24 Nisan 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye'nin Ortadoğu politikalarında öncelik Arz-ı mevud oluşumunu önlemek olmalıdır
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dâhilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 9 Ekim 2005 Pazar 

Birinci Dünya Harbinde çok kanlı savaşlara sahne olan ve Osmanlının elinden zorla alınan Ortadoğu topraklarında yaşayan halkların huzur ve refah dolu günlere özlemi hiç bitmeyecektir. Bölgede BM kanalı ile 1947 yılında kurdurulan İsrail Devleti ile birlikte Ortadoğu kargaşa ve kaosun dünyadaki merkezi haline gelmiştir. Bölge halkı geçen altmış yıllık süre içinde hep kan, gözyaşı ve eziyet görmüştür.
Peki, bunlara sebep olan İsrail Devleti geçen altmış yılda halkına huzur ve refah dolu günler yaşatabilmiş midir?
Bu sorunun cevabı da hayır olacaktır. Geçen altmış yılda bölgedeki Müslüman ve Arap halklar arasına giren Yahudiler de ne yazık ki binlerce yıl sonra oluşturdukları bağımsız İsrail Devleti çatısı altında kendi kutsal topraklarında istedikleri huzur ve güven dolu günlere kavuşamamıştır. Bundan sonra da bölgede barış içinde bölge halkları ile birlikte dostça yaşamaları mümkün değildir.
Çünkü altmış yıllık bağımsız İsrail Devleti bugün hala geleceğini aramaktadır. Ve bu devlet nerede-nasıl bir yapılanma içine gireceği konusunda ciddi çelişkiler içinde bulunmaktadır.
Küreselleşme ile birlikte dünyanın çeşitli bölgelerinde kendini çevrelerine göre güçlü gören devletler, kendilerini bölgelerinin merkezi konumuna getirerek çevredeki ülkeleri bazı antlaşma ve ittifaklarla bir bakıma zorla bölgesel yapılanmalara doğru sürüklemişlerdir. Avrupa Birliği, Kuzey Amerika'da Nafta, Asya'da Şangay İttifakı bunlara örnektir.
Dünya da bölgesel güç birliği meydana getirme çabaları devam ederken İsrail_in mevcudiyeti Ortadoğu_da benzeri yapılanmaların önünü tıkamaktadır.
Bütün çevresi ile düşmanca ilişkiler içinde bulunan İsrail, kendi içinde çevre ülkelerin tehdidi kozunu devamlı gündemde tutarak halkını birlik ve beraberlik duygularıyla tek bir yumruk haline getirmiştir. İçeride bütünleşme sürerken komşu devletlerle her alandaki anlaşmazlıkları giderek büyümektedir.
Amerikanın bölgedeki en büyük müttefiki ve her alandaki destekleyicisi konumundaki İsrail, ABD'nin Irak İşgali ile bölgeye yerleşmesini müteakip kendini daha güvenli hale getirmiştir. Bu durumda çevre ülkeleriyle ilişkilerinde daha ciddi ve karşılıklı dostluğa dayalı somurt adımlar atması gerekirken bunun tersinin gerçekleştiği açıkça görülmektedir.
Bunun nedeni bellidir. Çünkü İsrail'in tarihten gelen Büyük İsrail'in kurulması ana politikası asla değişmemiştir. Tevrat'ta varlığından bahsedilen Arzı Mevud'un yeniden inşası için şartlar henüz oluşmamıştır. Büyük İsrail Devleti'nin sınırlarını belirleyen Arzı Mevud (Vaat edilmiş Kutsal Topraklar) Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bir bölgeyi kapsamaktadır. İki yüz milyona yakın insanın yaşadığı bu bölgenin içinde Türkiye, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır toprakları da bulunmaktadır. Hedef bu olunca, politikalarda buna göre tanzim edildiğinden devamlı savaş ortamı bu bölge halkının değişmez kaderi olmaktadır.
Aslında bu politikalardan en fazla rahatsız olanlar bizzat İsrail halkıdır. Çünkü tam altmış yıldır bu ülke insanları barış yüzü görmemiştir. Bu insanlar her zaman bir savaş ortamı içinde yaşamaktadır. Bunun insanın dayanma gücünü aşan bir baskı yaratması kaçınılmazdır.
1947'de sınırları açık olarak kurulan İsrail geçen süre zarfında bir yandan bölgede tutunabilmenin yollarını aramış ve diğer taraftan da tarihi hedefi Siyonist Büyük İsrail projesini gerçekleştirebilmek için çok katı ve tutarlı politikalar uygulamıştır. Belirlediği plan çerçevesinde Arz-ı Mevud alanındaki ülkeler kendi içlerinde çökertilerek bölge Büyük İsrail için elverişli bir konuma getirilmek istenmiştir.
İsrail'in bölgesel yeniden yapılanma projesini kesintisiz olarak uygulamasında kendisine en yakın ülke olarak demokrasi ile idare edilen ve ABD ile çok yakın ilişkiler içinde bulunan Türkiye seçilmiştir. Bu kendi siyasi mantığı içinde doğru bir seçimdir.
Bölgenin en büyük ve en güçlü ülkesi konumundaki Türkiye'den bir kalkan görevi yapmasını isteyen İsrail, Türkiye'nin rejimini ve konumunu Arap ve İslam dünyasına karşı bir şemsiye olarak kullanarak kendini korumuştur. Ortadoğu bölgesine yönelik politikalarının icrasında da Türkiye'den geniş ölçüde yararlanmıştır. Ve daha da yararlanacağı açıkça görülmektedir.
Bu sonuca kolay ulaşılmamıştır. Ülkemizde batı ülkeleri örneğinde olduğu gibi her alanda etkili olabilecek güçlü bir Siyonist lobi oluşturulmuş ve bu lobinin üyeleri Türk devleti ile toplumunun en üst yerlerine getirilerek İsrail 'in çıkarları doğrultusunda politikaların Türkiye için üretilme ve uygulanmaları sağlanmıştır.
AB'ye Uyum Paketleri, zorla çağrılarak ekonomimizi teslim alan IMF Politikaları ile gerçekleşen sınırsız borçlanmalar sonucunda Atatürk Türkiyesi giderek çağdaş, uniter ve milli yapısından uzaklaşmaya başlamıştır.
Çökertilen Türk ekonomisi özelleştirme yolu ile tasfiye noktasına gelmiştir. Şimdi çoğu İsrail ile bağlantılı ve uluslararası Yahudi lobilerinin denetiminde olduğu bilinen büyük firmaların alıcı olarak devrede oldukları görülmektedir.
GAP bölgesinde İsrailli firmalar Türkiye'deki ortakları aracılığı ile büyük arazileri satın alarak Büyük İsrail için toprak kazanmaktadır.
Küresel mimarların dayatması ile Türk devleti küçülürken ve KİT'lerimiz birer birer küresel sermayenin güdümüne girerken, Büyük İsrail Projesinin önü açılmaktadır.
İsrail'in, Orta Doğu'nun en küçük devleti olması bizi aldatmamalıdır. Aslında bu küçük devlet, dünya çapında lobiler aracılığı ile dünyanın en büyük ekonomik ve siyasal gücüdür. İsrail'in kendisi değil, ama sırtına dayadığı küresel oluşumlar Türkiye'yi satın alacak güçtedir. Ve bu küresel güçler Büyük İsrail_in kurulması için büyük bir gayret içinde bulunmaktadır. Bir başka ifade ile küresel güçler bölgenin en küçük devletine sahip çıkmakta ve bu devleti büyültürken, Türkiye'yi sahip olduğu bütün zenginlikleri ile satın almaktadır.
Milletimiz geçte olsa bu büyük oyunu fark etmiştir. Milletimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu pek çok şirketin yok pahasına elden çıkartılıp dağıtılmasına çare bulamamıştır. Fakat yabancı sermaye senaryosu altında ülkemizin dev kuruluşlarının Yahudi lobisinin destekçisi firmalara satılması gerçeğini görmüştür.
Nitekim TÜPRAŞ ve ERDEMİR gibi hayati tesislerimizin yabancılara gideceği ihtimaline karşı örgütlenmiş ve bu kuruluşlarımızın yerli sermayeye satışını sağlamıştır. Bundan sonra da milletimizin kendi malına sahip çıkacağını ve Yahudi sermayesinin desteğindeki küresel firmaların ülkemizi satın almasını önleyeceği belli olmuştur..
Burada yöneticilerimizin; uluslararası Yahudi lobisinin varlığını ve bu lobinin faaliyetlerinin İsrail'in güçlenmesi ve Arz-ı Mevuda ulaşması için seferber edildiğini bilmesi gerekmektedir.
Devletimiz bu oyuna çanak tutmamalı, milli değerlerimizi küresel güçlerin saldırılarına karşı koruyucu tedbirleri gecikmeksizin almalıdır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
9 Ekim 2005 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale