28 Mayıs 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ramazan bayramı tüm milletimiz ve müslüman alemi için hayırlara vesile olsun
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir milletin, diğer milletlere nispetle tabii veya kazanılmış hususi karakterlere sahip olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması keyfiyetine milliyet prensibi denir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 3 Kasım 2005 Perşembe 

Nihayet milletçe büyük bir huzur ve güven içinde idrak ettiğimiz Oruç Ayı Ramazan’ın sonuna geldik ve Bayram günlerine ulaştık. Bayramlar milletimizin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün pekiştirildiği, dostlukların sağlamlaştırıldığı, gelenek ve göreneklerimizin en üst düzeyde yaşandığı, yani millet olma vasıflarımızın yeniden hatırlandığı çok özel ve güzel günlerdir.
Bayramlar kesinlikle tatil ve dinlenme günleri değildir. Aksine geleneksel ziyaretler dolayısıyla son derece yorucu geçen günlerdir. Ama getirdiği büyük haz ve zevk bütün yorgunluğumuza bedeldir.
Geçen yıllarda daima uzun bayram tatili dolayısıyla tatil yapmaya alışmış olan halkımız bu defa sadece bayram yapacak. Yani bayramı tatil olarak değil, bayramlaşma amacıyla kullanma imkanı bulacak.
AK Parti yönetiminin geçen hükümetler döneminde geleneksel hale getirilmeye çalışılan uzatılmış Bayram Tatili uygulamasına son vererek işi kendi doğal mecrası içine sokması uygulamasını takdirle karşılıyorum. İnşallah bundan sonra da Bayramlar tatil gibi değil, gerçek bayram gibi olur.
Yıllardır süregelen bu bıktırıcı tatil uygulamaları sonucunda milletimiz adeta tatile adapte olmuştur. İnsanlarımızın psikolojisi, günlük yaşamlarındaki sosyal bakış açıları değişmiştir. Tatil Sendromu toplumsal çöküşümüzü hazırlayan şartlardan sadece biridir. Birbiri ardı sıra gelen zoraki tatillerin milli geleneklerimizi ve milli karakterimizi değiştirdiği kesin olarak bilinmektedir.
Bayramda olması gereken akraba, dost ve komşularla kaynaşılması, büyüklerin ziyareti, yardımlaşma ve komşular arası dayanışma yavaş yavaş kalktı. Önce büyüklerimiz tatil yörelerine ve yazlıklarına kaçtılar. Bunu gören küçükler de aynen taklit ettiler. Şimdi bayram denilince tatil ve evden uzaklaşmak akla geliyor. Acı ama gerçek. Binlerce yıllık geleneklerimiz gözlerimizin önünde teker teker yok oluyor.
Deniz ve göl kıyılarımız, kıyılara bakan bütün tepelerimiz, orman içlerimiz; kibrit kutusu gibi birbiri üstüne binmiş sayısız evle doldu. Yazlık almak, hatta mümkünse birkaç tane almak çok moda oldu. İstatistikleri bilmiyorum ama, yazlık tatil evlerinin sayısı devamlı oturulan evlere yakın olduğunu tahmin ediyorum.
Yılda ortalama en fazla 1-2 ay kalınabilen bu evlerde her türlü konfor ve medeni gereç mevcut. Telefon, beyaz eşya ve modern mimarinin bütün süslü imkanları düşünülmüş. Bu şekilde sadece dinlenmek ve eğlenmek için gerçekleştirilen çarpık bir yapılaşmaya milli geliri bizimkinin on katı olan ülkelerde dahi rastlamak mümkün değil. % 90 'ı deprem kuşağında yer alan ülkemizde; bu üçüncü sınıf malzeme ile inşa edilerek, boya ile süslenen binlerce binanın insanlarımıza mezar olduğunu 17 Ağustos depreminde birlikte gördük ve yaşadık.
Milli servetimiz; bu bize nereden geldiği belli olmayan tatil hevesi yüzünden şehirlerden tatil köylerine taşındı. Bu taşınma ile birlikte gelenek ve göreneklerimiz, Türkün kendine has milli hasletleri de kayboldu. Hükümetlerimiz; kabul ettikleri yerli yersiz tatillerle, yerleşik düzendeki insanlarımızı adeta evlerinden çıkartıp tatil beldelerine gitmeye zorladılar. Ve sonunda milletçe karşılaştığımız manevi yıkımın gerçek mimarları oldular.
Oysa tatil beldelerine yatırılan paralarla üretime yönelik işyerleri kurulabilirdi.
Keşke, bu turizm açısından eşsiz değerdeki bölgelerimizdeki tatil evlerini yapmak veya almak için yapılan küçük, fakat bir araya geldiğinde çok büyük meblağlara ulaşan halk tasarrufları daha faydalı ve yararlı yatırımlara yöneltilebilseydi.
Keşke, insanlarımız dinlenmeye ve yatmaya değil de, çalışmaya ve tasarrufa teşvik edilebilseydi. İşte o zaman milli gelirden aldığımız pay da bugünkü seviyesinin birkaç kat üzerinde olurdu.
Allah insanımıza akıl ve fikir versin diyorum.
Ben artık bayramları tatil gibi gören zihniyetin son bulmasını istiyorum. Bayramları bayram gibi yaşamanın millet olmanın önemli bir göstergesi olduğuna inanıyorum.
Çünkü;
- Dini Bayramlarımız; neşenin, sevincin, karşılıklı sevme, sevilme ve insanları sevindirme duygularının doruğa çıktığı günlerdir.
- Dini Bayramlarımız; Türk toplumunun millî birlik ve beraberlik duygularının zirveye ulaştığı, milli dayanışma ve kaynaşmanın en yoğun yaşandığı önemli günlerdir.
Şimdi;
- Dini Bayramlarımızda; Aile büyüklerimizi ve özellikle anne ve babalarımızı, yaşlı ve bakıma muhtaç yakınlarımızı, hastalarımızı, komşularımızı, akraba ve dostlarımızı ziyaret etmeliyiz. Kendilerini hatırladığımızı gösterecek küçük hediyelerle onların gönüllerini hoş ederken hayır ve dualarını almalıyız.
- Dini Bayramlarımızda; Kimsesiz fakirleri, aciz durumdaki dul ve yetimler ile bütün çocukları sevindirmeliyiz. Çocuklarımıza, bayram vesilesiyle kendilerine değer verildiğini hissettirmeli ve bayramın ayrıcalığını fark ettirmeliyiz.
- Dini Bayramlarımızda; Dargın olanları barıştırmalıyız. Bu en coşkulu kaynaşma gününde, bu mutluluğun dışında kalmamaya ve bu kaynaşmanın dışında hiç kimseyi bırakmamaya büyük özen göstermeliyiz.
Sonuç olarak; Dini Bayramlarımızı, Türk milleti olarak geçen bin yıl içinde sosyal yaşantımızı şekillendiren ve Türk kimliğinin oluşmasına katkısı olan müstesna günler olarak değerlendirmeliyiz. Dolayısı ile bu günlere ilişkin gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmalıyız. Bunları gelecek nesillere taşımayı dini bakımdan olduğu kadar vazgeçilemez milli görev olduğunu kabul etmeliyiz..
Dini Bayramlarımızı, güzel geleneklerimizden uzaklaştırarak sıradan bir tatil fırsatı gibi değerlendirmeye yönelik yanlış eğilimlere son vermeliyiz..
Günlük koşturmaca arasında ihmal ettiğimiz ve vakit ayıramadığımız akraba, eş, dost, hasta ve komşu ziyaretlerini hiç olmazsa bayram vesilesiyle gerçekleştirmeliyiz .Bu şekilde akrabalık dostluk ve komşuluk bağlarını pekiştirmeliyiz..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Kasım 2005 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale