24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye'de Türkler yaşamıyor mu?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren fiilen, bütün iş ve hareketlerimiz ile gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 22 Kasım 2005 Salı 

1990 yılında Sovyetler Birliğinin parçalanıp küresel alandan çekilmesini takiben dünya ABD merkezli tek kutuplu hale geldi. ABD tartışmasız dünyanın jandarması görevini yüklendi ve küreselleşme adı altında dünyayı kendi milli menfaatleri doğrultusunda yeniden yapılandırmaya başladı.
ABD'nin elinde bulundurduğu üstün iletişim kaynakları ile yeniden yapılandırma işlemi hiç de zor olmadı. Çünkü Amerikan kültürü uzun yıllardır planlı şekilde dünya insanlarının beynine pompalanmaya başlamıştır. Bütün ülkelerde ABD kültürü ile bütünleşmiş geniş kitleler her alanda toplumun yönetim sistemlerini ele geçirmişlerdir.
Bugün küreselleşme adı altında dayatılan yozlaşmış kültür saldırıları ile ülkelerin içeriden teslim alınması çok kolay hale gelmiştir. İşte bu saldırılardan en fazla etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.
Çünkü dünya hâkimiyetine oynayan ABD'nin gerek konumu ve gerekse sahip olduğu milli güç potansiyeli ile Türkiye'ye muhtaç olduğu bilinmektedir. Dünyanın geometrik merkezinde olan Türkiye dünyayı yönetmek iddiasını sürdüren ABD için vazgeçilmez bir hedef durumundadır. İşte bu yüzden insanlarımız çok yoğun bir yabancı kültür baskısı altında bırakılmıştır.
Bugün dışarıdan ülkemize gelen herhangi bir yabancı, geldiği yerin Türkiye mi yoksa ABD'nin bir eyaleti mi olduğu konusunda karar vermekte güçlük çeker. Çünkü yıllardır yöneticilerimizin ağzından düşmeyen "Küçük Amerika olma "sözü büyük ölçüde gerçek olmuştur.
Türkiye'de Türkler unutulmuştur. Türk Kültürü, Türk Dili, Türk Tarihi, Türk Müziği, Türk Mutfağı adeta tali hale gelmiştir.
Aydın geçinen bazı okumuşlarımız ise nerede ise nüfus kâğıtlarından utanır haldedir. Bu gafiller kendilerini nemalandıran küresel güçlerin fikir ve düşüncelerini her fırsatta toplumumuza dikte ettirmekte birbirleri ile yarış içerisine girmişlerdir.
CIA'nın gazetecileri para ile satın aldığı ve Soros eliyle sivil toplum kuruluşlarının küresel menfaatler doğrultusunda nemalandırıldığı hususu, artık saklamaya dahi gerek duyulmadan açıkça konuşulmaktadır.
Türkiye, yıllardır katıldığı Eurovision Şarkı yarışmalarına kendi diliyle değil de İngiliz dili ile katıldığı için ilgiyi çekmiş ve sonlarda yer almaktan kurtularak ilk defa birinci seçilmiştir. Bu yılki yarışmalara katılan parçanın Türkçe seslendirilmiş olması yenilginin sebebi olarak görülmüştür. Milli motiflerimizle süslenen müsabaka parçası bizzat bizim entelektüellerimiz(!) tarafından tenkit yağmuruna tutulmuş ve aşağılanmıştır.
Yanlışlarımız çok fazladır. Bilindiği gibi Turizm Bakanlığı tarafından dahi "tanıtım" adı altında " Türkiye'nin Hıristiyanlık haritaları" dağıtılmıştır. Bir iki basın organında konu dile getirilince de, "Ya öylemi. Yanlış yapmışız" denilerek haritalar toplatılmıştır.
Türkiye'ye gelen yabancılar eğer İngilizce biliyorlarsa ülkemizde hiç yabancılık çekmezler. Çünkü ülkemiz artık Sayın Turgut Özal'ın dediği gibi "Küçük Amerika"dır.
Bu küçük Amerika'da bugün Türkleri bulmak çok zorlaşmıştır. Çünkü bütün ülke çapında cadde ve sokaklarımızda, işyerlerimizde, tabelalarımızda Türkçe tedavülden kalkmıştır. Geçerli dil İngilizcedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahi havaalanından itibaren bütün köprü ve kavşaklara astığı dev panolarda "WELCOME TO ISTANBUL" sözü ile gelenleri İngilizce karşılamaktadır. Bu gidişle bunun bir adım ötesinin "WELCOME TO CONTANTINAPOLIS" olacağını şimdiden görebiliriz.
Özellikle karnınız aç ise, "Türkiye'ye geldik. Dünyaca meşhur Türk Mutfağından leziz Türk yemekleri yiyelim" derseniz sorun yaşarsınız. Çünkü Türk Mutfağı bulmak için çok aramanız gerekebilir. Mc Donalds, Burger King, Kentucky Fried Chicken gibi FAST FOOD'ların arasına serpiştirilmiş Meksika, İtalyan, Çin ve Japon Restaurantları arasından Türk Restaurantlarını (Lokanta veya Aşevini) bulmanız maharet haline gelmiştir.
İlkokuldan başlayarak üniversitelerimize kadar bütün saygın ve geçerli eğitim kurumlarımızda derslerimiz artık İngilizce verilmektedir. Türk vatandaşları evlâtları İngilizce öğrenerek iyi yetişsin diye birbirleriyle kıyasıya yarışmaktadır. Bunun için varın-yoğunu ortaya koyarak avuç dolusu para harcamaktadır. İngilizce öğretim yapan özel okulların bir dönemi için veliler ayda en az 1,5 Milyar lirayı gözden çıkartmak zorundadır.
Okullarımız da kültür yozlaşmasını yani kültür değişiminin hızlanmasını sağlamak için kendisine düşen her türlü gayreti göstermektedir. Ve İngilizceyi iyi öğretmek için bu okullarımızın kitapları da büyük fedakârlıklarla(!) yurtdışından getirilmektedir. Yani evlâtlarımız için büyük özveri yapılmakta ve onlara gerçek İngilizce öğretilmektedir. Yine yabancı dille eğitim verilmesi için okullarımızda yeteri derecede ana dili İngilizce olan ABD, İngiltere, Pakistan, Avustralya ve Kanadalı öğretmenler de getirilmiştir.
Yabancı dilde eğitim sisteminin kökleşmesi için ithal edilen kitaplarla Türk çocukları öncelikle Hıristiyan ABD ve İngiliz toplumunun gelenek ve göreneklerini eksiksiz ve en doğru şekilde öğrenmişlerdir. Yani artı çocuklarımız ABD'ne gittiklerinde hiç bir yabancılık çekmeyeceklerdir. Gerçekten de ABD'ye gidenler derhal bu topluma adapte olmakta hiçbir sorun yaşamamaktadır.
Şimdi siz yanılıp ta çocuklarınıza Türklerle ve Türk Kültürü ile ilgili şeyler sormayın. Çünkü sevgili yavrularınızı utandırır ve güç duruma düşürürsünüz. Çünkü Türkçenin ikinci plana düştüğü okullarımızda Türk Kültürü ile ilgili bilgiler verilmesini beklemek abesle iştigaldir.
Kısacası ülkemize gelen bir yabancının yolu kazara okullarımıza düşse, İngilizce ve Türkçe arasında kalarak kültürünü kaybeden gençlerimize acır. Buralarda artık Türk kalmamış sözünün geçerliliğine kendisi de inanır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "Cumhuriyetin temeli kültürdür" hedefini koymuştur. Gazi, Türk Kültürünü bütün yönleri ile ortaya çıkartabilmek amacıyla "TÜRK DİL KURUMU" ve "TÜRK TARİH KURUMU" gibi kurumları oluşturmuştur. Bu kuruluşların sonsuza kadar yaşatılması için bütün şahsi kazanımlarını bu iki kurumun emrine verilmesini vasiyet etmiştir.
1982 Anayasasına göre Gazi'nin iki kurumunu da bünyesine alan "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" gibi anayasal oluşumlara rağmen bugün geldiğimiz yer milletimiz ve devletimiz için kaygı ve utanç vericidir.
Türk dilinin yerini İngilizceye terki ile birlikte başlayan yozlaşmanın seviyesini saygın gazetelerimizin İnsan Kaynakları eklerinde görebiliyoruz. Burada verilen iş ilanları ise küreselleşme boyutlarının ülkemizde aldığı mesafeyi çok güzel yansıtmaktadır.
Türklerin Türkiye'de istihdam edilecekleri iş yeri ilanlarının yarıdan çoğu Türkçe değildir. Özgeçmişlerin yerini ise CV (sivi)'ler almıştır.
Televizyon ve radyo kanallarımız, özellikle seçtikleri çarpıcı İngilizce isimlerle ve Türkçeyi İngilizce aksanı ile konuşan ANCHORMAN'ları ve DJ'leri (dijileri) vasıtasıyla birbiri ile RATING yarışına girmişlerdir.
SHOW TV (şov tivi), STAR TV (star tivi), CNN TURK(sienen Türk), SKY TV (sıkay tivi), NTV( entivi), CBBC-e(sienbisi-i), EXPO CHANNEL (ekspo çenıl), NR1 (numberone tivi), DREAM TV, FLASH TV, JETIX TV, POWER TURK, HABER TURK, DIGITURK, CINE-5 gibi isimlerini dahi İngilizce olarak almakta sakınca duymayan televizyon kanalları, Türk Kültürünün vazgeçilmez yaratıcıları arasında başrollerdeki yerini almıştır.
Reklâm dünyasının renkli ürünlerinin dayanılmaz cazibesi ile emekleyen bebeler dahi 'anne' ve 'baba'dan önce COLA'yı ve COKOMILK'i öğrenmektedir.
Şimdi biraz geriye giderek Atatürk dönemine göz atalım..
SSCB'nin dağılacağını daha 1930'larda görerek milletine ve yöneticilerine aşağıdaki tarihi emrini veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bugün Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilgili politikalarımızın bulunduğu durumu görseydi acaba neler düşünürdü?

"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez... Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapacağını bilmelidir...
Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekmektedir."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; SSCB'nin kurulduğu yıllarda kullandıkları Arap harflerini terk edip Latin Alfabesine geçen Orta Asya Türk Devletleriyle bağımızın kopmaması için 1928 yılında Harf İnkılâbını yaparak Latin Alfabesini kabul ettirmiştir.
1920'lerde daha kendi istiklalimizi kazanmadan en iyi subaylarını Afganistan'a göndererek Asya-Avrupa arasında kültür köprüsü kurmaya çalışan Atatürk; bugünkü Türk Dünyası ve Avrasya politikalarımızı acaba nasıl değerlendirirdi?
Kuruluşlarının ilk yıllarında özlemini çektikleri Türk Kültürünün dünyadaki tek temsilcisi konumunda gördükleri Türkiye'ye dört elle sarılan Asya Türk Devletleri uyguladığımız yanlış politikalardan dolayı bugün bizden süratle uzaklaşarak Rusya'nın, Çin'in, ABD'nin ve hatta Avrupa'nın güdümüne girmektedirler.
Sömürgecilere karşı tarihte ilk defa muhteşem bir Kurtuluş Savaşı vererek istiklâlini kazanan Türkiye Cumhuriyeti; bugün büyük çoğunluğu yabancı bayraklar altında esaret hayatı yaşayan Türk Topluluklarının gözlerini dikip, istiklal umudunu yeşerten ve ayakta tutan tek devlettir. Onlar için tek umut kaynağıdır..
Bu söylediklerim, "Biz onlar için savaşalım ve istiklâllerini kazanmalarına yardım edelim. Onları alıp buraya getirelim. Veya birleşelim ve büyük bir Türk Devleti olalım." anlamında gelmez. Onlar kendi vatanlarında kalacaklardır. Onlar sahibi oldukları ata topraklarında çoğalacaklar ve kendi anayurtlarına sahip çıkacaklardır.
Onların bizim tankımıza, topumuza ihtiyaçları da yoktur. Onlar bizden sadece KÜLTÜR BAĞI ve MANEVİ DESTEK istiyorlar. Onlar bizi KÜÇÜK AMERİKA ve AB'nin bir EYALET DEVLETİ olarak değil, TÜRK KİMLİĞİ içinde görmek istiyorlar. Bizim gücümüzün, onları bulundukları devletler içinde güçlü kılacağını biliyorlar.
Ben inanıyorum ki, ülkemizin bugün içinde bulunduğu kültür yozlaşması, azınlık kültürlerinin ileriye çıkarak öncelikli hale gelmesi ve Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde Türk'ün giderek yok olması, bizim dışımızdaki Türk Dünyasını bizden daha çok kahretmektedir. Hayata olan bağları ve gelecek güzel günlere olan umutları giderek azalmaktadır.
Yanlışlıklarımızı görmek için uzağa gitmeye gerek yoktur. 1974 yılında Makarios ve Eoka Albayı Grivas tarafından yok edilme aşamasına gelen Kıbrıs Türklerini can vererek, kan dökerek kurtaran Türkiye Cumhuriyeti'nin adadaki varlığı bugün bizzat Türk Toplumunun yöneticileri tarafından sorgulanmaktadır.
Türk Milleti; Kimliğine, Kültürüne, Diline, Gençliğine, Milli değerlerine, Atatürk'üne, Yunus'una, Mevlana'sına, Hacı Bektaş Veli'sine, Aruzuna, Hecesine, Müziğine, Mutfağına, Gelenek ve Göreneklerine, geleneksel Aile Yapısına, Fatih'ine, Kanuni'sine, Atilla'sına, İbni Sina'sına, Sünni'sine, Alevi'sine, yani kısacası kendi benliğine ve Türklük milli kimliğine behemehal sahip çıkmalıdır.
Türk Milleti; sanayisinden, tarımından, halkının refahından, vatan topraklarından, istiklalinden ve ay yıldızlı bayrağından vazgeçmemelidir.
Türk Milleti; diliyle, târihiyle, sanatı ve âbideleri ile dünyaya ışık tutmuş insanlık anlayışıyla Türk adını, varlığını en zor şartlarda dahi korumalı ve ilelebet yaşatmalıdır.
Sonuç olarak;
Türkiye'yi kültür alanında özgür ve bağımsız hale getirmeden Türk Milli Stratejisini tespit etmek ve uygulamak bugün mümkün görülmemektedir.
Bunun için önce iç dinamiklerimize dönerek kaybettiğimiz Türk milli değerlerimizi yeniden kazanmalıyız. Kaybolan Türklük Şuurunu canlandırıp kendimize güveni sağlamalıyız. Kaybetmek üzere olduğumuz Türk'ü ve Türk Kimliğini mutlaka geri getirmeliyiz.
Eğer biz bunu yapmaz isek yazımızın başlığında da değindiğimiz gibi "TÜRKİYE'DE TÜRKLER YAŞAMIYOR MU?" sorusunu önce kendimize sormamız gerekecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Kasım 2005 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale