini korumak için bizi çalıştırıyor ama, bırakın devleti, kendi canımızı bile korumak için bile silah kullansak hayatımız kararıyor. Üzerimize taş ve kurşun yağdıran isyancıların hepsi serbest bırakıldı. Savcı, tek tek polisin silah kayıtlarını inceliyor. Sanki isyan eden bizmişiz gibi, polis kurban edilmek isteniyor. Şunu açıkça söylüyoruz. Bu olaylar yüzünden bir tek arkadaşımız yakılırsa, akla hayale gelmeyecek tepki gelecektir polisten.. Bardak taştı artık..

- 'Lojman dışında yaşayan polislerin ailesi açık tehdit altındadır. Tamamen tecrit edilmiş durumda yaşıyorlar. İşgalci düşman güçleri olarak gördükleri polisin ailesine de düşmanlar.'

- 11 yaşındaki polis çocuğunun olay günü yaşadıkları ise bir ömür boyu izleri silinemeyecek kadar korkunç. Bakın küçük M.'nin başına neler gelmiş: Okuldan çıktım eve geliyordum. 8-10 kişilik bir grup Kürtçe ana avrat küfretti. Sonra '....... polis çocuğu. s...... gidin bizim memleketimizden' diye üzerime yürüdü. Kaçmaya başladım. Hem taş atıyor hem kovalıyorlardı. Askerlik Şubesinin kapısındaki nöbetçi asker havaya ateş açtı. Beni ellerinden kurtardı. Ben artık burada okula gitmem. Sınıfa Kürdistan haritası asıyorlar. Durmadan 'Burası bizim ülkemiz.. Defolup gidin. Yoksa biz göndereceğiz' diye hakaret ediyorlar"

Şimdi Sayın yetkililere soruyorum.
Devleti geri getirecek tedbirleri almak için daha ne bekliyorsunuz?
Bundan daha vahim ne gibi bir durum olacağını değerlendiriyorsunuz?
Yoksa harekete geçmek için AB ve ABD'den talimat geleceğini mi sanıyorsunuz?


Dr. Tahir Tamer Kumkale
26 Kasım 2005 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale