28 TEMMUZ 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Şemdinli olayları
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1924)

 15 Kasım 2005 Salı 

Şemdinli olayları Türkiye'nin gündemine damgasını vurdu. Bilen-bilmeyen, ilgili-ilgisiz, yetkili-yetkisiz herkes bunu konuşuyor. Fikir beyan ediyor. Kafalar karıştıkça karışıyor.
Basının konuyu manşetten vermesine ve konuyu yakinen takip etme gayretlerime rağmen ben şahsen olayların gelişmesini tam olarak anlayabilmiş değilim. Anlayıp algıladığım tek şey Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkı üzerinde oynanan bölücülük faaliyetinin Irak'ın Kuzeyinde kurulan Kürdistan Federal Devletini müteakip artmakta olduğudur.
Ülkemiz üzerindeki küresel güçlerin emelleri biliniyor. Bu coğrafyada güçlü ve bütünlük içindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti küresel güçlerin hedeflerine ulaşmada tek engel olarak görülüyor. Burada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gücünden söz edilirken de üzerinde durulan tek unsur bu ülkenin Silahlı Kuvvetleridir. Ordu-Millet kavramı ile gücünü milletinden alan Türk Ordusunun Türkiye'ye yönelik bütün şer faaliyetleri önleyecek güç ve kuvvette olduğu çok iyi biliniyor. Dolayısı ile Türkiye hedef alınırken asıl hedef Silahlı Kuvvetlerdir.
Nitekim birkaç yıldır Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimindeki yeri ve konumunu zayıflatma çabaları 11 Askerimizin başına çuval geçirme olayını müteakip giderek artmıştır. Bu vahim olay karşısında tepkisini tam ve zamanında gösteremeyen Silahlı Kuvvetlerimiz küresel güçler tarafından zayıf ve güçsüz olarak algılanmıştır. Ve sonunda bu kurumumuz üzerindeki küresel baskılar sonucu zayıflatma ve güçsüzleştirme çabaları da çoğalmıştır.
Şemdinli olayı bugün yargıya intikal etmiştir. Yargı süresi içinde olayla ilgili doğrudan fikir yürütmek devlet deneyimi olan bizlere düşmez. Hukuk devletinde hukuk, kendi mecrası içinde olayın gerçek faillerini bulup gerekli cezayı verecektir. Bundan asla şüphemiz yoktur. Burada üzerinde duracağım konu ülkem üzerindeki olayların gidişatı hakkında genel bir değerlendirme yaparak kamuoyunu bilgilendirmektir.

Bu olaylar ile ilgili tamamen dıştan yönlendirmeli bir kısım medyamızın el birliği ile manşetten verdikleri haberlerde, adeta Türk Silahlı Kuvvetleri ile bu kuvvet içinde müstesna bir yer tutan Jandarma Genel Komutanlığı birliklerinin bu ülke insanına karşı provokatif saldırı içinde bulundukları şeklinde bir yönlendirme vardır.
İşte bu yanlıştır. Bu doğrudan doğruya yargısız infazdır. Bunu yazan ve haber olarak başköşelerden halka duyurulmasına ön ayak alanlar Türk askerinin böyle bir saldırı olayının içinde olmayacağını herkesten önce bilirler.
Bilmelerine rağmen bir yerlerden aldıkları talimata uygun olarak mantıksız ve geçersiz basit gerekçelerle askeri güçlerimiz hakkında halkımızın kafalarını karıştırmaya çalışmaları aslında suçtur. Türk Silahlı Kuvvetlerini yalan-yanlış bilgilerle suçlu gibi gösterme çabalarına Cumhuriyet Savcılarımızın dur demesi gerekmektedir. Sanırım şimdi yapılan da budur.
Türk Silahlı Kuvvetleri bugün gündemde olan Şemdinli kazasına 1984 yılında PKK terör örgütünün yaptığı baskını müteakip, yani tam 21 yıldır büyük bir gayretle çok başarılı bir mücadeleyi yönetmiştir. Bu mücadeleyi veren tecrübeli kadrolar halen ordu saflarındadır. Bunlar hem bölgeyi ve hem de bölge insanını yakından tanımaktadır.
Bunlar bugün bölgede teröre karşı profesyonelce mücadele etmektedir. Bunları suçlamak amacıyla son Şemdinli olaylarında ortaya sürülen gerekçeler çok saçmadır. Hazırlanan senaryo tutarsızdır. Böyle mantıksız, saçma ve asılsız iddialara bölge halkını kendi silahlı kuvvetlerine göre kışkırtma çabalarının sonuç vereceğini sananlar aldanıyorlar. Birkaç satın alınan beyin dışında bölge halkının bütününün devletinin ve devlet güçlerinin daima yanında olduğunu unutmamamız gerekiyor.
Burada bir gerçek ortaya çıkmıştır. Şemdinli'de patlayan bombalar sonrasında gelişen olaylar neticesinde kızılıyla-yeşiliyle ne kadar bölücü ve devlet düşmanı varsa bunlar el ele vererek olayın aslını astarını bilmeden yangının üzerine benzin dökme yarışı içerisine girdiler. Dışarıdan desteklenen devlet düşmanı bir kısım medyamız; olay daha tazeliğini korurken kendilerini polis-hakim-savcı yerine koyup, kendi bakışlarına göre olayı çözümlediler. Suçluyu yargıladılar ve kararlarını açıkladılar. Olayı Jandarmanın ve dolayısıyla devlet güçlerinin üzerine yıktılar.
Burada halkımıza verilmek istenen mesaj; Olayı devlet görevlileri yapmıştır. Bu derin devletin bir organizasyonudur ve yapanlar derhal cezalandırılmalıdır. Bundan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri yeniden yapılandırılarak ve konumlandırılarak güçsüzleştirilmelidir.
Yine burada, tamamen Türk Devletinin zayıflatılmasına yönelik bir komplo niteliği taşıyan Şemdinli olaylarını abartarak veren medya cambazlarına sormamız lazım.

- Siz hangi şehidimizin cenaze törenini manşetten verdiniz ve hangi şehit yakınının yanan yüreğini manşetlerinize taşıdınız?

- Yirmi yaşında fidan gibi delikanlıların şehit olmasını görmezlikten gelenler, şehit ve gazilerimizin yaralı ailelerinin sızlayan kalplerinin seslerini duyurmaktan kaçınanlar şimdi neyin savunmasını yapıyorlar?
Bu nasıl bir akıl yürütme mantığıdır ki binlerce yıllık devlet olma geleneğine sahip devlet güvenlik güçleri böyle bir organizasyon ile böyle bir tertibin içine girdiği düşünülebilir.
Diyelim ki; bu gafiller topluluğunun hep bir ağızdan söylediği gibi bu işi derin devlet organize etti.. Bu derin devlet dediğimiz mekanizma da çalışanlar aptal mı ki Şemdinli'de illegal eyleme gönderdikleri görevlilerini bizzat deşifre etsinler.
Şimdi kendinizi bölge görevlilerinin yerine koyduğunuzu farz edelim.. Bu tarz bir göreve gidiyorsunuz. Ama kimliklerinizi, sizi ele verecek emareleri ve giysilerinizi de açıkça taşıyorsunuz. Hatta iş meydana çıksın diye (bu tarz bir eylemde kullanılacak pek çok gizli yöntem varken) bagajında üniformalarınız ve silahlar bulunan aracımızı hedef işyerinin önüne çekiyor ve gündüz gözüyle çıkarıp el bombası atıyorsunuz.. İşte bu gerekçede mantıki bir yön aramak saflık olacaktır.

Sonuç olarak;
Bugün suçlanmaya çalışılan devlet güçleri; değil Şemdinli de bir kitapçı dükkanını, eğer iş o noktaya gelirse tereyağından kıl çekercesine bütün Şemdinli'yi, temizleyecek imkan ve kabiliyet ile tecrübeye sahiptir.
İşte bu yüzden bir provokasyonla karşı karşıya bulunulduğunu değerlendiriyorum. Peki, kim yapmıştır bu provokasyonu ?
Bana göre bu işten kim yarar sağlayacaksa onlar yapmıştır. Bu işte en çok zararı bölgede çok zor şartlarda görev yapan devletimizin güvenlik güçleri görmüştür. Kazanç sağlayan ise sadece PKK terör örgütüdür. Bu örgütün sözde liderlerinin internet sitelerinde bölge halkını devlete karşı savaşa ve topyekun ayaklanmaya çağırmaları zaten bunun göstergesidir.
Değerlendirmeme göre, bu olayı gerçekleştirip acemice devlet güçlerinin üzerine yıkmaya çalışan doğrudan PKK terör örgütüdür. Bunların suç ortakları da onlara yanlı yayınlarıyla destek sağlayan MÜZAKERE medyasıdır..
Güneydoğu'da kurulan kirli oyun tezgâhları iyice kendini açığa çıkarmıştır. Bu haberler gelecek çok kötü günlerin habercisidir ve bu senaryoyu yazanların geldikleri konumu göstermektedir.
Aklımızı başımıza toplamalı, oyunlara alet olmamalı ve bu cennet vatanın parçalanmasına imkan vermemeliyiz..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Kasım 2005 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale