23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Katrina'nın fiskesi dahi ABD efsanesini yıkmaya yetti
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir toplulukta kıymet ve kuvvet, onu kuran fertlerin kendilerini kıymet ve kuvvet saymalarındadır. Ancak bu gibi fertlerden kurulmuş olan toplumlardır ki yekpare kıymet, kuvvet manzarası gösterebilirler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1937)

 14 Eylül 2005 Çarşamba 

İkiz Kulelerin vurularak yıkıldığı 11 Eylül saldırılarından sonra dünyanın artık eskisi gibi olmayacağını, terörün bütün dünyayı kaplayacağını öngörmüş ve bunu okuyucularımla paylaşmıştım.
Bu defa da ayni söylemleri tekrarlamak istiyorum.
Katrina'dan sonra ABD, eski ABD olmayacak. ABD'nin bütün şaşaalı görünümüne, tek kutuplu dünyanın gerçek hakimi olduğu varsayımına rağmen, Katrina sonrası ortaya çıkan vahim durum bu devin kağıttan ve şişirme bir dev olduğunu ortaya koymuştur.
Bir bakıma büyük basın imparatorlukları ile şimdiye kadar saklamaya muvaffak olduğu gerçek yüzü gün yüzüne çıkmıştır. Takke düşmüş ve artık kel görünmüştür. Hem kendi halkı, hem de dünya halkları nezdinde ABD'nin "Güçlü Devlet" imajı kolay tamir edilemeyecek ciddi bir yara almıştır.
Denilebilir ki, bir veya iki Katrina benzeri afet dahi bu devin mutlak sonunu getirecektir. Bu kaçınılmazdır.
Katrina olayı; geçen ikiyüz yılı aşkın tarihi oluşum süreci süreci içinde yeterince milletleşemediğini, kültür birliğini kuramadığını, insanları arasında ayrıcalık yaptığını ve mevcut görüntüsünün sanal olduğu gerçeğini ispatlamıştır.
Silah gücüne dayanarak "Dünyayı yeniden yapılandıracağım" diye yola çıkan, her ülkenin iç işlerine burnunu sokan, dünyayı fiziki gücü ile yönetebileceğini farz eden, büyük Ortadoğu Projesi ile İslam alemine demokrasi ve özgürlük vadeden efsane dev ABD neden bu hale düşmüştür. ?
Sanırım bundan sonra sayıları binlerle ifade edilen ABD üniversitelerinin ve büyük araştırma merkezlerinin öncelikli görevi bu olayın araştırılması olacaktır.
Ne oldu bu dev ülkeye?
Nasıl olduda böyle rutin bir doğal afet dahi ülkedeki çarpıklığı bütün dünyanın gözleri önüne serdi?
İşte bu soruların cevabı bütün yönleri ile incelenecektir. Bu süreçten sonrası için belki de ABD'nin artık dışa değil, kendi kıtasına dönerek milletleşme sürecine ağırlık vermesi gerekecektir.
Katrina olayı ABD yönetim sistemi için açık ve seçik bir ders mahiyetindedir. Burada ABD isimli dünya devinin, dünyayı yönetmeye kalkarken kendini yönetmekten aciz olduğu, basit bir doğa olayı ile dünyaya duyurulmuştur..
Dünya medyasını kontrolu altında tutarak hedef aldığı ülkelerde gündemi kendi
Milli menfaatleri doğrutusunda yönlendiren ABD'nin bu sanal gücünün de fazla bir işe yaramadığını bu olayda gördük. Dev medya karteli ne yazık ki gerçekleri saklayamadı. Belki de saklandı ve olaylar olduğundan az gösterildi. Fakat sonunda görebildiklerimiz dahi bu ülkenin hiç de sanıldığı gibi bir dünya devi olmadığı gösterdi.
Bir bakıma, ABD demokrasi, adalet, insan hakları havariliği yaparken basit bir Katrina Tayfunu bu kavramların bu ülkede varolmadığını olmadığını vurguladı.
İnsanın aklına komplo teorisyenlerinin ikiz kulelerin vurulması hakkında ortaya attığı dehşet dolu iddialar geliyor. Bilindiği gibi "ABD'nin dünyayı istila etmek üzere uluslararası terörizmi bahane edebilmek için kendi kulelerini kendisinin vurdurduğu" hususu güvenilir kaynaklarda dile getirilmişti.
Şimdi sesli olarak bir komplo teorisyeni gibi düşünelim. ABD, kendi içinde mütecanis bir millet yapılanması başlatabilmek ihtiyacında idi. Ve bunun için bir doğa afeti olmasına rağmen, bilerek ve planlı bir şekilde bu afeti tetikleyerek zencilerin yaşadığı New Orleansı yok etti. Bir bakıma topluma entegre olamayan gruplara bir ders vermek istedi ve bu operasyona zencilerden başladı.
Bu tamamen bir akıl yürütme. Bir varsayım. Ama neden olmasın?
Deprem bölgelerindeki enerji birikimini tetikleyerek deprem yapabilen, rüzgarlara komuta ederek istediği bölgelerde yoğun yağışlara sebep olabilen, yani doğanın güçlerini tetikleyerek bunu bir silah gibi kullanan teknolojiye sahip bir ülke için bu defa da "neden olmasın" diyebiliriz.
Nitekim şimdiden ABD'yi vuran Katrina felaketinde özellikle New Orleans'ta kurbanların ezici coğunluğunun siyah olduğunu hatırlatan önde gelen siyah politikacı ve sanatçılar, geciken yardım çabalarından dolayı suçladıkları Başkan George Bush'u, ''siyahlara karşı duyarsız kalmakla'' eleştirmektedir. Ve tenkit sesleri giderek dozunu arttırmaktadır.
Ünlü siyah rahip, politikacı ve insan hakları savunucusu Jesse Jackson, Bush'u ''duyarsızlık, şefkatsizlik ve ehliyetsizlikle'' suçlamaktadır. "Jackson, New Orleans'ta yardım ve tahliye çabalarının yetersiz kalmasında, kurbanların ''siyah ve fakir'' olmasının rol oynadığını savunarak, ''Bu ülkede, fakir insanların ve siyahların acılarına karşı tarihi bir kayıtsızlık var'' demektedir..
NBC'de canlı yayımlanan Katrina kurbanlarına yardım konserine katılan ünlü rap şarkıcısı Kanye Wemst de, ''Siyahlar, George Bush'un umurunda değil. Bu ülke, fakirlere, siyahlara mümkün olduğunca yavaş yardım etmek üzere kurulmuş bir yer'' demiştir.
Siyah hakları savunucusu Randall Robinson da, New Orleans'taki kasırga kurbanı siyahların, yaşamlarını sürdürebilmek için ''cesetleri yemeye başladığını" bildirmiştir.
Kayıplar hakkında resmi makamlar açıklayıcı bir bilgi vermezken, Amerikan Kongresi senatörlerinden David Vitter, sadece Louisiana eyaletinde Katrina nedeniyle can verenlerin 10 bini bulabileceğini belirtmiştir.
Bu demeçler verilirken Bush yönetimi Iraktaki savaş deneyimli birliklerini bölgeye getirerek bir nevi "bölgede yağmayı önleyeceğim" adı altında kendi topraklarında kendi halkına karşı askeri operasyonlar gerçekleştirmektedir.. Askerlere "vur emri"verildiği haberleri basında sıkça yer almaktadır.
New Orleans'taki Katrina faciasında "yağma" yapanlar için "vur emri" verilmiş olması hadisesinin Bush yönetiminin en büyük yanlışlarından biri olarak siyasi tarihe geçeceğini değerlendiriyorum.
Bilindiği gibi Londradaki bombalamalardan sonra İngiliz polisine şüpheli Müslüman avı için "Vur emri" verilmişti. Bu uygulamalarda metroya yetişmek için koşan masum bir Brezilyalı gencin öldürülüşe şahit olmuştuk. Şimdi de benzeri tarzda ABD'de zenciler için "vur emri"verilmiştir. Şimdiden gazetelerde "ZENCİ AVI BAŞLADI" manşetlerini görür gibi oluyorum.
Sonuç olarak;
Dünya Katrina'dan sonra eski dünya olmayacaktır.
Çin, Rusya ve AB'nin süratle toparlanarak yeni güç dengeleri oluşturmaları ve kendi halkına karşı "vur emri" verecek kadar gözü dönmüşlerden dünyayı kurtarmaları zamanı gelmiştir.
Türkiye'nin ABD politikalarını, ABD'nin bu yeni imajı sonunda acilen masaya yatırması gerekmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Eylül 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale