24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TSK iç hizmet kanunu 35. madde
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dâhili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve Büyük Milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)

 16 Kasım 2005 Çarşamba 

Süleyman Demirel Türk siyasi hayatının son kırk yılına damgasını vuran efsanevi bir liderdir. Cumhuriyetin bugünlere gelmesinde en üst düzeyde sorumluluklar almıştır. Bugünde fikir ve düşüncelerini, deneyimlerini Türk kamuoyu ile paylaşarak önemli konularda insanlarımızı bilgilendirme ve yönlendirme görevini sürdürmektedir.
Sayın Demirel'in fikir ve düşünceleri yaşanmış tecrübelerle pekiştirildiğinden söylemleri daima dikkat çekicidir ve milletimiz tarafından yol gösterici olarak kabul edilmektedir. Çeşitli konulardaki söylemleri ile Türkiye'nin gündemini ayakta tutmaktadır.
Son olarak 31 Ekim 2005 tarihli Sabah Gazetesinde Sayın Demirel'in "TSK İç Hizmet Kanunu'nun koruma ve kollama ile ilgili 35inci Maddesinin kaldırılması gerektiği" şeklindeki beyanını içeren manşetten verilen haberi gündeme bomba gibi düştü. Bu önemli konu derinliğine tartışılmadan değişen gündem maddeleri içinde kaybolup gitti.
AB'ye tam üyelik yolunda müzakere sürecine giren Türkiye'de Demirel gibi güçlü bir isimden gelen bu açıklamanın, hem Türkiye karşısında AB yönetimine verilmiş bir koz olduğunu ve hem de Türk Silahlı Kuvvetlerini ciddi sıkıntıya sokacak bir gelişme olma özelliği taşıdığını değerlendiriyorum.
Kanaatime göre bu sözler maksadını aşmaktadır ve son derece zamansız olarak sarf edilmiştir.
Türkiye gibi bir coğrafyada imparatorluk topraklarından elinde kalanlar üzerinde muhteşem bir istiklal mücadelesi verilerek kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ordularının İç Hizmet Kanununun 35 inci Maddesinde verilenden başka nasıl bir görevi olabilirdi?
Veya böyle zor bir coğrafyada Türk ordularına bundan başka bir görev verilebilir miydi?
Konuyu irdelemekte ve bütün yönleri ile tartışmakta yarar görmekteyim..
Şimdi 4 Ocak 1961 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe giren 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununa bir göz atalım.

Madde 1 - Türk Silahlı Kuvvetleri: Kara (Jandarma dahil), Deniz ve Hava Kuvvetleri subay, askeri memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askeri öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı devlet kuvvetidir.

Buradaki "Silahlı" kavramıyla, "Hizmetin icabı olan silahı taşımak veya silahın başında olarak bir amirin komutası ve nezareti ile hizmete başlamış olma" durumu anlatılmaktadır.
"Devlet Kuvveti" kavramıyla, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yaşayan bağımsızlığına sahip bir insan topluluğunun teşkilatlanmış şeklinin kuvveti" anlatılmaktadır. Buna göre Türk Devleti dört unsurdan teşekkül eder. Bunlar; Fiziki Unsur ( ülke ), Sosyal Unsur ( Millet ), Milletlerarası Unsur ( Bağımsızlık ) ve Hukuki Unsuru( Hükümet) ihtiva eder..

MADDE-35: Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.

Burada yer alan "Türk Yurdu" kavramı sınırlarımız içindeki Türk toprakları anlamında olup bu kanunun ikinci maddesinde açıklanmıştır. Kanunda başta Lozan olmak üzere mevcut sınırlarımızı belirleyen antlaşmalara atıf yapılmaktadır.
Yukarıdaki maddeden de açıkça görüleceği gibi Türk yurdunu korumak ve kollamak görevi, yani vatanımızın toprak bütünlüğünü dışarıdan ve içeriden vuku bulacak hareketlere karşı korumak vazifesi Türk Silahlı Kuvvetlerine tevdi edilmiştir.
Dışarıya karşı korumak ve kollamak faaliyeti; Savaş hali ve savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi ile olur. Bu hallerde Tük Silahlı Kuvvetlerine vazife, Anayasamıza göre TBMM tarafından verilir.
İçeriye karşı korumak ve kollamak; Devletimizin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hâkimiyeti altına koymaya veya devletimizin istiklalini tenkise (ortadan kaldırmaya) veya birliğini bozmaya yönelik fiiller (Türk Ceza kanunu 125'inci Madde ) ile Devlet aleyhine silah kullanma (T.C.K 126'ncı Madde ) gibi haller karşısında Türk Silahlı Kuvvetlerine vazife Anayasa gereğince ilen edilecek Sıkıyönetim Kanunu (1402 Sayılı Kanun ) ile tevdi olunur.
1961 Anayasası Başlangıç Bölümünde " Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;" ibaresi yer almaktadır. Bu ifade ile bir bakıma Türk Silahlı Kuvvetlerinin meşruluğunu kaybetmiş bir hükümete karşı yaptığı bir devrimden bahsederek Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyması Anayasa maddesi ile meşru gösterilmeye çalışılmıştır. Bunun İç Hizmetin 35'inci maddesi ile ne kadar ilişkili olduğu olaya bakış açısına göre değişir. Ama 27 Mayıs İhtilalini yapan kadroların bu maddenin arkasına sığındıklarını da söylemek mümkündür.
1982 Anayasasında ise bu madde kaldırılmıştır. Ve adeta bu maddenin bir daha konu edilmemesini gösterecek şekilde Başlangıç Bölümü içerisinde şu kesin ibareler yer almıştır;

" Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;-------------

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;"

Yukarıdaki ifadeden de açıkça görüleceği gibi 12 Eylül Askeri Yönetimi hazırladıkları Anayasa ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin 27 Mayıs 1960 Askeri Yönetimini meşru kılan 1961 Anayasasındaki maddelerini kaldırmış ve bir bakıma kendisinden sonra gelecek askeri yönetimleri kendi kuralları içine sokmuştur.

Durum böyle iken Sayın Demirel'in sözleri ne anlama gelmektedir.?

1982 Anayasası Başlangıç Bölümünde yer alan kesin ifadelerden sonra Sayın Demirel' in T.S.K. İç Hizmet Kanununun 35 inci Maddesinden şikayet etmesinin anlamı kalmamıştır. O halde neden böyle bir söylem içine girilmiştir bunu irdeleyelim..
Hükümetin yanlış uygulamaları dolayısıyla bir kısım sorumsuz basın çalışanının Türk Silahlı Kuvvetlerini darbe yapmaya davet edercesine pervasız davrandığı bir ortamda Demirel gibi kırk yıl kesintisiz devlet sorumluluğu yüklenmiş bir tecrübeli bir devlet adamına bu beyanlar yakışmamıştır. Bu beyanların sorumluluk duygusu içinde yapıldığı söylenemez.
Çünkü demokrasiye ilişkin beyanlarında " Birkaç kere gidip, halkın desteği ile yeniden geri döndüğünü" gururla beyan eden Sayın Demirel, Türkiye'nin doğrusu ve yanlışı ile bugünkü duruma gelmesinin başlıca sorumlularından biridir. Ve Türk kamuoyu bunu çok iyi bilmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 35'inci maddesi bu hükümet döneminde ortaya çıkmamıştır. Bu yasalar Sayın Demirel'in iktidar dönemlerinde de vardı. Mademki söz konusu hükmün İç Hizmet Kanunundan çıkması gerekiyordu, o kadar uzun süre iktidar
koltuğunda oturmasına rağmen kendisi bunu niye gerçekleştirmemiştir?

Bırakalım gerçekleştirmeyi neden bu konuda en ufak bir imada dahi bulunmamıştır?

Bizim Sayın Demirel hakkındaki düşüncelerimiz çok açıktır. Eğer bugün ülkemizde etnik ve dinsel bölücülük ile yeni rejim arayışları mevcutsa, ülkemizde milli birlik ve bütünlüğümüzün korunması ciddi bir problem yaşanıyorsa, Türkiye'nin son dönemine
damgasını vurduğunu söyleyen ve bununla her zaman övünen Sayın Demirel'in, bunda oldukça önemli payı vardır.
Sayın Demirel'in sözlerinin zamanlaması da çok ilginçtir.
Bu ifadeler Ak Parti iktidarının kardeşi ve yeğeninin ticari faaliyetleri nedeniyle gelip Sayın Süleyman Demirel'in Güniz sokaktaki meşhur evinin haczine kadar dayanan gelişmeler sonrasına rastlamasını tamamen tesadüf olarak görebilir miyiz?
İşte bu ortamda Sayın Demirel, kendisinden beklenmedik beyanları ile TSK'nin ülkeyi koruma ve kollama maddesinin İç Hizmet yasasından çıkarılmasını gündeme getirmiştir.
Demirel'in beyanına konu olan hususların başlayan Müzakere süreci içinde AB'nin talepleri olarak Türkiye'nin önüne gelmesi kaçınılmaz olarak görülmektedir.
Bu beyan aslında Ak Parti yönetiminin Silahlı Kuvvetleri ve askerleri karşısına almaya çekindiği bir ortamda yapmak isteyip de yapamadığı bir şeydir. Bu durumda, söz konusu beyanın mevcut siyasi iktidar nezdinde çok önemli olduğunu da görmemiz gerekmektedir.
Gelişmeleri takip edelim.
Sayın Demirel, kısa bir süre önce televizyonlardan " Siyasal sebeplerle üzerimize geleni pişman ederim" demiştir. Yani, "Tehdit ve gözdağı" anlamına gelebilecek şeyler söylemiştir. Mevcut siyasal iktidara açıkça meydan okumuştur. Bu davranışı kendisine gönül veren halk yığınlarını kendine bir kere daha bağlamış ve mevcut siyasal iktidara karşı olanların da büyük sempatisini kazanmıştır.
İşte bunu takibeden günlerde "Meşhur 35. madde kalkmalıdır" beyanatını vermiştir. Ve bu hareketi ile kardeşlerinin ve kendisinin üzerine daha fazla gelinmemesi için Ak Parti iktidarı yanında yer almıştır. Bir bakıma, AB yolunda önlerinde engel olarak gördükleri askerlere karşı mevcut siyasi iktidara ciddi bir destek vermiştir. Bu davranışın ülke yararına olup olmadığını önümüzdeki günlerin gündemi içinde göreceğiz.
Kanaatime göre bu işteki tek kazançlı taraf mevcut iktidardır. Çünkü AK Parti, müteakip seçimlerde Demirel ailesine dahi dokunulabileceğini ispat ettikleri propagandasını kullanarak oy oranını artırmak isteyecektir. Bu çok doğal gelişme şimdiden görülmektedir.
Sayın Demirel Türk Silahlı Kuvvetlerini tartışma zeminine taşımakla hem kendine ve hem de Türk Silahlı Kuvvetlerine ciddi zararlar vermiştir.
Kendi yönetimine karşı iki askeri darbe yapılan Sayın Demirel'in çok iyi bildiği bir husus daha olması gerekir. Hiç bir askeri darbenin kanunu gerekçesi olamaz. Kanunsuzluğun kanunu olmaz. Darbeler mevcut yasal düzeni tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ve darbeyi yapanların fikir ve düşünceleri yasaların yerine geçmektedir.
İşte bu kanunsuzluğun kanuni bir gerekçesi olduğunu ileri sürmek yanlıştır. Kaldırın 35'inci maddeyi. Bundan sonra kanunda madde yoktur. Demek ki askerler artık ihtilal yapamayacaktır diyebilir misiniz?
Bunun doğal cevabı "Hayır" olacaktır. Dolayısıyla bu tarzdaki beyanlar tehlikelidir. 25 yıldır her türlü siyasi söylemin ve davranışın dışında kalmaya çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerini bir çeşit töhmet altına sokmak anlamına gelen bu davranış çok gereksiz olmuştur.
Varsayalım ki, 35'inci maddeyi kaldırdık. Bu durumda Silahlı Kuvvetlere ne görev vereceksiniz? Kanaatime göre bu ifadelerden başka Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevini kapsayacak daha güzel bir anlatım bulmak zordur.
Aslında bundan daha fazlasını Gazi Mustafa Kemal Atatürk söylemiştir. Başlıkta bu sözlere yer verdim. Atatürk'ün bu sözü; "ATANIN DEĞİŞMEYEN MESAJI" adı altında Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün kurum ve kuruluşlarında görülebilecek yerlere asılmıştır. Ayrıca bütün rütbeli personele günlük hizmetlerinde not tutmaları maksadıyla dağıtılan Silahlı Kuvvetler Muhtırası'nın kapağındaki Mareşal üniformalı Atatürk resminin arkasında da bu değişmeyen mesaj yer almaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri personeli görevinin ne olduğunu kanun ve yönetmeliklerden önce bu metinden öğrenir ve buna daima sadık kalmak için uğraş verir. Atanın Silahlı Kuvvetlere verdiği değişmez görev; "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktır".
Bu dün böyle idi, bugün de böyledir. Türk Milleti hür ve bağımsız olarak bu topraklarda yaşadığı sürece de böyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin her kademesinde görev yaparak emekli olan ben bunu böyle görüyorum. Ve bugün görevi devrettiğimiz muvazzaf askerlerin de bu bilinç ile görev yaptıklarını değerlendiriyorum.

Sonuç olarak;
Dünyada küresel güçlerin ele geçirmek ve kontrol altında tutmak için büyük çabalar harcadığı ve bu çabaların Afganistan-Irak işgalleri ile fiiliyata döküldüğü bir coğrafyada konuşlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliğini sağlayacak en önemli kuruluşu Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Türk Ordusu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bel kemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Atatürk bu müessesenin görevini açıkça belirlemiştir. Bu görevden sapılmasını gerektiren önemli hiçbir gelişme de yoktur. Aksine her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir Silahlı Kuvvetlere olan ihtiyacımız giderek artmaktadır. Çünkü değil dünyadaki, sadece çevremizdeki sıcak gelişmeler dahi bunu dikte ettirmektedir.
Ordularımız Cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır.
Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu yüce müesseseye gözbebeğimiz gibi bakmalı, O'nu korumalı ve kollamalıyız.
Aksi takdirde Cumhuriyeti koruyup kollayamayız..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Kasım 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale