28 Mart 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Bankamatik memurları pehlivan hikayesine döndü
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Çalışma insanların cismani kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gerekli olan şeyleri temin eder. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlâki olgunlaşma da mümkün değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 22 Eylül 2005 Perşembe 

Milletimizin 367 kişi ile parlamentoya gönderdiği Ak Parti iktidarından beklentileri büyük. Buna hakkı da var. Çünkü bu parti tek başına iktidar oldu. Ve sadece Ak Parti grubunun oyları ile her kanunu çıkarma imkanı var. Ayrıca, yerel yönetimlerin çoğu da bunlara ait. Üç yıla yakın bir süredir iktidardalar. Yani acemilik devresini çoktan geride bıraktılar.
Bunun anlamı artık hizmet üretme ve bütün vatandaşları kucaklayacak önemli işleri yürürlüğe sokma zamanıdır.
Oysa görünen köy kılavuz istemiyor. Devleti devlet yapan başlıca unsur olan en uç noktadaki memurunun sayısını dahi bilmeyen bir yönetime sahibiz. Her gün basınımızda çalışmadan ay başlarında bankamatik makinelerinden maaşlarını alan memurların haberi yer alıyor.
Bunun en son örneklerinden biri de geçtiğimiz günlerde Kültür Bakanlığı bünyesinde yaşandı . Bakan Koç tarafından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne yapılan atama sırasında, pek çok anlı-şanlı meşhur sanatçımızın yıllardır hiç bir oyunda görev almadan aybaşlarında yüklüce maaşlarını aksamadan bankamatiklerden aldıkları dile getirildi.
Kim tarafından?
Bizzat Turizm Bakanı tarafından.
Şimdi aklımıza bir soru geliyor. Eğer bu bir sorun ise, sorunu dile getirmek değil, bizzat çözüm üretmek bakanın görevidir. O halde denilebilir ki; bu olanlar hükümetin acz içinde bulunduğunun tipik bir göstergesidir.
Gönlümüz bakanların sorunlardan şikayet etmesini değil, sorunlara çare bulmasını istiyor. Olması gereken de bu. Fakat siyasilerimiz sanki başka bir gezegende ve başka bir Türkiye'de yaşıyorlar. Ağızlarında sadece şikayet sözcükleri vardır.
Benzeri sorun daha öncede gündeme gelmiş ve Sanayi ve Teknoloji Bakanının "Bankamatik Memurları ile "ilgili görüşlerini gündeme taşımıştım. Görüyorum ki değişen bir şey yok. Değişen bir şey olmayınca bizlere tekrar uyarma görevi düşüyor.
25 Mart 2005 tarihli gazete haberine bakalım;

"Fatih Üniversitesi Genç Girişimciler Kulübü'nün düzenlediği toplantıda ''Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisinde KOBİ'lerin Yeri; Finansman, Ekonomik Sorunları, Çözüm Önerileri'' başlıklı bir konuşma yapan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, ''Yaklaşık 800 bin kişi hiçbir iş yapmadan devletten maaş alıyor. Çalışmadan devlete yük olmak kimsenin hakkı değil. Hatır gönülle, adama göre değil, işe göre adam alma dönemi çoktan geldi geçiyor'' diye konuşmuştu.
Tarih 11 Mayıs 2003. TBMM'nin en eski ve tecrübeli isimlerinden Sanayi Bakanı Ali Coşkun bu defa da İstanbul'da bir fuar'ın açılışında yaptığı konuşmada halkımıza açıklıyor.
"Tespit ettiklerine göre hiç bir iş yapmadan, hiç bir hizmet üretmeden sadece ay başlarında bankaların bankamatik makinelerine kadar giderek kendilerine yapmadıkları işler karşılığında ödenen maaşları alan Devlet Memurlarının sayısının 800.000 kişiyi bulmaktadır."
Bu haberlerin benzerlerine basınımızda sıkça rastlanmaktadır. Peki kim düzeltecek bu soygun düzenini. ?
Demek ki TBMM'de ve yerel yönetimlerde ekseriyete sahip olmak, yani tek başına iktidar olmak dahi muktedir olmaya yetmiyor.
Ak Parti gibi TBMM'de muhalefeti olmayacak şekilde iktidar olmak her zaman görülen hususlardan değildir. Bu iktidarın önünde yapmak isteyip te yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Çünkü her türlü kanunu derhal TBMM'den çıkartacak yeterli sayıya sahiptir. Yani her türlü yaptırım gücüne sahiptir.
Bir başka deyişle bu iktidar, ancak icra edecek ve icraatını millete açıklayacaktır. Bu sayıya sahip bir iktidarın hiç bir şekilde şikayet etmeye hakkı yoktur.
İnsan PES DOĞRUSU demeden yapamıyor. Çok kaba bir hesap ile, bu hiç bir hizmet vermeden sadece maaş alan memurlarımıza ayda ortalama en az Beşyüz Trilyon Türk Lirası (500.000.000.000.000 TL.), yazı ile ifade edecek olursak BEŞYÜZBİN adet BİR MİLYAR LİRA maaş milletin cebinden veriliyor. Yıllık olarak bu savurganlığın millete maliyeti ise 6 KatrilyonTürk Lirası ediyor. Bunu da yazı ile ifade edersek ALTI MİLYON adet BİR MİLYAR TL. bu işsiz memurlarımıza devlet olarak haraç veriyoruz.
Sayın Ali COŞKUN bizim adımıza bu ülkeyi yönetmek üzere bakan olarak atandığı Kasım 2002'den itibaren bizim cebimizden bankamatik memurlarına nekadar ödeme yapıldığını çok basit bir hesaplama ile görmek mümkündür.
Acaba Sayın bakanlarımız verdiği bankamatik rakamları ile ne anlatmak istiyorlar.
Biz mi bu BANKAMATİK HIRSIZLARINI atadık.?
Biz mi millet olarak bunların maaşlarının ödenmesi için bankalara talimat veriyoruz ?
Bu soygunu biz mi durduracağız. ?
Gidip dövelim mi ?
Kızıp bağıralım mı ?
Yoksa oturup bu halimize ağlayalım mı ?
İşin neresinden bakılırsa bakılsın, sakat ve kokuşmuş bir soygun düzeninin aynen alındığı yerden devam ettirildiği açıkça görülüyor. Ve bu husus bu işleri düzeltmek için gelen bir iktidarın saygın bir bakanı tarafından kamuoyuna açıklanıyor.
Bu insanları kim işe aldı.?
Kim bunlara iş yapmadan maaş ödenmesi için emir verdi ?
Bu soygun daha ne zamana kadar devam edecek ?
Bu soygunu hazırlayanlardan ve bile bile bu soygunu devam ettirenlerden kim hesap soracak ?
Veya, Neden bu kişilere hesap sorulamıyor ?
Bunlar hangi makam ve mevkilerden destek alarak utanmadan ve sıkılmadan bu soyguna devam edebiliyorlar ?
İşin tuhaf tarafı bu işten şikayetçi olması gereken, yani soyulan taraf biziz. Fakat bu işi önleme makamında bulunan ve hâlâ bu soygunun devam ettiğini bildiren bakanlarımız şikayet ediyorlar.
Oysa biz bakanlarımızın ağzından şu sözlerin dökülmesini beklerdik.
"Aziz milletimiz. 3 Kasım 2002'de bizi tek başına iktidar yaptınız. Bizde size verdiğimiz sözü tuttuk. Sizi soyan 800.000 Bankamatik Memurunun işine son verdik. Onlara yapılan şu kadar tutarındaki alacaklarımız için ödeme planı yaptık. Kendileri ile beraber bu soygun düzeninin oluşturulmasında hataları tesbit edilen bürokratlarımızı mahkemeye sevkettik ve devlete verdikleri zararın tazminini istedik. Bizi iktidara taşıdığınız andan itibaren sadece bu yolla kazandığımız şu kadar trilyon lirayı üretime katkıda bulunması için şu sektörlere destek olarak verdik"
İşte halkımızın beklentisi bunlar. Bakalım bu bekleme daha ne kadar devam edecek. Şimdi bu akıl mantık ve iz'ana sığmayan soygun sistemini nasıl çözeceğiz.? Bunun cevaplarının hükümet tarafından bulunması gerekiyor..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Eylül 2005 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale