31 Mart 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Edremit Körfezi'nde gözüme takılanlar
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devlet; memleketin asayiş ve müdafaası için yollara, demiryolları ile limanlara, deniz vasıtaları ile telgrafla, telefonla, memleketin her türlü nakliye vasıtalarıyla, milletin umumi serveti ile yakından alâkadardır. Memleket idaresinde ve müdafaasında bu saydıklarımız toptan, tüfekten ve her nevi silahtan daha mühimdir. Bilhassa Para, her türlü vasıtanın üstünde bir mevcudiyet silahıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 2 Eylül 2005 Cuma 

İki yıldır yaz tatili için Edremit-Akçay'daki dairemde birkaç hafta kalıyorum. Kaz Dağlarının doğal koruması altındaki gerçek bir yeryüzü cenneti olan bu bölgeden her alanda dinlenmiş, huzurlu ve güven tazelemiş zinde bir beyinle İstanbul'a dönüyorum..
Bu cennet beldeyi keşfeden yalnız ben değilim. İstanbul ve Ankara'nın zengin eşrafı buraları tanıyalı ve parselleyeli çok zaman olmuş. Yaz aylarında Bodrum ve Çeşmeyi mekan tutan medyatik sosyete takımının dışında kalanların mutlaka körfez civarında birer yazlıkları olmuş. Bol oksijenli havası, sınırsız su kaynakları, ılıman iklimi, denizi ve nihayet güzel insanları ile bu bölge iç turizmin en üst noktalarında yerini almış.
Yaz aylarında Edremit Körfezi olarak isimlendirilen bölgenin nüfusu birkaç katına çıkıyor. Bu nüfus artışında gerek yazlıkçı dediğimiz burada evi olup sadece yaz aylarını geçirenler ile tatil maksadıyla bölgeye gelerek pansiyon ve motellerde konaklayan yerli turistlerimizin büyük payı var. Gelenlerin ekonomik profili ise oldukça iyi. Havası, suyu ve denizi muhteşem olup, hizmette iyi sunulduğu için, harcamalar had safhada oluyor ve dolayısı ile bölgeye çok para giriyor.
Dışarıdan gelen yüklü para yönetim için iyi gelir ve bunun karşılığı vatandaşa dönen hizmet demektir. Bunun için yapılacak iş, yani bu paranın hizmet için geri dönmesi için kaydının tutulması ve vergisinin alınması gerekmektedir. Oysa bu konuda devletin hiçbir tedbir almadığını görerek geçen yıl yazdığım bir yazı ile Maliye Bakanlığı mensuplarını göreve davet etmiştim.
Bu yılda ayni başıboşluğun devam ettiğini görerek üzüldüm.
Üzülmek bir işe yaramıyor. Bizlerin görevi bıkmadan usanmadan aksaklıkları ortaya koyarak ilgilileri göreve davet etmek olduğuna inandığımdan konuyu yeniden gündeme getirmekte yarar görüyorum.
Bölgede gördüklerim ve yaşadıklarımın ülkemin cennet köşelerinden olan bütün Ege sahillerinde yaşandığını biliyor ve ilgilileri uyarıyorum.
Çıkışını Midilli Adasının örttüğü Edremit Körfezi; güneyde Artur Tatil Köyünden başlamak üzere körfez boyunca tespih tanesi gibi dizilmiş Ören, Burhaniye, Edremit, Zeytinli, Akçay, Güre, Altınoluk ve Küçükkuyu' dan Assos'a kadar uzanan deniz ve oksijenden yararlanmak isteyenlerin doldurduğu nefis bir bölgemiz...
Bölgenin yaz nüfusunun dört milyonun üzerine çıktığı yetkililerce ifade ediliyor. Dört milyon insan Mayıstan Ekime kadar bölgeyi doldurup, dinlenmeye ve eğlenmeye yani para harcamaya geliyor.
Bölge insanı çok akıllı davranıyor.. Ellerine gelen bu imkandan azami yararlanmak için bir uçtan bir uca yığılmış insan seline bir şeyler satmak için sokakları doldurmuşlar. Bilhassa geceleri iğne atsan yere düşmüyor. İnsanların birbirine çarpmadan ve değmeden her biri birer alışveriş merkezine dönüşen sokaklarda yürümesi imkansız gibi... Ve bu insanlar çılgınca alışveriş yapıyorlar. Giyim- Kuşam, yiyecek ve süs eşyaları başta olmak üzere akla gelen her şey çok ucuz fiyatlarla satılıyor. Ve bu çılgın alışveriş gecenin ikisine kadar durmaksızın devam ediyor.
Bu mahşeri kalabalık ve ticari canlılık önce hoşuma gitti. Bu hareketliliği "ülke ekonomisindeki rakamsal iyileşmenin bir göstergesi olduğu" şeklinde değerlendirdim. Bilahare devletimizin bu büyük insan kitlesinin yaptığı çılgınca alışverişten alacağı vergileri düşündüm... Bölge belediyelerinin de artan müthiş gelirleri ile vatandaşlarına çok yararlı hizmetler üretebileceğini düşünerek sevindim.
Bilahare değişik kesimlerden satıcılarla ve alıcılarla görüştüm. Ve sonunda olayın hiç de benim değerlendirdiğim gibi olmadığını görerek irkildim.
Hiç bir alıcının fatura almadığını gördüm. Bunu birkaç satıcıdan fatura isteyerek bizzat teyit ettim. Satıcıların bu davranışımdan son derece rahatsız olduklarını da hissettim. Kendi dükkanlarının önüne sergi açan birkaç yerel esnaf dışında satıcıların tamamının hiçbir yerde kayıtlarının olmadığını, satılan malların tamamının kaçak ve vergi dışı olduğunu öğrendim.
Fakat devletin vergi memurlarının benim gördüğümü neden görüp tedbir almadığının cevabını bulamadım. Olayın belediyelerle ilgili bölümü ise bir başka sorun. Dükkanlara asılan her tabeladan vergi alan, pazardaki bir sepet yumurtasını satmaya gelen köylüye makbuz karşılığı işgaliye kesen Belediyelerin bu sokakların tamamını işgal eden sergicilerden istenilen ölçüde yararlanamadığını görerek üzüldüm. Görüştüğüm on esnaftan sadece ikisinin "işgaliye" ödediğini öğrendim. Bunu ödeyenlerin de yapılan haksızlık karşısında isyan ettiklerini görerek üzüldüm.
Devletin vatandaşlarına sunacağı çok önemli işlevleri vardır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yukarıda yer alan sözlerinde bunun bir kısmı vurgulanmaktadır. Devlet vatandaşlarına karşı yapmakla zorunlu olduğu işlevlerini ancak yeterli geliri olduğu zaman yapabilir. Devlet gelirlerinin büyük kısmını toplumun bütün kesimlerine ise koyacağı dolaylı ve dolaysız vergilerden sağlar. Vergi, bir nevi alacağı hizmetler karşılığı vatandaşların devletine ödediği harçtır. Vatandaş bu harcı isteyerek ve severek vermez. Çünkü verdiği vergi insanın yaşamındaki lüks ihtiyaçların karşılanmasını kısıtlar. Dolayısıyla vergi sevilmez. Yani zorlayıcı tedbirler ve yasal cezalar konulup uygulanmadığı sürece vergi vermemek için insanoğlu bin bir çeşit bahane yaratır. Bu onun insan doğasının gereğidir.
Eğer siz devlet olarak vergi almazsanız, kimse vergi vermez. Hiç kimsenin kendi ayağı ile giderek vergi verdiğine dünyanın hiçbir ülkesinde şahit olunmamıştır. Eğer, siz devletseniz ve devlet yönetimine soyunmuşsanız, kimlerden nasıl ve ne zaman vergi toplayacağınızı tespit edip bunları adil bir şekilde ülkenin tüm insanlarına eşit olarak yaymamışsanız, vergi geliri elde etmeniz hayaldir. Dolayısı ile hizmet üretmeniz de hayaldir.
Yetkili ve etkili devlet büyüklerimizin ağzından düşmeyen "Efendim halkımızı eğitelim. Verginin faziletlerini ona anlatalım. O'da gitsin zamanında tıkır tıkır vergisini ödesin. Gelişmiş batı ülkelerinde ve eşiğinde durduğumuz AB içinde bu işler böyle yürüyor" sözleri tam bir aldatmaca'dır.
Çünkü, eğer siz almazsanız, hiç kimsenin kendi ayağı ile giderek ve isteyerek vergi verdiğine dünyanın hiçbir ülkesinde şahit olunmamıştır. Eğer, siz devletseniz ve devlet yönetimine soyunmuşsanız, kimlerden nasıl ve ne zaman vergi toplayacağınızı tespit edip bunları adil bir şekilde ülkenin tüm insanlarına eşit olarak yaymamışsanız, vergi geliri elde etmeniz hayaldir. Dolayısı ile hizmet üretmeniz de hayaldir.

Tekrar vurgulayalım.
Siz devlet olarak, vatandaşlarınızın tamamından eşit oranda ( kazancının belirli bir bölümünü ) vergi alacak tedbirleri geliştirmedi iseniz, ve bunu sistemli şekilde toplumun bütün kesimlerine yaymadıysanız, vergi toplamanız asla mümkün değildir.
Bir de vergiyi hep ayni kesimden alarak toplumun büyük kesimini vergi dışında (Kayıt dışı olarak) tutarsanız sosyal dengeyi temelinden sarsarsınız. Bu şekilde sadece vergi veren kesimi devletine isyan ettirmekle kalmazsınız. Devlet olma vasfını elinizden kaçırırsınız.
Şimdi sormak lazım Sayın Maliye Bakanımıza.
Tatil yörelerinde mevcut bu garip uygulamalardan haberiniz var mı?
Neden vergi memurları bir avuç bordrolu memurun tepesine binip adeta onları kaz gibi yolarken, alenen yürütülen bu soyguna karşı neden tedbir alınmıyor?
Ben bunun o kadar zor olduğunu sanmıyorum. Çok basit bir kontrol sistemi kurularak buralarda yaşanan kayıt dışı ekonomi kontrol altına alınarak vergi gelirlerimizi arttırmanın mümkün olabileceğini değerlendiriyorum.
Konuyu bölgede görev yapan maliye memurları ile görüştüm. Durumdan haberdar olup olmadıklarını sordum. Hepsi duruma vakıftı. Neden tedbir alınmadığının sebebi olarak, "Maliye teşkilatının elinde yeterli kadro personeli olmadığını" ileri sürdüler.
Ülkemde milyonlarca insan işsiz gezerken, mastır ve doktoralı üniversite mezunları iş için kapı kapı dolaşırken, yeterli personelin olmadığı gibi bir gerekçenin ileri sürülmesi yanlıştır.
Yeterli kadro personeliniz olmayabilir. Her yıl binlerce kişi Ticaret Meslek Liseleri ve İktisat Fakültelerinden mezun olmaktadır. Kalabalığın ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu aylar bellidir. Bu aylarda kısa bir kurstan sonra sözleşmeli olarak görevlendirilecek kişiler ile devlet kayıt dışını kolaylıkla önleyebilir.
Demek ki önlenmek istenmiyor. Herkes "adam yok" mazeretinin arkasına sığınmış gözünü gerçeklere kapamış. Ama kendini görev yaptım gibi görebiliyor.
Bu benim sade vatandaş olarak gördüklerim.
Peki, bu bölgenin valisi, kaymakamı ve diğer yetkili memurları neden görevlerini yapmıyor?
Ve neden görevlerini yapmayan bu memurlarımıza devlete kaybettirdiklerinin hesabı sorulmuyor. Veya sorulamıyor?
Bölgede aklıma takılan bir diğer soruda Edremit'in neden hala ilçe olarak kaldığıdır. Kanaatimce coğrafi konumu, nüfusu, ekonomik potansiyeli ve soysa-kültürel yapısı ile Edremit Türkiye'de il yapılması gereken bölgelerimizin başında gelmektedir.
Kaz Dağları ile Balıkesir ve Çanakkale'den, Madra Dağları ile İzmir'den ayrılan bu tamamen kendine has yapıdaki Körfez bölgesinin neden Balıkesir iline bağlı bir ilçe olduğunun mantıki bir gerekçesini bugün bulmak çok zor.
İl sayısını 67'den 81'e çıkaranların aklına neden Ayvacık, Edremit, Havran, Burhaniye, Gömeç ve Ayvalık ilçelerini içine alacak şekilde bir EDREMİT VİLAYETİ düşünmediklerini anlayamıyorum. Sanırım bölge halkından siyasilere böyle bir istek şimdiye kadar ulaşmamış.
Böyle bir idari yapılanmanın bölgeyi Türkiye'nin en zengin illerinden biri haline sokacağı şimdiden görülmektedir. Bu şekilde bölgedeki hızlı nüfus artışı ve şehirleşmenin yarattığı sıkıntılar da büyük ölçüde ortadan kalkmış olacaktır.
Edremit İlçesi ve yoğun yerleşimin olduğu yazlık beldelerinde pek çok Özel Hastane ve klinik gördüm. Bölgede Devlet Hastanesi ve Askeri Hastane bulunmasına ve görünüşte yeterli olmasına rağmen acil pek çok olayın İzmir'e nakledildiğini şahit oldum.
İlçe yöneticileri ile ve esnaf ile yaptığım sohbetlerde; "Neden bütün Körfez Bölgesine her türlü sağlık hizmetini sağlayacak tam teşekkülü bir hastane yapmıyorsunuz. Hala her biri bin bir çeşit aksaklıklarla hizmet üretmeye çalışan küçük kliniklerle yetiniyorsunuz" şeklindeki soruma mantıklı bir cevap alamadım.
Aslında konuştuğum her vatandaş bu eksiklikten yakınmakta idi.
İnşallah halkın dilinden anlayan ve ona gerçekten hizmet üretmeyi görev edinmiş bir yetkili çıkar. Bu işin planını yapar. Olurunu alır. Bölgeye tam teşekküllü bir hastane yapılır ve dört milyona ulaşan nüfusun( çoğu yaşlı ve emekli ) sağlık sorunu kökünden çözülür.
İl olunduğu takdirde bu hizmetin otomatik olarak geleceğini değerlendiriyorum.

Sonuç olarak;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşunun 82 inci yılında vergi toplama görevini yerine getiremiyor. Veya diğer bir bakışla, devlet vergi toplamak istemiyor. Herhalde birkaç bordroludan peşin olarak vergi almak yeterli görülüyor.
Ben bu soygun karşısında tedbir almayan ve adeta bu soygunu teşvik eden davranış içinde giren devlet büyüklerimi uyarıyorum. Edremit'in gecikmeden vilayet yapılması konusunu tartışmaya açıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Eylül 2005 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale