20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC'de Talat dönemi!...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi'nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 20 Kasım 2005 Pazar 

Aralık 2003 seçimlerinden sonra önce başbakan ve sonra Cumhurbaşkanı seçilen Mehmet Ali Talat KKTC'de Türkiye ve Anavatan aleyhtarı fikirlerini birbiri peşi sıra yürürlüğe koymaya başladı.
Bunlar arasında yer alan Ramazan Bayramı Kutlamaları sırasındaki tavrı bardağı taşıran son damla oldu. Rauf Denktaş zamanında tam 30 yıldır KKTC Cumhurbaşkanlığı makamında halka açık düzenlenen bayram tebriki törenine bu defa T.C. Büyükelçisi ile Kıbrıs Türk Barış Kuvveti Komutanı yer almadı..
Kıbrıs Barış Harekâtından sonra 30 yıl ayni şekilde sürdürülen bayram kutlamaları bu defa Talatvari oldu. Ramazan Bayramının ikinci gününe rastlayan 4 Kasım'da KTBK Komutanı Korg. Hasan Memişoğlu Saat 10:00'da Ortaköy Alayında halka açık bir şekilde Türkiyeli komutanlarla birlikte tebrikleri kabul ederken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat saat 11:00'de KKTC Cumhurbaşkanlık makamında eşi ile birlikte (yani Türkiyesiz olarak) tebrik kabul töreni gerçekleştirmiştir.
Türkiye'yi ve Türkleri adada işgalci olarak gören bir siyasi görüşün temsilcisi ve sözcüsü olarak seçimle işbaşına gelen Mehmet Ali Talat, kendisini Türk olarak değil Kıbrıslı olarak nitelendirmektedir. Partisi CTP, Türkiye Türkleri ile değil Kıbrıs Rumları ile bir arada yaşamak gibi hayalî fikrin temsilcisi olduğundan 31 yıl sonra yapılan bu bayramlaşma töreni önceden bilinen bir gerçeğin teyidinden başka bir şey değildir.
Ne demişti Talat hatırlayalım..

- Talat ve partisi CTP'nin Annan planı sürecinde gerçekleşen referandum mitinglerinde propaganda araçlarında kullandıkları sloganlar; "Türk askeri dışarı", "Biz ne Türk'üz ne Rum'uz. Biz Kıbrıslıyız", "Türkiye ne seni ne de paranı istemiyoruz" şeklinde idi.

Mehmet Ali Talat, tam 31 yıldır tek kişinin burnu kanamadan özgürlük ortamını sağlayan ve Kıbrıslı Türk kardeşleri için canını vermek dahil hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Türk Milletine karşı düşüncelerini hiç sıkılmadan şu sözleri ile dile getirmekte ve Bayram Kutlamasındaki tutumu ile bunu ispat etmektedir.
" Bizler yalnız başımıza bu toplumda yer alabiliriz. Bizim ne Türkiye ne de Türk askerine ihtiyacımız var. Biz ayrı bir toplum olduğumuzu savunuyorsak bunun gereğini de gerçekleştirmeliyiz. Bunu tüm dünyaya kanıtlamalıyız."
Bu hareket ile Talat'ın Kıbrıs Türk Toplumunu Anavatan Türkiye'den koparmak istediği açıkça ortaya çıkmıştır. Talat yönetimindeki KKTC'den gelen haberler hiç de iç açıcı değildir. "Bu Memleket Bizim Platformu" adı altında CTP'nin organize edeceği mitinglerle "Türk askeri dışarı" sloganını kullanacak bir hareketin hazırlıklarının devam ettiği dile getirilmektedir. Ütün bu çalışmaların Mehmet Ali Talat'ın ABD ziyaretinden sonra hız kazanması dikkat çekicidir.
Aslında bu seviyeye birdenbire değil, adım adım ve göstere göstere gelinmiştir. Önce Adadaki Türkiyeli Türkler aşağılanmış, Annan Planının kabulü sonrasında ada dışına çıkarılmak üzere BM'lere verilen Türklerin isim listesi sır gibi saklanmış, Adanın bölünmüş olmasının sebebi olarak "Türk askerinin varlığı" gösterilmiş, tarih kitapları değiştirilerek Türk askerinin neden adada bulunduğunu anlatan hukuki gerekçeler tarih kitaplarından çıkartılmıştır. Ve bütün bunlar adadaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti temsilcilerinin ve Türk Askeri heyetinin gözleri önünde yapılmıştır.
Sol fikirlerle yetişen Talat'ın sol söylemlerle iktidara getirdiği Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin bugün tamamen Amerikanın çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir gerçektir. Bu mevkie gelmeleri yolunda ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisinden maddi ve manevi aldığı destekler aldığı söylenen Talat sonunda sıkı bir Amerikancı olmuştur. Zaten bugünkü yakışıksız davranışının başka türlü izahı da mümkün değildir. Talat ve ekibinin Türkiye yerine ABD'ne dayanmanın daha iyi olduğuna karar verdikleri anlaşılmaktadır.
Talat'ın bu davranışı kendilerini aydın olarak niteleyen bir takım gafillerce açıkça desteklenmekte ve bu konudaki fikirler KKTC basınında çokça almaktadır. Bu gafil kafalar elbirliği etmişçesine Türkiye'ye kinlerini "Talat anılan davranışı ile haklıdır. Bu dünyaya sizlerin ayrı bir devlet olduğunuz ve Türk askerinin işgali altında olmadığınızın göstergesidir. Çok olumlu bir davranıştır. Destekliyoruz." şeklinde kusmaktadır.
Gelelim işin gerçeğine.
KKTC bugün bütün organları ile bağımsız bir devlettir. Fakat bu bağımsızlık tamamen Türkiye'nin bu devleti resmen tanıyıp karşılıklı temsilci teatisi ile mümkün olmaktadır.
Türk askeri Kıbrıs'a zevk için değil, 1960 Londra ve Zürich Antlaşmalarının verdiği yetki ile çıkmıştır. Adaya çıktığı anda antlaşmalarla kurulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti Yunan Askeri Cuntasının emri ile hareket eden Nikos Sampson ve ekibi tarafından ortadan fiilen kaldırılmıştı. Türk askeri adaya fiili barış getirmesine rağmen Yunanistan'ın ve Kıbrıs Rum kesiminin olumsuz davranışları ile adaya hukuki gerekçeleri sağlam gerçek barış gelmemiş ve hukuki çözüm sağlanamamıştır. Çünkü bu adada Barış Antlaşması yapılıp kesin sınırlar belirlenmemiştir. Bugün adada tam 31 yıldır KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi arasında yapılan ATEŞKES ANTLAŞMASI yürürlüktedir. Yani savaş hali hukuken devam etmektedir. Bu durumda Rum kesimi sınırsız silahlanırken "Türk askeri çıksın" diye düşünmek Kıbrıs Türk toplumunun intiharı demek olacaktır.
Peki, bugün bağımsız KKTC'nin en üst makamında oturan bir kişinin bunu bilmemesi mümkün mü?
Mehmet Ali Talat'ın Nasrettin Hoca misali "Bindiği dalı kesmesinin" anlamı ne olabilir?
AK Parti yöneticilerinin kayıtsız şartsız desteği sonucu bugün Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden ve partisi iktidarda bulunan Talat'ın bu durumunu Sayın Erdoğan ve Sayın Gül sanırım yeniden değerlendirecektir.
Genelkurmay Başkanlığının KKTC konusundaki kararı kesindir. En yetkili ağızlardan açıklanan bu karar; "Adada kalıcı ve adil bir çözüm Kıbrıs Türkleri için bulunmadan adadan tek Türk askeri dahi gitmeyecektir." şeklindedir. Bu kararlı tutum karşısında Talat'ın neyine güvenerek Türkiye'yi dışlar bir tutum içine girdiğini anlamak mümkün değildir.
Anavatan Türkiye'yi ve Türk Ordusunu bağrına basan ve et-tırnak misali milletimizle kaynaşmış olan Kıbrıs Türklerini Anavatandan koparmaya Sayın Talat dahil hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Birilerinin kendisine yerini ve konumunu acilen hatırlatmasında yarar vardırBaşbakan ve Cumhurbaşkanı olana kadar Türkiye ve Rauf Denktaş karşıtı görüşleri ile dikkati çeken CTP Genel Başkanı ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali TALAT, yumuşak söylemleriyle Türkiye'ye ve KKTC halkına şirin görünmeye ve "değiştim" mesajı vermeye çalışmakta idi.
Bu söylemleri ile hiç inandırıcı bulunmayan Talat, bunu yaparken diğer taraftan da, "Bu Memleket Bizim Platformu"nun eylemlerinde kullandığı açıklamalarla Türkiye'ye diş göstermeye ve oy aldığı sol kesime "Ben değişmedim. Fikirlerimden dönmedim " mesajı vererek ikiyüzlü ve güvenilmez politikasını göstermekten de kaçınmamıştır.
Bir taraftan Anavatan'dan gelen yardımları kullanarak hükümet edeceksin ve "Türkiye ile tam bir uyum içindeyim" mesajları yayacaksın. Diğer taraftan başında bulunduğun siyasi partinin hazırladığı "Türkiye'yi ve adada görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerini karalayan" bildirilerin altına imza atacaksın. O bildirilerin hazırlanmasında başı çekecek ve yan kuruluşlarını o bildirilerin altına imza atmaya teşvik edeceksin ve bütün bunları büyük bir pişkinlikle Türkiye'nin gözleri önünde açıkça yapacaksın..
İşte bütün bunların dürüstlükle ilgisi yoktur. Bu düpedüz bindiği dalı kesmektir.
Bugün KKTC'de kuruluşunda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ön ayak olduğu Türkiye karşıtı bir platform var. Evet, bugün KKTC'de asli görevi; Türkiye'ye saldırarak KKTC Toplumunun Türk değil, Kıbrıslı olduğunu ispatlamaya çalışan "Bu Memleket Bizim" isimli bir kuruluş var. Bu kuruluş; Talat'ın genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)' den bir kısım milletvekili, CTP'li sendikalarla sivil toplum örgütlerinden ve küçük sol tabela partilerinden oluşuyor. Yani bir bakıma CTP'nin bir alt kuruluşu gibi çalışıyor.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Tüzüğünün 2 nci Maddesinde Partinin Amacı şu şekilde açıklanmıştır;

" CTP, Kıbrıs Türk Toplumunun varlığını ve kimliğini korumayı, refahını geliştirip sosyal adaleti sağlamayı, kişi hak ve özgürlüklerini çağdaş seviyeye yükseltip, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi egemen kılmayı amaç edinirken, toplumun kendi iradesine dayalı kendi kendini yönetme hakkının elde edilip korunması için mücadele etmeyi öngörür. CTP, Kıbrıs Türk Toplumunun barış içinde yaşayabilmesi için haklarının korunup güvence altına alınacağı iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların siyasal eşitliğine dayalı, bağımsız, toprağı bütün, üslerden arınmış Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ve yaşaması yönünde uğraş verir"

Görüldüğü gibi bu partinin amacı bağımsız KKTC'nin yaşatılması değildir. CTP' nin tek hedefi Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasıdır.
Parti yöneticilerinin kontrol ve denetiminde partinin alt organı gibi çalışan "Bu Memleket Bizim Platformu" bugün ada sathında Türkiye ve Türk askeri karşıtı olarak sürdürülen faaliyetlerin başını çekmektedir. Bu kuruluşun basın bildirilerinden birinde yer alan aşağıdaki ifadeler Türkiye düşmanlığını açıkça ortaya koymaktadır.

" 1- Türkiye hükümetleri, Kıbrıs sorununu rehine gibi tutmakta ve Türkiye'nin AB sürecini ilerletmek için Kıbrıs Türk halkına zarar vermektedir. Rehin olmayacağımız bilinmelidir...

2- Annan Planı'na dayalı çözüm için görüşmeler derhal başlatılmalıdır. Önümüzdeki günlerde bu amaçla mücadele yükseltilecektir.

3- Temel talep, kendi kendimizi yönetecek siyasi erke sahip olmaktır.

4- Türkiye, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'ndaki haklarına saygılı olmalıdır.

5- Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde Rum Kesimi ile geliştireceği ilişkilerde ve atacağı adımlarda Kıbrıs Türklerinin siyasi hakları göz ardı edilmemelidir.

6- Çözümle birlikte tüm askerler adadan çıkmalı ve ada askersizleştirilmelidir.

7- Çözüm gelene kadar, asker-sivil ilişkileri tekrar gözden geçirilmelidir.

8- Kıbrıslı Türklerin, kendi ülkesindeki kurumlarında söz sahibi olacağı düzenlemeler yapılmalı ve Kıbrıs Türklerinin siyasi iradesine saygılı olunmalıdır. Polis, İtfaiye ve Sivil Savunma Teşkilatı sivil yönetime bağlanmalıdır.

9- Seçilmiş sivil yönetim, tüm yönetme erkini elinde bulunduran en üst makam olmalıdır.

10- Kuzey Kıbrıs'ın limanlarından ülkeye gelişi güzel girişler durdurulmalıdır.

İşte Talat'ın partisinin yönlendirdiği kuruluşun istekleri bunlar. Türkiye ile ilgili olarak bu kadar ileri gitmeye ve böyle cüretkar ifadeleri kullanmanın cesaretini nereden ve kimden alıyorlar. İşte bunun iyi bilinmesi lazımdır.
Kimdir bu insanlar?
Rum mezalimi altında ezilirken can ve malının güvenliğini sağlamak için gelen Türk askerine "Evine dön" diye haykıran bu insanlar nasıl kendi benliklerini ve milliyetlerini bu derece inkar edecek hale nasıl geldiler.?
Ve de en önemlisi neden Ak Parti Hükümeti bile bile bu partiyi destekleyerek iktidara gelmelerinde etkin rol oynadı.?
İşte bunların cevabını veremiyorum.
Aslında ağrıma gittiği için vermek istemiyorum.
Sen hem iktidarda olacaksın. Ülkenin geleceği ile Türkiye ile işbirliği içine gireceksin. Sonrada muhalefet partisiymiş gibi sivil toplum örgütleri ile birlikte Türkiye'yi ve askerini hedef alan bildiriler yayınlatacaksın. Ve de bunu biz "Türk değil Kıbrıslıyız" sözünün arkasına saklayacaksın.
Aslında burada herhangi bir çelişki yok. Cumhurbaşkanı Talat'a, "Neden bayram kutlamalarında TC. Büyükelçisi ve KTBK. Komutanını yanına almadın?" demeye hakkımız yok.
Çünkü bunların iktidara geliş söylemleri hiç değişmedi. Talat ve ekibi fikirlerinde ve bu fikirlerin uygulanmasında çok tutarlı davrandı. Hiç sapmadılar. Ne dedilerse aynen uyguladılar. Bunun için kabahati Talat'ta değil, Talat'ı bile bile o mevkilere taşıyan Türk kabahati aramak gerekiyor. Adam açık açık "Ben buyum. İşte partim. İşte programım ve işte söylemlerim" dedi.
Onlar gösterdi. Ama bizimkiler göremediler. Keşke görselerdi.
Keşke bu durum olmasaydı.
Keşke bütün kurum ve kuruluşlarımızla Kıbrıs'ın bizim için önemini anlayabilseydik.
Şimdi iş işten geçti. Kıbrıs AB'ye hediye edildi..
Peki, ne olacak?
Kıbrıs yeniden fethedilecek...
Şimdi buna hazırlanmamız gerekiyor..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Kasım 2005 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale