26 Mart 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kürt kimliği (3)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Ocak 2001 Pazartesi 

Bütün tarihi ve ilmi gerçeklere rağmen günümüzde T.C. Devletine karşı yürütülmekte olan bölücülük propagandasının ve faaaliyetlerinin temelinde emperyalist güçlerin ortadoğuya ve bölge petrolüne hakim olma politikası yatmaktadır.

Her geçen gün güçlenen , büyüyen ve etki alanını genişleten Türkiye Cumhuriyeti emperyalist ülkelerin bu emellerine ulaşmaları için daima engel olmakta ve onların menfaatlerine set çekmektedir.

Zengin kültürel değerleri, dinamik ve enerjik eğitimli nüfusu , yeraltı ve yerüstü doğal zenginlikleri ile her geçen gün güçlenen ve büyüyen Türkiye; dünyanın en problemli bölgeleri olan Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya için yegane istikrar unsurudur. Knaatime göre bölge barışı ve huzuru ancak , Türkiyenin güçlenmesi ve bölge politikalarına ağırlığını koyması ile dahada artacak ve kalıcı bir statüye kavuşacaktır.

Binlerce yıllık mazisi boyunca hür ve bağımsız yaşamış bulunan Türk Milletinin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti; kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK vasıtasıyla "YURTTA SULH, CİHANDA SULH " politikasını bütün cihana ilan etmiş ve bu politikaya 77 yıldır sadık kalmıştır. Ancak bu açıkça belirlenmiş gerçekçi politikasına rağmen, ne yazıkki emperyalist dış güçlerin öncelikli hedefi olmayı önleyememiştir.

Özellikle Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde 19 ncu Yüzyılın başlarından itibaren
İngiltere ve Rusya tarafından başlatılan Türk vatanını ve Türk milletini bölme çabaları bugünde devam etmektedir. Ülkemiz üzerinde milli menfaâti olan ve güçlü bir Türkiyeyi kendileri için ciddi bir rakip olarak gören devletlerce bölme çabaları bıkmadan , usanmadan birbiri peşısıra yaratılan senaryolarla sahneye konulmaktadır. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin anavatandan kopartılarak bu bölgede emperyalist emellerine hizmet edebilecek, her alanda kendilerine bağımlı kukla bir devlet yaratılmaya çalışılmaktadır.

2001 OCAK AYINDA DEVAM ETTİRİLEN GEREK DİNİ VE GEREKSE ETNİK MAHİYETTEKİ BÖLÜCÜLÜK FAALİYETLERİ TAMAMEN DIŞ KAYNAKLI VE DIŞ DESTEKLİDİR. BU FAALİYETLER ÜLKEMİZİN BİRLİK VE BERABERLİĞİNİ PARÇALAMAYI VE BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ BOZMAYI HEDEF ALMIŞTIR.

Türkiye'nin jepolitik konumunun kendisine sağladığı avantajlar; bölgede menfaati olan güçlerin birbirleri ile birtakım siyasi angajmanlar içine girmesine sebep olmaktadır. Bütün iyi niyetli yaklaşımlarımıza rağmen bazı komşularımız dış güçlerin bu oyunlarında piyon olmaktadırlar.

Bilindiği gibi Türklerin Ortadoğuda hükümran oldukları 400 yıl boyunca bölge halkları tarihlerindeki en uzun süreli güven, huzur ve refah düzenini sürdürmüşlerdir. Bu yıllar bölge insanları için ALTIN YILLAR olarak tanımlanabilir. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı'dan zorla kopartılan bu bölge halkına sözde bağımsızlıkları verilmiştir ,fakat huzurları ellerinden alınmıştır.

Bölgede oluşturulan SURİYE, IRAK, ÜRDÜN, SUUDİ ARABİSTAN, YEMEN ve EMİRLİKLER gibi devletler; tarihi, kültürel, ticari ve nihayet millî temeller üzerine değil, sunî olarak yaratılan ve birbirleri ile heran sıcak savaşa sebep olabilecek önemli problem sahaları üzerinde oturtulmuştur. Sonunda geçen 80 yıl boyunca bölgede barış değil, daima savaş şartları ve kuralları egemen olmuştur. Ortadoğu ülkelerinin birbirleri ile olan( ve bilerek planlı bir şekilde yaratılan ) savaşları ve anlaşmazlıkları hiç bitmemiştir ve bitmeside beklenmemektedir.

Dünyanın bugün bilinen petrol rezervlerinin % 60:5 kadarına sahip olan Ortadoğu ülkelerine petrol ne yazıkki refah ve huzur getirmemiştir. Bölge siyasi coğrafyasını daima İsrail lehine değiştiren Arap-İsrail Harpleri, Lübnanı bitiren İç Savaş faciası, 10 yıl süren İran-Irak Harbi, Irak'ı ortadan kaldıran KÖRFEZ SAVAŞI ilk anda akla gelenlerden birkaçıdır. Asırlarca Türk idaresinin bölgedeki tek huzur ve güven dolu dönemi olduğu gerçeğine gözlerini kapatan bazı komşularımız, maalesef özellikle KÜRTÇÜLÜK konusunda dış güçlerin piyonu rolünü oynamaya devam etmektedirler.

Demokrasi ve özgürlük havariliğine soyunan ve fakat asırlardır insanlığa karşı en acımasız sömürge usül ve metotlarını uygulayan emperyalist batılı devletler Türkiye topraklarında bir KÜRT DEVLETİ kurulmasına yönelik faaliyetlere katkıda bulunmak üzere adeta birbirleri ile yarışa girmişlerdir.

Başta ERİVAN olmak üzere dost ve müttefikimiz olan çeşitli Avrupa şehirlerinde kurulan paravan "KÜRT KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA MERKEZLERİ" bünyelerinde yürütülen sözde ilmi çalışmaların hedefi; ARALARINDA SADECE ŞİVE FARKLILIKLARI BULUNAN DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU TÜRK AŞİRETLERİNİ 'KURMANÇ' AĞZI ETRAFINDA BİRLEŞTİREREK YENİ VE SUN'İ BİR MİLLET YARATMAKTIR. Bu gayeye ulaşmak için, bu insanların binlerce yıldır değiştirmeden günümüze getirdikleri gerçek kimlikleri bir yana bırakılarak ve ilmi gerçekler tamamen gözardı edilerek yalan, yanlış ve uydurma birtakım kavramlar etrafında birleştirilmeye çalışılmaktadır.

Urmiyede Konsolosluk görevlisi olarak görev yapan Bazil Nikitin ve Minorsky gibi Rus kökenli ve destekli araştırmacıların tamamen Türk Kültürü unsurlarını işledikleri araştırma belgelerine dayanılarak sun'i bir KÜRT KÜLTÜRÜ ve bu kültüre dayalı bir KÜRT MİLLETİ yaratılmaya çalışılmaktadır. Ancak bütün gayretlere rağmen ilmi hiç bir gerçekliği bulunmayan bu tezler ve tezlere dayalı iddialar havada kalmaktadır. Gerçek bilim adamlarının itibar etmediği bu iddialar daima havada kalmaktadır. Kalmaya da mahkûmdur...

Konu üzerindeki yazılarımız devam edecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Ocak 2001 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale