27 TEMMUZ 2017 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Hükümetin 2001 yılı acil görevi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 1 Ocak 2001 Pazartesi 

2001'in ACİL ÖNLEM İHTİYACI; MEMURBANK BATIYOR. KURTARIN...

İyilik ve kötülükleriyle büyük ümitlerle girdiğimiz MİLLENYUM'u, yani üç sıfırlı 2000 yılını geride bıraktık. Ümitlerimiz bu millenyum içinde giderek zayıfladı ve adeta bitme noktasına geldi. Ülkemiz tarihinde görmediği büyük olayları bu bir yıl içinde yaşadı.
 
Ekonomimizin belkemiği bankalar birbiri ardından battı. Devletimiz bu bankalara el koydu. Peki devletin bankacılık karnesi bugüne kadar nasıldı. Yani devlet özel sektörün idare edemediği bu bankaları idare edebilecek bilgi, beceri ve yeterli kadrolara sahipmiydi ? Sanıyorumki buna bir yıllık hizmet zararları 100 milyar dolarlarla ifade edilen ZİRAAT, EMLAK ve VAKIFLAR BANKASI'nın durumu yeterli cevabı vermektedir.

Her alanda yapılan yolsuzluk faaliyetleri için gerçekleştirilen operasyonlar için adeta lügatlarımızda kelime kalmamıştır.? Peki bütün sistemler bu seviyede yozlaşana ve bozulana kadar hiç bir yönetici bu durumu görmemişmidir? . Oysa mutlaka birilerinin bu işler işin görevli olması, yani haberi olması gerekmektedir. 1957 yılından beri parlamenter olarak 43 yıldır üst düzey devlet hizmetinde bulunan Sayın ECEVİT bunları görmemişmidir veya duymamışmıdır ? Sayın Demirel bütün bu yozlaşma olurken acaba hangi büyük hizmetleri yürütüyorlardıda bu iğrenç yolsuzluklarla ilgilenemediler ?

Tarihinde ilk defa ülke kanunlarına uymayanlara kullanılmak için kurulmuş polisimiz hakkını sokaklarda aramıştır. Peki polisiniz kanunsuzluk yaparsa bu polisi hangi güçle durduracaksınız? Sorunun cevabı kadar düşüncesi dahi insana ürküntü veriyor.

Devlet; suçlularını islah etmek için kurduğu hapishanelerinde yönetime sahip olmadığını ve 10 yıldır hapishanelerde yuvalanan örgütlerin eğitim merkezi haline getirdiği koğuşlara giremediğini en yetkili ağızlardan açıklamıştır.Sonunda tarihinin en büyük hapishane operasyonlarından birini gerçekleştirerek kendi kontrolundaki hapishanelere 4 gün sonra girme başarısını göstermiştir. Hapsettiği suçluya kendini kabul ettiremeyen bir devlet normal vatandaşına kendisini nasıl kabul ettirecektir...? Sorusu halâ cevabını beklemektedir.

Halkın satın alma gücü ve yoksulluk seviyesi maalesef Cumhuriyetin ilk kurulduğu savaş sonrası dönemini aratır bir seviyeye gelmiştir. DİE tarafından belirlenen açlık sınırlarının altında bulunan toplum kesimlerinin sayısı giderek çoğalmaktadır. AÇ İNSAN ÖNCE KENDİ BEYNİNİ YER VE BEYNİ NORMAL ÇALIŞAMAZ HALE GELİR. NORMAL ÇALIŞAMAYAN BEYİNLERİN ÇOĞALDIĞI TOPLUMLARDA İSE HER TÜRLÜ KANUNSUZ HAREKETİN YAŞANDIĞI ANARŞİ VE KAOS ORTAMI DOĞAR. Bu toplumsal gerçek maalesef ülkemizin gündemine oturmuştur ve acil çözüm beklemektedir...

Devletin Memuru açtır. Esnaf açtır. Pekçok esnaf işyerini akşam siftah etmeden kapatmakta ve sermayeden yemektedir. Çünkü artık halkın alım gücü bitmiştir. Köylü açtır. Hiç bir emek ve ilave çaba gerektirmeyen hayvancılığımız bile dibe vurmuştur. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerimizin Ticaret Odaları Başkanları geçen yıl binlerce işyerinin kapandığını, binlercesinin de kapanma sınırında olduğunu açıklamıştır. Toplu halde işten çıkarmalar devam etmektedir.İşsizler ordumuz çığ gibi büyümektedir.

Bütün bu olumsuzluklar devam ederken , üretemeyen ekonomimiz her geçen gün geriye giderken, ekonomi yönetimi bizden alınıp Uluslararası Para Fonu yöneticisi Bay COTARELLİ'ye teslim edilirken; yani milletimiz aş ve iş peşinde koşarken, Cumhuriyet Hükümetimiz ve Parlamentomuz; öncelikle milletin belkide tamamının arzusu hilafına ŞARTLI AF çıkartarak sahip çıkamadığı mahkumları ortalığa salıvermiştir. Bunun olumsuz neticelerini aynen 1974 AFFI'nda olduğu gibi önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz.

Yukarıda bir kısmını saydığım hususlar MİLENYUM'dan aklımızda kalan sadece birkaç netice. Daha yurtdışından yansıyan ERMENİ SOYKIRIMI TASARISI, KIBRIS SORUNU, AVRUPA BİRLİĞİNDEN 2010 'a KADAR DIŞLANMA gibi önemli sorunlarızda vardır.

2001 Yılı bütçesi yine açık vereceği farz ve kabul edilerek yasalaştırılmıştır. Açıkların kapatılması için artık verecek hiçbirşeyi kalmayan halkın VERGİLERİ VE HARÇLARI % 50 arttırılırken memurlarımızın eline geçecek miktarlardaki artış %10 larda tutulmuştur.

ÖZET OLARAK; ECEVİT YÖNETİMİNDEKİ KOALİSYON HÜKÜMETİNİN 2000 YILI KARNESİ ÇOK ZAYIFTIR. ÜLKEYİ MEVCUT BÜYÜK POTANSİYELİNE RAĞMEN GELEBİLECEĞİ EN ALT SEVİYEYE ULAŞTIRMA BAŞARISINI GÖSTEREN BU HÜKÜMETİ TARİHÇİLERİN NASIL YAZACAĞINI ŞİMDİDEN MERAK EDİYORUM.

Bu kısa girişten sonra meselenin esas yönüne gelelim. Evet durum kötüdür. Eğer dikkatli ve ciddi tedbirler alınmaz ise dahada kötü olacağı şimdiden görülmektedir. Peki bu işten çıkış noktası yok mudur? Elbette vardır.

Devlet, DEVLETLİĞİNİ ÜLKENİN HER YERİNDE ETKİN OLARAK GÖSTERİRSE VE HALKIN GÜVEN VE DESTEĞİNİ ALIRSA ÇOK KISA SÜREDE SORUNLARINI ÇÖZER. ÜLKEYİ YENİDEN HUZUR VE GÜVENE, HALKINI REFAHA GARKEDER.

Bu işin gerçekleşmesi için SADECE hükümetin emir ve talimatı yetmez. Yani beynin iyi çalışması yeterli değildir. BEYNİN TALİMATINI KOL VE BACAKLARA İLETECEK SİNİR SİSTEMLERİNE VE SAĞLIKLI KOL VE BACAKLARA İHTİYAÇ VARDIR. İŞTE HÜKÜMET BEYİNSE , BU HÜKÜMETİN EMİRLERİNİ EN UCA ULAŞTIRIP TATBİK EDECEK, YANİ DEVLETİN VARLIĞINI EDİRNEDEN ARADAHAN'A KADAR YAYACAK OLAN KESİM DEVLET MEMURLARI'dır.

Oysa mevcut hükümet kendi bindiği dalı kesmiş ve adeta kendi uzuvlarını , yani memurlarını kendine düşman ederek iş yapamaz hale getirmiştir. Evet, DEVLET MEMURLARIMIZ maalesef bugün kendi hakkını aramak için sokaktadır. Yani devlet bizzat kendisi sokağa inmiştir. Devlet bizzat kendisi sokağa inicede yerini doldururlar ve COTARELLİ'ler gelerek onun işlevini üstlenirler.
 
ŞİMDİ KONUYU BİRAZ DAHA AÇALIM
 
Hepimizin bildiği bir gerçek şuki;Devlet kavramının uygulamadaki temsilcisi ve sokaktaki halk için görüntüsü devlet memurlarıdır. Bunlar Başbakandan Hakkari'nin Çukurca İlçesindekii nüfus memuruna kadar uzanan geniş bir yelpaze ile bütün yurdu kaplar. Devlet; devlet olmanın gereklerini fiilen memurları ile yerine getirir. Devleti devlet memurları yönetir, korur ve kollar. Memurları yok sayarsanız, devlet kavramını ortadan kalkar.

Bu gerçek bilinmesine rağmen ülkemizde devlet memurları bizzat devlete karşı, yani kendilerine karşı hak aramak için yollara ve sokaklara dökülmüşlerdir. Başkent sokakları başta olmak üzere memurlarımız hak aramak için uzunca bir süredir sokaklardadır. Ellerindeki pankartlarda ne yazıkki devleti yeren, karalayan ve adeta yok sayan ifadeler mevcuttur. Devlet Memurları ; bir diğer devlet memuru olan güvenlik kuvvetleri ile karşıkarşıya gelerek sokaklarda hiçde arzu etmediğimiz, görmeyi istemediğimiz ve üzülerek seyrettiğimiz çirkin görüntüler meydana gelmektedir.

Bu istenmeyen görüntü devlet sistemindeki çok büyük ve önemli bir yaranın işaretidir. Bu yara tedavi edilmezse kangren olur ve kesip atılır. Yani devlet kendi kendini ortadan kaldırmış olur ki. Bunun korkunç sonuçlarını anlatmaya bu sayfalar yetmez.

Şimdi konuya ışık tutacak bazı kavramlarla işin detayına inmeye çalışalım;

Bilindiği gibi devlet olmanın üç temel şartı vardır.Bunlardan Birincisi; millet olabilme seviyesine ulaşmış insan unsurudur. İkincisi; bu unsurun üzerinde yaşadığı ve siyasi sınırları uluslararası antlaşmalarla belirlenerek vatanlaşmış yurt toprağıdır. Üçüncüsü; bu insanları birarada tutan otorite,yasalar, yönetim ve kurallar sisteminin varlığıdır. Bu üç unsur birarada olmadığı sürece sağlıklı bir devlet yapısından bahsedilemez.

Bu kurallar içinde yasayı yapanlar (YASAMA), yasaları uygulayanlar (YÜRÜTME) ve yasalara uymayanlara hesap soranlar (YARGI) gibi birbiri ile içiçe ve ahenkli olarak çalışan sistemler vardır ve bu sistemler ülkemizde de uzun yıllardan beri başarıyla uygulanmaktadır.

Zirvede Cumhurbaşkanı ile başlayan yürütme erki; bakanlıklar kadrosundaki en küçük devlet memurları eliyle Edirnenin ENEZ'inden Ardahan'ın ÇILDIR'ına kadar uzanır. Yani DEVLET sadece hükümetle temsil edilmez. En uç noktadaki 12 nci derecenin ikinci kademesindeki bir memur T.C.Devletini temsil eder. Bu temsil etmenin derece ve makamla ilgisi yoktur. Birindeki en ufak bir aksama vatandaşın gözünde kutsallaşan DEVLET BABA imajını ayni ölçüde yaralar.

Devlet kavramı; DEVLET MEMURLARI vasıtasıyla kamuoyuna yansır.DEVLET ; DÜRÜSTLÜĞÜ, DOĞRULUĞU, NAMUSLULUĞU, ADALETİ, CİDDİYETİ, ÇALIŞKANLIĞI, FERAGAT ve CESARETİ simgeler. Bu kavramları her kademedeki memurun bizzat sahiplenmesi ve uygulaması gerekir. Saygın devlet yönetimi ancak bununla sağlanır. Devletin sağlıklı olarak işleyebilmesi sadece üst kademedeki birkaç bürokratın iyi çalışması ile sağlanamaz. Sistemin bütününün sağlıklı çalışmasına ihtiyaç vardır.

Devletimizi içeride ve dışarıda etkin ve saygın göstermek ve her alanda temsil etmek, korumak ve kollamak her seviyedeki devlet memurunun birinci görevidir. Oysa son yıllarda devlet memurlarının içine düşürüldüğü durum, bununla taban tabana zıt bir görüntü arzetmektedir. Devletimizin memurları bugün " açız ve sahipsiziz" diye sokak ve caddelerde eylem yapmaktadırlar.

Devlet memuru ile sokağa inmiştir. Gelinen bu nokta; gözardı edilecek ve kaale alınmayacak bir durum değildir. Bilakis çok ciddi bir durumdur. Beyin nekadar iyi çalışırsa çalışsın verdiği komutları uygulayacak uzuvları yoksa beyin işlevini tam olarak yapmıyor demektir. Olaya bu açıdan bakarsak hükümetin emir ve direktiflerini uygulayacak uzuvlar bügün artık felç olmuştur. Çalışamaz duruma gelmiştir.

Devletin varlığını gösteren ve onu ayakta tutan memurlar ; uzun yılların ihmali ve beceriksizce yönetilmeleri sonucunda, adeta devlet tarafından dışlanmış bir görüntü içine girmişlerdir. Büyük bir memur kitlesi eş ve cocuklarıyla bugün yetkili merciler nezdinde değilde sokakta hakkını aramaya çalışırken, yine kendileri gibi devlet memuru olan devletin kolluk memurları ile karşı karşıya gelmektedirler. Büyük şehirlerimizin ana caddeleri dozajını giderek arttırır bir şekilde; devletin sahibi olan memurların, devlet yöneticileri aleyhinde sloganlarla yürüyüş ve nümayişlerine sahne olmaktadır. Bu manzaralar doğal olarak basın-yayın organlarımız vasıtasıyla iç ve dış kamuoyuna aynen iletilmektedir. Görünen manzaralar hiçde iç açıcı değildir.

Vatandaş memur; kime müracaat edip hak ve hukukunu arayacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın SEZER 'de DEVLET MEMURU kökenlidir. Bu konuları en iyi bilenlerden biridir. Duruma derhal el koyması ve yetkilileri tedbir için uyarması gerekmektedir. " IMF'ye söz verdik" diyerek kendi memurunu yani bizzat kendisini açlık ve sefalete iten durumuna düşülmemelidir. Bir yönetim kendi kendini bu derece çıkmaza sokamaz . Sokmamalıdır.

Devlet Memurlarını sokağa döken meseleler sadece maddi unsurlarla ilgili değildir.
 * Değişik kamu kurum ve kuruluşlarında ayni işi yapan eşit tahsilli iki memur arasındaki maddi ve sosyal farklılıkların ulaştığı boyutların saklanacak hali kalmamıştır..
 * Tahsil ve liyakat değilde, siyasi düşünce ve birilerine yakın olmak suretiyle yeteneksiz ellere bol keseden verilen önemli kadroların elinde kaybedilen işgücü ve maddi zararın bilançosunu çıkarmak mümkün değildir.
 * Her hükümetle birlikte önemli kilit üst yönetim makamlarının çok kısa aralıklarla el değiştirmesinin kayıpları da azımsanmayacak dereceye ulaşmıştır.
 * Yetenekli bürokratların çok yüksek maaşlarla özel sektöre kayması sonucundaki devlet kayıpları ise yine ölçülemeyecek derecede büyümüştür.

Bundan 1000 sene önce yaşayan ünlü Türk Veziri NİZAM-ÜL MÜLK yazdığı SİYASETNAME isimli eserinde bugünleri adeta görmüş ve Türk yöneticilere, Türkleri ve Türk Devletini kimlerle ve nasıl yöneteceklerini 50 yıllık devlet adamlığı tecrübesine dayanarak misallerle açıklamıştır. Nizam-ül Mülk bugün yaşasaydı herhalde gördüğü manzara karşısında şaşkına dönerdi. İşte ünlü vezirden bazı öğütler;

 - ADAMA GÖRE İŞ DEĞİL, İŞE GÖRE ADAM SEÇİLMELİDİR. LİYAKATA ÖNEM VERİN.

 - BİR İŞİ BİR ADAMA VERİN. BİR İŞİ İKİ ADAMA VERİRSENİZ İKİ İŞDE YARIM KALIR.

 - İKİ ADAMA BİR İŞ VERMEYİN , İŞ YİNE YARIM KALIR.

 - MEMURLARINIZA İHSANDA BULUNUN VE ONLARI HOŞ TUTUN. İHSAN (Ödül ve ikramiye)İNSANIN TUZAĞIDIR.

Kısaca "devlet memurlarına değer verin ve geçimlerini temin edin" denilmektedir.Nizamül Mülk 1000 sene öncesinden bugünleri tarif etmektedir. Yukarıdaki sözler; sanki bu günleri görmüşte söylemiş gibidir.

Zamanın Başbakanı ÖZAL'ın dediği gibi "BENİM MEMURUM İŞİNİ BİLİR" sözünün bizi nereye kadar getirdiği görülmüştür. İşini bilemeyen, yani rüşvet alamayan, doğruluktan ayrılmayarak sadece işini dürüstçe ve zamanında yapmaktan başka bir özel kabiliyeti bulunmayan yüzbinlerce memur ne yapacaktır.

Sonunda gemi karaya oturtulmuştur. Bilinçsizce şişirilen ve vasıfsız elemanlarla doldurulan devlet kadrolarından hiç bir verim alınamaz hale gelinmiştir. Emsali devlet kadrolarının üçte biri kadar personel çalıştıran özel sektör kuruluşlarının üretiminin ve kazancının iki kat fazla olduğu gerçeği apaçık ortadadır. Az maaşla geçinemeyen devlet memurlarının ( başta öğretmenler olmak üzere ) ikinci bir işte çalışarak iş verimini yarıyarıya düşürdükleri de bir gerçektir.

 SONUÇ OLARAK, NAMUSLU VE DÜRÜST ÇALIŞIP SADECE MAAŞI İLE YAŞAMA SAVAŞI VEREN;

 - Memurumuz açtır.

 - Geleceğinden emin değildir. Kendini güvende hissetmemektedir.

 - Büyükşehirde yaşayan ve lojmanda oturmayan memurlarımızın evlenip aile kurmaları
 bugün mümkün değildir.

 - Büyükşehirde yaşayıp kira veren memurların çocuklarını okula göndermeleri ve onların
 okul masraflarını karşılamaları da mümkün değildir.

 - Ev ve araba sahibi olması mümkün değildir.

 - Çocuklarına miras bırakması mümkün değildir.

 - Üst ve amirlerine güveni azalmıştır. Çünkü her seçimle birlikte devamlı değişikliklerden
 bürokrasinin tepesi ile ilişkisi kopmuştur.

 - Ayni işi yapan personel arasındaki ücret farklılıkları kapanamaz boyutlara erişmiştir.

NE YAZIKKİ BU İNSANLARIMIZ DEVLETİ TEMSİL ETMEKTEDİRLER. PEKİ BU KADROLARLA ÜLKEYİ VE ÜLKE EKONOMİSİNİ YÖNLENDİRMEK VE ENFLASYONU DÜŞÜRMEK MÜMKÜNMÜ DÜR? TABİİ Kİ BUNUN CEVABI HAYIRDIR.

ÜLKEMİZ ZENGİNDİR. KAYNAKLARIMIZ YETERLİDİR. iNSANLARIMIZ İYİ EĞİTİLMİŞLERDİR. İYİ YÖNETİLDİKLERİ TAKDİRDE HER ALANDA BAŞARILI OLABİLECEKLERİNİ YEDİ DÜVELE DEFALARCA İSBAT ETMİŞLERDİR.

O HALDE SORUN NEDİR ?

Sorun iyi yönetilememektir.

NEDEN BAŞKALARINDAN MEDET UMUYORUZ. Bizim devlet tecrübemiz yok mu ? Bizim ekonomistlerimiz yok mu? Bizim okullarımızdan artık idareci yetişmiyormu ? Biz değil kendimizi, 600 yıl süre ile dünyayı idare etmedik mi? Bu millet inandığı liderlerin arkasında herşeyini bu vatan için vermiştir. Yinede verir ve verecektir. Ama yeterki biz ona en basit insan gibi yaşama koşullarını çok görmeyelim. Yani demek istiyorum ki. Tok açın halinden anlamıyor.

İKİ MİLYAR maaş alan sayın bürokratımızın 100 milyonla nasıl geçinileceği hususunun aklına bile gelmemesi düne kadar doğal gelebilirdi. Ama artık gelmelidir.Toplumun en aydın kesimini teşkil eden memurlarımızın artık dayanacak güçleri kalmamıştır.Toplumumuz sosyal bir patlamanın eşiğine gelmiştir. Bu iyice görülmelidir.

Aydınların görevi; kendi kültürleri oranında görebildiklerini , algılayabildiklerini, içinde yaşadıkları topluma anlatmak,onları bilgilendirmek ve ilgilileri uyarmaktır. Bana düşen uyarı görevimi yerine getirdiğimi sanıyorum.

Şimdi neler yapılabilir onları sıralayalım.

1. Devlet Personel Rejimi bütün yönleri ile yeniden ele alınarak ülkemiz ihtiyaçları ve Türk insanının kabiliyet ve yeteneklerine göre işleyen PERSONEL REFORMU ivedilikle yapılmalıdır.

2. Her seviyedeki ücret adaletsizliği ortadan kaldırılmalı, 3000 kişiyi yöneten bir müdürün makam arabasını kullanan şöförünün yarısı kadar maaş alması rezaletine son verilmelidir.

3. Tahsil, kültür ve kabiliyet işe alınmada ve yükselmede yeniden ön plana geçirilmelidir.

4. Kadrolar süratle normal seviyelerine indirilmelidir. Fazlalıklar tedricen işten çıkartılarak iş verimi sağlanmalıdır.

5. Memura insanca yaşayabileceği bir ücret verilerek işinde daha randımanla çalışması sağlanmalı ve bu şekilde hiç bilmediği ikinci bir işte meydana gelen üretim kaybı ortadan kaldırılmalıdır.

6. Memurumuz aydındır. Okur ve okuduğunu anlar. Yapması gereken fedakarlığı de eğer kendisine iyi izah edilirse anlar ve yapar. Fakat "IMF'ye söz verdik." gibi anlamsız ifadelerle aldatılmaktan kaçınılmalı, kendisine doğrular söylenerek güveni kazanılmalıdır.

7. Hapishaneleri teslim alan bir kaç çete mensubuna dişini geçiremeyen yönetimin kendi memurlarına yine diğer memurları ile medyanın önünde(ve bütün dünyanın gözü önünde) kıyasıya dayak atması ve hanım memurların saçlarından tutularak yerlerde sürüklenmeleri görüntülerine son verilmelidir. RTÜK kanunu hiç değilse burada bir işe yaramalıdır.

Doğal olarak bütün bunların yapılması zaman ister. İrade ister. Cesaret ve kararlılık ister. Bana göre; bu hükümetin bunu gerçekleştirecek gücü vardır. Yeterki yapmak istesin.

İYİ NİYETLE UYGULAMAYA BAŞLASINLAR, EN KISA SÜREDE BUGÜN KARŞILARINA ALDIKLARI (ve her geçen gün kendilerinden uzaklaştığını gördükleri) GENİŞ HALK YIĞINLARINI YANLARINDA VE DESTEKLERİNDE GÖRECEKLERDİR.

ÜLKENİN MİLENYUMDA GELDİĞİ KÖTÜ ŞARTLARIN ANCAK DEVLETİN MEMURLARI İLE ORTADAN KALDIRILABİLECEĞİNE İNANMIŞ BİR YÖNETİM İSTİYORUZ. BU YAPILMADIĞI TAKDİRDE YANİ BEYİN; KOL VE BACAKLARINA EMİR İLETİLEMEDİĞİ SÜRECE ÜLKEMİZİ 2001 YILINDA DAHA KÖTÜ GÜNLERİN BEKLEDİĞİNİ SÖYLEMEK İÇİN FALCI OLMAYA GEREK YOKTUR.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Ocak 2001 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale