29 Mayıs 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne dikkat
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Patrikhane bir fesat ve hıyanet ocağıdır! Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 2 Kasım 2005 Çarşamba 

Kendisi çok küçük, fakat meydana getireceği tehdit oldukça büyük olan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi üzerinde oynanan küresel oyunlar giderek artıyor. Bu oyunun baş destekleyicisi olarak ABD ve AB ülkelerini ve baş aktörü olarak VATİKAN’ ı görüyoruz..
Dışarıdan aldığı güçlü destek ile kendini devlet içinde devlet gibi gören Fener Rum Ortodoks Kilisesi de bu oyunların maşası olarak kullanılmaktan çok memnun görünüyor.
Küresel güçler kararlarını vermişler. İstanbul Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir dünya merkezidir. İstanbul onlara göre hala Kostantinapolis’tir. (Konstantinin Şehri) Tam 552 yıllık Türk ve Müslüman olan İstanbul Vilayeti aynen Vatikan’ın Roma’sı gibi Ortodoks Hıristiyanların hakim olduğu din devletinin merkezi yapılmalıdır.
Bu küresel mimarlar ülkemizdeki Rumların dini lideri olan Fener Rum Patriğini de Ekümenik sıfatı vererek kuracakları yeni Bizans’ın baş aktörü haline getiriyorlar.
Diyelim ki küresel emperyalist güçlerin bu topraklar üzerinde milli çıkarları var. Bu çıkarları elde etmek için yazdıkları senaryoda buraların hala Bizans’a ait olduğunu ve isminin de Kostantinapolis olduğunu vurgulamaktan çekinmiyorlar.
Belki bunu mazur görebiliriz. “Düşmanlarımızdır, yaparlar” diyebiliriz. Peki, bizim bin yıldır birlikte yaşadığımız Rum kardeşlerimize ne oluyor.? Hangi güçle ve kimlerle kendilerine verilen bu büyük görevi yapabileceklerini umuyorlar.?
Bu ne engin bir hayal dünyasıdır. Bu ne büyük hırstır ki, bir milyarlık İslam âleminin yıldızı, 250 milyonluk Türk’ün gözbebeği, 72 Milyon Anadolu Türkünün 552 yıllık ata yurdu dünya şaheseri İstanbul’u ele geçirebileceklerini umuyorlar. Ve peşine takıldıkları boş hayali gerçekleştirebilmek amacıyla hem kendilerini ve hem de devletimizi zora sokuyorlar.
Son yıllarda AB üyelik müzakereleri hatırına batıdan gelen her şeyi aksaksız yerine getirmeyi kendine değişmez politika edinen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, devletliğini bilmesi, oynanan çirkin oyunlara dur diyerek yerinden oynatılmaya çalışılan taşları acilen yerine oturtması, yani Patrikhane sorununu kökünden halletmesi gerekmektedir.
Bunun çok çeşitli yolları vardır. Fakat en kestirme yol Patrikliği süratle Lozan’daki çerçevesine yerleştirmektir. Eğer bu yapılamıyorsa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de istediği gibi derhal Fener Rum Patrikhanesini yurt dışına çıkartmak gerekmektedir..
Batılı destekçileri alsınlar, götürsünler. Yunanistan’a mı gider?, Amerika’ya mı gider? Yoksa Roma’da Vatikan yakınında bir yere mi konuşlandırırlar. Nerede isterlerse orada kursunlar istedikleri köhne Bizans devletini. Bu şekilde kendileri de rahat eder, bizde rahat ederiz. Sanırım bu işte en çok sevinen taraf hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceği büyük beklentiler içine sokulan Fener Rum Patrikhanesi olacaktır.
Bu günkü prosedür içinde Patrikhane’nin yurtdışına çıkarılması pek kolay değildir. O halde öncelikli olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusunda kesin tavırlar alınması gerekmektedir. Yıllardır Batılıların Ruhban Okulunun açılması için yaptığı bütün baskılara göğüs gerdik. Hatta AB ve ABD’den gelen her gelen yabancı devlet adamının Patrikhaneyi adeta Kabe’ye çevirmesini seyretmekle yetindik.
Halkının büyük çoğunluğu Ortodoks olan Rusya Devlet Başkanı Putin’ in İstanbul’u ziyaret programı içinde neden Patrikhane ziyareti bulunmadığı hususunu bir türlü anlamak istemedik. Fener Rum Patrikhanesine Ekümeniklik sıfatı verilmek suretiyle yapılmak istenenin Türkiye’den sonra Rusya’nın da iç işlerine karışacak bir dini örgütlenme yattığını devamlı görmezden geldik.
72 milyon Anadolu Türkünden biri olan ve sadece Türkiye’deki Ortodoks Rum vatandaşlarımızın dini ihtiyaçlarını karşılamakla görevlendirilen Patrik Bartholomoeos’ un, bir devlet başkanı edasıyla yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğü siyasi faaliyetleri de, “Türkiye’nin AB üyeliği için lobi yapıyor" diye alkışlamak zorunda bırakıldık..
Heybeliada Ruhban Okulunun resmen kapalı olmadığını hiç kimseye anlatamadık. Bu okulun Türk milli eğitim sistemine tabi olmamak için bizzat Patrikhane tarafından kapatıldığı halde, "Türkiye kapattı" şeklindeki asılsız ve mesnetsiz suçlamalarına ufuktaki AB üyeliği yüzünden ses çıkarmadık.
Aslında bu okulun yetiştireceği rahiplere Rum Ortodoks vatandaşlarımızın ihtiyacı yoktu. Hatta Rum cemaatinin sayısı çok azaldığından okula öğrenci ve öğretmen bulamadıklarından tamamen kendi insiyatifleri ile kapalı olarak tutulduğunu da hiç kimse görmek istemedi.
Hakikat bu iken siyasi kavramlar konunun içine sokulup İstanbul’da Vatikan tipi bir dini merkez ve bunun arkasından Bizans’ın yeniden kurulması gibi ulvi ve uhrevi düşünceler devreye girince olayın rengi değişti. Bu defa Ruhban Okulu YÖK kontrolü dışında tamamen Patrikhaneye bağlı ve öğrencilerini dışarıdan getirecek bir okul haline getirilmesi için Türkiye’ye baskı yapılmaya başlandı. Bu baskının gayesinin papaz yetiştirmek için değil, ülkemize nifak tohumlarını sokacak bir nevi ajan yetiştirmeğe yönelik olduğunu görmemek için aptal olmak lazım. Nitekim bu okulun geçmişinde bu tip görevler de kullanıldığı da bilinmektedir.
Diyelim ki Ruhban Okulunu Patrikhane’nin istediği şekilde açtık ve Milli Eğitim sisteminin dışında özel bir dini eğitim sistemi oluşturduk. Asıl tehlike işte o zaman başlamaktadır. Bu örneği gösterecek bütün tarikatlar ve kendini dini azınlık gibi gören cemaatler aynisinin kendilerine de uygulanmasını isteyeceklerdir. Aslında AB kurmaylarının zihinlerinin altında yatan önemli bir oluşum bu şekilde gerçekleştirilmiş olacaktır. AB müzakere çerçeve belgesinde Aleviler, Kürtler v.s. gibi bu toplumun gerçek sahiplerini ve bütününü temsil eden unsurlarını azınlık kavramı içine sokarak (Lozan’ı delerek) bizden onlar hakkında bazı haklar talep etmeye başlamışlardır.
İşte “Ruhban Okulu ve Ekümeniklik” bu isteklerinin ilk aşamasını teşkil etmektedir.
Rum Ortodoks Patrikhanesi yöneticileri içinde bulundukları küresel oyun içinde sadece birer maşa olduğu gerçeğini görmelidir. Haddini ve hukukunu aşan işlevlerini terk etmeli, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletimizin destek ve himayesini hiç bir zaman kaybetmemelidir.
Sağduyu sahibi Rum Ortodoks cemaatine mensup kardeşlerimizin yöneticilerine doğru yolu göstereceğine inanmak istiyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Kasım 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale