24 EYLÜL 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Cumhuriyet'in temeli kültürdür
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türkiye Cumhuriyetinin temeli Kültürdür. Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkartmak, uyanık davranmak, düşünmek ve zekayı terbiye etmektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 19 Ağustos 2005 Cuma 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurduğu cumhuriyetin ilelebet muhafazası için gerekli olarak gördüğü kültürün önemini; “Cumhuriyetin temeli Kültürdür” sözü ile vurgulamıştır. Gazi’nin burada bahsettiği kültür kavramı; binlerce yıldan günümüze taşınan ve temasta bulunduğu yabancı kültürlerden fazla etkilenmeden varlığını binlerce yıl öteden günümüze kadar devam ettiren zengin Türk Kültürüdür..
Günümüzün küresel mimarları bütün milli kültürleri, dünyayı yönetmek iddiasıyla yola çıkan “küresel güçlerin milli menfaatleri açısından çok tehlikeli bulmaktadır. Milli kültürlerin milli devletler oluşturacağı düşüncesi ile “ Global Kültür Değerleri” olarak gördükleri bilinçsiz, kişiliksiz, aidiyet duygusu olmayan, kökenine sahip çıkmayan, tek düşüncesi daha çok tüketim olan ve sosyal varlık olan insanı sadece karnını doyuran bir varlık haline dönüştüren yozlaşmış bir kültür yapısı insanlığa layık görülmüştür.
Küresel mimarlar, pek çoğu kendi güdümlerinde bulunan modern kitle iletişim araçlarını kullanarak azami derecede sömürülmeye meyyal, karnı tok fakat beyni boş insan tipinin yaratılması için fazla zorlanmamışlardır.
Onlar çok iyi tahlil ettikleri insanın maddi ihtiyaçlarının manevi ihtiyaçlarından daha önde olduğunu tespit ederek oyunlarını; “Daha çok kazanıp, daha çok tüketerek, daha kaliteli yaşam elde edileceği” savı üzerine oturtmuşlardır.
Kültürel alışkanlıkların edinilmesi yüzlerce yıl birlikte ayni düzende yaşamayı gerektirmesine rağmen, yeni maddi alışkanlıkların edinilmesi çok daha kolay ve fazla zamana ihtiyaç gerektirmez. Ayrıca sonsuz maddi ihtiyaçlar günümüzde çok basit gayretlerle kolayca elde edilebilmektedir.. İşte bu yüzden küresel mimarların saldırıları karşısında milli kültür değerlerimizi korumak eskisine oranla oldukça zorlaşmıştır.
Türk kültür değerleri bugün çok ciddi küresel saldırı altındadır. Gelinen noktada binlerce yıldan günümüze taşıdığımız, bizi biz yapan ve bize Türk kimliğini kazandıran kültür değerlerimizi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğumuzu bilmeli ve buna karşı milletçe direnmeliyiz.
Direnmeliyiz ama nasıl?
İşte bu yazı dizisinde kültür yozlaşmasının sebeplerini irdeleyecek ve cevaplarını bulmaya çalışacağım..
Bilindiği gibi bütün insan toplulukları; aralarında bulunan duygu, düşünce ve davranış biçimi, ırk, din, dil ve menfaat gibi hususlarda benzerlik ve beraberlik bulunan insanların bir araya gelmeleri ile oluşurlar ve sosyal bir varlık gösterirler..
Bir toplum, gelenek ve göreneklerinden Anayasa düzeyine kadar uzanan hukuk kurallarına birlikte uyar ve onlara göre organize olursa millet olma aşamasına erişir. Ancak bu aşamadan sonra devletin varlığından söz edilebilir.
Milletlerin milli karakterleri, yani onların ayrı bir millet olduğunu belirleyen değişmez vasıfları en az bin yılda oluşur ve millileşir. Her millet ayrı birikimlere sahip olduğundan milletlerin oluşturduğu devletlerde milletleriyle ayni bilgi birikimine sahip olurlar.
Diğer toplumlarla ve değişik kültürlerle bir arada yaşamak zorunda kalındığında bazı milli değerler kayıplara uğrayabilir. Burada maddi değerlerin yitirilmesi veya değişik şekiller alması pek önemli değildir. Fakat önemli olan milletlerin sahip oldukları sosyal ilişkilerini düzenleyen manevi değerleri yitirmemeleridir. Çünkü manevi değerlerimiz aynen korunabildiği takdirde kaybedilen maddi değerlerin zaman içinde geri kazanılması mümkün olmaktadır.
Burada bir saptama yapıp Genelkurmay Başkanlığının Türk milletinin birlik ve beraberliği önündeki engelleri vurgulayan önemli bir açıklamasını gündeme taşıyarak konuya farklı bir boyut kazandırmak istiyorum.
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından 2 Kasım 2004 tarihinde yapılan basını bilgilendirme toplantısında AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda azınlıklar konusunda getirilen yaklaşımlara kapsamlı ve eleştirel bir yanıt verildi. Rapordaki açıklamaların Türkiye’nin bütünlüğünü bozabilecek unsurlar içerdiğini belirten Başbuğ, özetle şu görüşleri ifade etmiştir;
“Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir. Üniter devlet, ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlet olarak tanımlanır. Buna göre, üniter devlette tek bir ülke, tek bir egemenlik ve tek bir millet vardır. Bu kapsamda, Anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilmeyecek olan 3 ncü maddesinde yer alan, Türkiye’nin üniter devlet yapısını tartışmaya açmak TSK tarafından tasvip edilemez.
Üniter devlet tanımında yerini bulan “millet” kavramı ise dil, kültür ve ülkü birliğiyle birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir siyasi ve sosyal olgudur. Bu noktada ATATÜRK, Türk milletini şöyle tanımlamaktadır;
‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.’
Bu tanımda da görüldüğü gibi, Türk milletini oluşturan Türkiye coğrafyası üzerinde ve ülkü bağıyla birbirine bağlı olan Türkiye halkı, üniter devlet yapısı içerisinde bir millet olarak tanımlanmaktadır. ATATÜRK’ün bu görüşü bugünkü Anayasamızda da hukuklaştırılmıştır. Ancak bugün millet kavramı ve tanımı üzerinde kamuoyunda yapılan bazı tartışmalar ile, millet kavramının teklik niteliği bozulmaya çalışılmaktadır. Oysa millet kavramı ayrıştıran değil, bütünleştiren bir olgudur. Millet bir bütündür parçalardan ibaret görülemez. Böyle görülürse bu parçaların her biri vatanın da parçalarına sahip çıkma temayülü gösterir. Bu ise devletin parçalanmasına giden yolu açar.”
Orgeneral İlker Başbuğ’un millet konusundaki görüşleri açıktır. Genelkurmay Başkanlığı, AB’nin bölünüp parçalanmamıza yönelik olduğu görülen bütün girişimlerini üniter devlet yapımıza bir saldırı olarak değerlendirmekte ve yetkililerimizi sarih bir şekilde uyarmaktadır.
Türkiye’nin dünyadaki yerini ve değerini; dünya üzerindeki coğrafi konumu, bu konumundan kaynaklanan jeopolitik ve jeostratejik özellikleri, giderek artan genç ve dinamik nüfusu, zengin yeraltı ve yerüstü doğal kaynakları, tarihi ve kültürel mirası, başarılı devlet deneyimleri ile Türk toplumunun milli bir tehlike karşısında oluşturduğu birlik ve beraberlik duygusu belirler.
Yine Türkiye’nin kendi istek ve milli hedefleri doğrultusunda dünyadaki yerini ise; milli güç unsurlarını koruma, geliştirme ve devam ettirmedeki azim ve kararlılığı sağlar..
Milletlerin Kültürleri ve Kültür yapılanmaları ile uğraşan bilim adamlarının hepsinin kültürü tanımlamada tam bir anlayış birliği içinde oldukları söylenemez. Hatta milletler arasında kültür anlayışı ve tarifi açısından da önemli farklılıklar vardır.
Ülkemizde sistemli bir şekilde “ kültür” kavramını “medeniyet”ten ayıran en güzel ve doyurucu tarifin her iki kavramın farklarını da belirleyerek Ziya GÖKALP tarafından yapıldığını görmekteyiz. Ziya Gökalp “ Türkçülüğün Esasları” ve “Türk Medeniyeti Tarihi isimli eserlerinde konuyu şu şekilde açıklamıştır.

“ Bir medeniyet, müteaddid milletlerin müşterek malıdır. Çünkü her medeniyeti, sahipleri olan müteaddid milletler müşterek bir hayat yaşayarak vücuda getirmişlerdir. Bu sebeple her medeniyet mutlaka beynelmileldir. Fakat bir medeniyetin her millette aldığı hususi şekilleri vardır ki, bunlara HARS-KÜLTÜR adı verilir.
Evvela kültür milli olduğu halde medeniyet beynelmileldir. Kültür yalnız bir milletin dini, ahlaki, hukuki, mukavelevi, bedii, lisani, iktisadi ve fenni hayatlarının ahenkli bir muhasebesidir.”

Ziya GÖKALP’in bu kültür tarifi, ülkemizde en yaygın biçimde kullanılan şeklidir. Bugün dahi bu tarifi kullanmamıza rağmen “kültür millidir, medeniyet ise beynelmileldir” kavramının üzerinde yeterince araştırma yapılıp nasıl ve nedenleri açıklıkla ortaya konulmamıştır.
Ziya GÖKALP’ten sonra en kısa fakat kapsamlı kültür tarifini rahmetli Prof.Dr.Erol Güngör Bey yapmıştır. Buna göre; “Bir topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak üzere benimsemiş bulunduğu hayat tarzı, bütün maddi ve manevi unsurlarıyla birlikte onun kültürünü teşkil etmektedir.”
Kültür; bir millete şahsiyetini verir.
Kültür; diğer milletlerle aradaki farkı ortaya koyar.
Kültür; millete has maddi ve manevi varlık ve değerlerin ahenkli bir bütünüdür.
Kültür milletleri millet yapan unsurların başında gelir. Milletler sahip oldukları kültür değerleriyle tanınır ve tanıtılırlar.
Milletler varlıklarını; tarihin derinliklerinden gelen kültürlerini muhafaza edebildikleri, çevrelerindeki yabancı kültürlerin baskılarına karşı koyabildikleri ve milli kültürlerini her türlü global saldırıya karşı koruyabildikleri, milli kültür değerlerinin özüne dokunmadan yenilikleri kültür değerlerine adapte edebildikleri takdirde uzun süre hayatiyetlerini devam ettirebilirler.
Her kültürün kendine özgü karakteristik öğrenilmiş davranış biçimleri, inanış tutumları ile geleneksel tören düzenleri vardır. Bazı davranış düzenlerinin giderek kurumsallaşması o kültürün mensupları arasında ortak bazı kişilik karakteristikleri olduğu anlamına gelmektedir.
Günümüz toplumsal yaşantısının karmaşık ilişkilerle dolu olan en kalabalık ortamlarında dahi kültürel değerlerin fertlerin kişiliğinin fonksiyonel hale getirilmesinde önemi vardır. Bu değerler bizim ihtiyaçlarımızı ve bu ihtiyaçlarımızı elde etme araçlarımızı etkiler. Ayrıca kişilerin yönetim sistemi ile olan ilişkilerine, kendine özgü kavramlarına, heyecanlarına, mücadele tekniklerine ve tecrübelerine tesir eder.
Kültürün muhafazası şarttır ve zorunludur. Kültürün muhafazası için gösterilen gayretler hiçbir zaman eskiye körü körüne bağlılık değildir. Çünkü kültür bugün bizimle yaşayan bir kavramdır. Eskiden beri kullanılıyor olması onu hiç bir zaman eskitmez ve değerini düşürmez.
Kültür; milletleri sonsuza kadar yaşatacak bir ulu kaynaktır. Bu kaynaktan esinlenmeden, yararlanmadan ve bu milli değerler göz önüne alınmadan oluşturulan eserler milli olmak vasfını kaybederler. Her maddi eser bu değişmez kaynaktan mutlaka yararlanmak zorundadır. Çağdaş bütün eserler kendi milli kültürlerinden yararlandıkları nispette evrensel boyut kazanırlar ve zenginleşirler.
Başka kültürlere benzemeye çalışmak, başka kültür değerlerine kendimizi adapte etmeye uğraşmak millete ve devlete yapılan en büyük hıyanettir. Çünkü benzemeye çalıştığımız kültür değerlerine tam anlamıyla ulaşmamız asla mümkün değildir. Eğer ulaşabilmek isek o zaman biz zaten biz olmaktan çıkmışızdır.
Kültür toplumumuzun yarattığı her şeyde, yaşadığı her alanda kendini gösterir. Çünkü Türk Kültürü Türk milletinin yaşama stili ve yaşama biçimidir.
Türk Kültürü tamamen bize özgü bir karakter içerir.
Her türlü sanat faaliyetinde, ilimde, ahlakta, siyasette, askerlikte, resimde, müzikte, yazıda, dini inanç ve ibadetimizde, vatan sevgimizde, arkadaşlık ve dostluklarımızda, aile ve komşuluk ilişkilerimizde, savaşta ve barışta ayni ortak milli değerlere sahip insanlar olarak kendimize özgü ayni davranış biçimi sergileriz.
Bu davranış biçimimiz 12000 yıllık bir tarih süzgecinden gelerek bizlere ulaştığı için, sergilediğimiz bu davranışların benzerliği ve yaygınlığı Türk kültürünün zenginliğinin, köklülüğünün ve sağlamlığının en güzel belirtisidir.
Milletlerin aralarında bulunan milliyet farklarını unutmaları veya yok farz etmeleri, yani milli kültür değerlerinin tamamını kaldırmaları ve aradaki sınır çizgilerini ayni anda silmeleri maddeten mümkün değildir. Böyle hareket eden veya etmeye çalışan milletlerin, etmeyenlerin, hükümranlığı altına girmeleri kaçınılmaz bir sondur.
Yani milletimizin ebediyen yaşaması için kültürümüzün bütün unsurlarına sımsıkı sarılıp onlara sahip çıkmamız gerekmektedir. Bunu yapamayan milletler daima yapanların esiri olmuşlardır. Bu süreç binlerce yıldır aksamadan devam etmektedir.
Orduların ve toprakların işgali izafidir ve geçicidir. Çok çalışıp bunlar geriye alınabilir. Önemli olan yabancı kültürlerin işgalinin olmamasıdır. Bir kere işgal edilen ve elimizden alına kültür değerlerinin bir daha geriye alınması mümkün değildir.
İşte Türkün Ordu-Millet karakterini ve askeri gücünü çok iyi bilen Türklük düşmanları bu güce çatmaktan kesinlikle kaçınmakta ve fakat her türlü kitle iletişim araçlarındaki teknolojik ilerlemeleri kullanarak kültürel değerlerimizi teker teker ortadan kaldırmaya ve bizi kendi yoz kültürlerinin esareti altına olarak ülkemiz ve milletimiz üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.
Coğrafi şartlar, yaşanılan bölgenin ulaştırma ve haberleşme imkanları, ülkenin coğrafi mevkiinin dünya üzerindeki durumu ( ada, yarımada, kıta devleti, tabii sınırlarla çevrili, istila yolları üzerinde bulunması, doğal hammadde ve enerji kaynaklarına sahip bulunması, çöl veya buzullarla kaplı olması gibi ) ve iklim şartları ülke insanının kültürlerine çok önemli etki eder. İnsanların karakteri ülkenin coğrafi şartlarının ülke insanlarının yaşamlarını kolaylaştırma ve zorlaştırmasına göre doğrudan şekillenir.
Günümüzden binlerce yıl önce vatan belledikleri Orta Asya steplerini terk ederek üç kıtaya yayılan ve cihan imparatorlukları kurarak kendi üstün kültürlerini diğer kültürlere hakim kılan Türk milletini dünyadaki bir başka millet ile karşılaştırmak mümkün değildir.
Madagaskar adası halkı ile Zaire halkı, Peru veya Şili gibi ülkelerin halkları milli kültürlerini hiç değiştirmeden binlerce yıl geriden bugünlere aynen taşımışlardır. Bu kültürlerin aynen muhafazası çok doğaldır. Çünkü hiçbir dış etkiyle karşılaşmadan, ayni yörede ayni toplumun insanları olarak bir arada yaşayıp günümüze ulaşmışlardır. O ülkeler öz kültürlerine çevreden çok az şey katmışlardır. Çünkü diğer ülkelerle kültür irtibatları hemen hemen hiç olmamıştır. Değişimler ancak kitle iletişim araçlarının sınırları ortadan kaldırdığı yirminci asrın ikinci yarısından sonra olmuştur.
Peki biz Türkler nasıl bir kültür değişimine tabi olmuşuz.?
İşte bunun anlaşılabilmesi için tarih içinde Türk toplumlarının göç yollarının ve bu yollar üzerinde yaşayan çeşitli medeniyetlerin incelenmesi gerekmektedir. Biz Türkler tarihin bütün devirlerinde dünyanın hemen her yerinde çok değişik kültür ortamları ile çok sıkı ilişkiler kurmak ve hatta birlikte içiçe yaşamak zorunda kalmışızdır. Buna rağmen Türk Kültürü bir üst kültür yapısı halinde binlerce yıldır bozulmadan ve çeşitli milletlerin kendine has özelliklerini kolayca kendi üstün kültürleri içinde eriterek ve kendilerine adapte ederek bugüne kadar gelmiştir.
Kendi öz benliğinden uzaklaşmadan ve kendi kültürüne yabancılaşmadan onun temel değerlerine sahip çıkarak, onu çağdaş kültürlerin baskısından ve yozlaşmış değerlerinden koruyarak, eğitim ve öğretiminin her seviyesinde tatbik ederek binlerce yıllık maziye sahip Türk milletinin milli kültürünü sonuna kadar en güçlü şekilde muhafaza edebilmesi kesin zorunluluktur. Bunun için her Türk ferdinin vazgeçilemez görevleri vardır.
Bugün teknoloji ve bilimin imkanları devletlerin siyasi sınırlarını dinlememektedir. Diğer bir deyişle artık eski anlamdaki orduların beklediği, tel engeli ve mayınların kapattığı sınırlar fazla bir işe yaramamaktadır. Çünkü isteyen istediğini bu sınırlara dokunmadan alabilmektedir. Vatan topraklarını değil, ama en az onun kadar kuvvetli olan insan beyinlerini zapt ederek sizi kendisine köle kul edebilmektedir.
2005 Türkiye halkının sosyal hayatına bütün dünya kültürleri radyo, televizyon ve Internet vasıtasıyla evlerine, cep telefonları ile de cebine kadar girmiştir. Toplumumuz en mahrem noktalarına kadar işgal altındadır. Doğal olarak eğer aklımızı kullanırsak bizi nasıl işgal ettilerse ayni imkanları bizde kullanarak hasımlarınızı böyle işgal edebilme şansına sahibiz.
Bu işgali önlemenin bugün fiziki olarak bir çaresi de yakın vadede görülmemektedir. Tek çare eğitimli toplum yetiştirmektir. Bu eğitimde ağırlık milli kültür değerlerinin öğretilmesinde olmalıdır.
Dünyayı parselleyen küresel mimarlar artık milletlerin oluşturduğu üniter devletleri istememektedir. Onlar her türlü kültürel değerlerini lüks tüketime endekslemiş içi boş dünya vatandaşları istemektedir. Bu şekilde beyinleri satın alarak ülkeleri teker teker ele geçirmeye başlamışlardır.
Dünyanın geometrik merkezinde son derece stratejik bir yerde bulunan ülkemiz ise küresel mimarların içini boşaltarak teslim almaya çalıştıkları ülkelerin başında gelmektedir.
Bugün milletimiz üzerinde çok yoğun bir kültür bombardımanı vardır. Her alanda yapılan koordineli saldırılarla Türk kültürü ile birlikte Türk kavramı dünya yüzünden kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Bu tehdidi iyi kavrayıp gecikmeden kültürümüze ve dolayısıyla milletimize ve devletimize sahip çıkmalıyız.. Aksi halde 12000 yıldan bugüne kadar gelen Türk Milleti önümüzdeki 25 yıl içinde içi boşaltılmış, yiyip-içip, tüketen kalabalıklardan ibaret olacaktır.
Bunu önlemenin şu anda fiziki olarak bir imkanı da ortada yoktur.
O halde ne yapmamız gerekmektedir?
Küresel mimarların yönettiği kültür bombardımanı ve kültürümüzün yozlaştırılarak ortadan kaldırılması faaliyeti günümüzde şiddetle sürdürülmektedir. Aziz milletimiz üzerinde çok yoğun bir kültür bombardımanı vardır. Her alanda yapılan koordineli saldırılarla Türk Kültürü ile birlikte Türk kavramı sadece Türkiye'den değil, dünya bütün sathından kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Bu tehdidi iyi kavrayıp gecikmeden kültürümüze ve dolayısıyla milletimize ve devletimize sahip çıkmalıyız.. Aksi halde 12000 yıldan bugüne kadar gelen Türk Milleti önümüzdeki yıllarda içi boşaltılmış, yiyip-içip, tüketen kalabalıklardan ibaret olacaktır.
Günümüz ortamında bunu önlemenin şu anda fiziki olarak çaresi de yoktur..

- Peki ne yapacağız. Teslim mi olacağız?

- Her vasıta ile saldırıya geçen küresel kültür akınlarına karşı Türk Toplumunu nasıl koruyacağız?

- Beyni maruz kaldığı yabancı kültür bombardımanı ile karmakarış duruma getirilen Türk Milletini, Türk milli hedefleri doğrultusunda nasıl yönlendireceğiz?

- Türk insanını nasıl motive edip, yeniden nasıl milli benliğine kavuşturacağız?

- Türk kültürünü meydana getiren temel unsurları yabancı kültürlerin etkisine karşı nasıl üstün kılacağız?

İşte aklımıza hemen gelen bu birkaç sorunun cevabının bulunması Ak Parti iktidarının yönetimin öncelikli görevleri arasında olması lazımdır.
Tarih, pek çok Türk devletinin kuruluşuna ve yıkılışına tanıklık etmiştir. Devletler yıkılmış fakat değişik yerlerde, değişik bayraklar altında yaşam devam ettirilmiştir. Her defasında Türk milleti yeni kurduğu devletlerde de kendi öz kültürünü muhafaza etmiş ve bugünlere ulaşılmıştır.
Türk milli kültürü canlı ve yaşayan bir varlıktır. Mutlaka canlı kalması gerekmektedir.
Çünkü kültür öldükten sonra, yani diğer bir anlatımla yabancı kültürlerin etkisi altında kalarak milli özelliklerini kaybettikten sonra yeniden yerine getirmek çok zordur.
Günümüz insanlığını bekleyen en önemli tehlikelerden biri de milli kültürlerin giderek sönmesi ve yerini o ülke üzerinde milli menfaati olan ülke kültürlerinin almasıdır. Bu en sonunda o ülkelerin fikren esareti altına girilmesi demektir.
"Kültür Emperyalizmi" veya "Kültür Bombardımanı" ile meydana getirilen "Kültür Erozyonu" amansız ve ciddiye alınması gereken bir tehdittir.
Bu tehlike; gelişen teknolojinin bilimsel yöntemlerini kullanarak ve gelişen kitle iletişim araçlarından yararlanarak farkında olmadan beyinlerimize virüs gibi işlemekte ve sonunda bu Allahın yarattığı en güzel varlığı yöneten beyinleri kontrol altına almaktadır.
Ayrıca bu karanlık güçler birbirinden kilometrelerce uzakta ve birbiriyle hiç ilgisi olmayan kitleleri de ayni anda etkileyebilmektedir.
Bir devletin diğer bir devlet veya toplumu kendine bağlı (veya bağımlı) kılarak onlardan kendi milli menfaatleri doğrultusunda yararlanması, yani onları sömürmesi demek olan "kültür emperyalizmi" ülkemiz üzerinde 2 nci Dünya Harbini takiben başlayan Soğuk Savaş süreci ile birlikte bütün unsurları ile uygulanmaktadır.
Ülkemiz gerçek bir savaş alanı ve Türk Toplumunun bütün kesimleri de hedef olarak seçilmiştir. Bu kapsam içerisinde hareket eden hasımlarımız ülkemizde siyasi, ekonomik yaptırımları kolaylıkla uygulayabilmektedirler.
Küresel mihraklar kendi içimizde elde ettiği yandaşlarından da istifade ederek Türk toplumunun kültür yapısını bozarak milli benliğinden uzaklaştırmak hedefine kilitlenmişlerdir. Bunlara bizi kendilerine benzetmek veya arzu ettikleri biçime sokarak bizi her istediklerine boyun eğen ruhsuzlaştırılmış kişilikli bir toplum haline getirmeye çalışmaktadır.
Hedef Türk Toplumun milli değerlerini yok ederek toplumumuzun milli ve mütecanis yapısını ortadan kaldırmaktır. Sonunda toplum ile birlikte devletimizin de milli yapısı bozulacak, devlet olma özelliği kalmayarak sömürge haline dönüşecektir.
Kendi, öz değerlerini ve milli değer yargılarını beğenmeyip yabancıları taklit ile onları aynen kopya etmeğe çalışan, olaylara küresel güçlerin ölçütleri içinde ve onların bakış açısıyla bakan ve bundan etkilenen insanların çoğalması toplumumuzun geleceği için tehlike çanlarının durmaksızın çalması demektir.
Bilindiği gibi "Taklitçilik" yabancı hayranlığı ile başlar ve gelişir. Sonunda "Kendine güven" ortadan kalkar. Kendini aşağılanmış ve beceriksiz olarak hisseden insanlar daha çabuk taklide sarılırlar. Teknoloji ve bilim taklitçiliği gelişmemizi ne kadar kamçılar ve ileri götürürse, kültür emperyalizmini çağrıştıran taklitçilik ise toplumuzu ve toplumu temsil eden sosyal sınıflar arasındaki sosyal dengeleri kökünden sarsar ve bizi bitirir..
Ülkemizde aydın (okumuş kesim ) olarak adlandırdığımız ve daima yönetimde etkin rol almış olan insanlarımızın batı taklitçiliği 19 uncu Yüzyılda Frenk ( Avrupalı, Fransız ) kavramı ile başlamıştır. Batıya ve batılılara yaranmak amacıyla içinden çıktığı toplumdan utanan, asla bizden olmadığını her fırsatta ve her platformda ispata çalışan ve böyle görünmeyi marifet sayan pek çok aydınımızın (!) günümüzde körü körüne AB ve ABD hayranlığını sürdürdüklerine şahit olmaktayız.
Son yıllarda küresel mimarlar tarafından madden ve manen desteklenip gayet iyi beslendikleri de hızla değişen günlük yaşantılarından da açıkça belli olan, ilerici bir görüşle hayranı oldukları AB ve ABD okullarında batının emperyalist kültürü ile yetişmiş yarı batı kafalı bu insanlara artık AYDIN demekte yanlış olur.
İçinden çıktığı necip Türk Toplumunu ve kültürünü tanımayan, tanımamakta direnen; Türk insanını, Türk vatanını asla benimsemeyen; insanını sevmeyen ve devletine güvenmeyen bir kişinin ne kadar zeki, ne kadar akıllı ve ne kadar bilgi yüklü olsa da bu topraklar ve bu toplum için verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Çünkü onun adı ve kanı ne kadar Türk motifleri taşısa da kendisi artık Türk değildir.
Irk olarak ve aile yapısı itibarıyla Türk olarak doğmasına rağmen yabancı kültürlerin etkisiyle kendi kültürüne yabancılaşarak onların içimizdeki uzantıları şeklinde faaliyet gösteren pek çok kişi kendilerine "Aydın" sıfatı takarak toplum içinde saygın bir yer edinme çabası içine girmekte ve bunda başarılı da olmaktadır.
İçinden çıktığı necip Türk Toplumunu ve kültürünü tanımayan, tanımamakta direnen; Türk insanını, Türk vatanını asla benimsemeyen; insanını sevmeyen ve devletine güvenmeyen bir kişinin ne kadar zeki, ne kadar akıllı ve ne kadar bilgi yüklü olsa da bu topraklar ve bu toplum için verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Çünkü onun adı ve kanı ne kadar Türk motifleri taşısa da kendisi artık Türk değildir. Çünkü bunların beyin kıvrımlarında Türklük yok edilmiştir.
Bir bakıma bu insanlar yeni kimlikleri için motive edilmişlerdir. Küresel İnsan Mühendisleri onları kendi milli menfaatleri doğrultusunda kullanmak üzere yeniden inşa etmişlerdir. Bunlar ancak kendilerini inşa edenlerin güdümünde ve yönetiminde sadece kendilerine verilen rolleri oynarlar.
Genellikle bu gibi kişiler makam ve mevki itibarı ile etkili yerlerde görev almaktadır. Veya küresel güçlerin desteği ile özellikle bu makamlara getirilmektedir. Ayrıca bu kişiler kamuoyunu yönlendirecek medyanın başında veya devletin üst kadrolarında görev aldıklarından sayıları az olmasına rağmen kullandıkları aykırı fikirler ile toplumun büyük kesimini kolaylıkla etki altına alabilmektedirler.
Bu insanların ülkeye hiçbir yararı olmadığı sokaktaki en sade vatandaş tarafından alenen tespit edilip dillendirilmesine rağmen bu gibileri bulundukları yerden söküp atmak sanıldığı gibi kolay olmamaktadır.
Türk Toplumu, kendilerine benzemeyen bu kişileri çok iyi ve yakından tanımaktadır. Manevi yönleri hiç olmayan bu insanların imanı, inancı ve her şeyleri paradır. Bunun için yapamayacakları hiçbir kötü iş veya olumsuz görev bulunmamaktadır. Bunların kültürü, milleti, devleti hisleri ve duyguları da sadece paradır. Paraya tapan insanların ülkemiz yararına, milletin menfaatine hizmetleri beklenemez ve beklenmemelidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu olumsuz tabloyu çok önceleri görmüş ve yöneticilere şu tarihi emrini vermiştir. Burada bir kere daha hatırlatmakta yarar görüyorum.

" DÜNYANIN BİZE HÜRMET GÖSTERMESİNİ İSTİYORSAK, EVVELA BİZİM KENDİ BENLİĞİMİZE VE MİLLİYETİMİZE BU HÜRMETİ HİSSEN, FİKREN, FİİLEN, BÜTÜN İŞ VE HAREKETLERİMİZLE GÖSTERELİM; BİLELİM Kİ MİLLİ BENLİĞİNİ BULAMAYAN MİLLETLER BAŞKA MİLLETLERİN AVIDIR."

Türklerin bilinen tarihleri boyunca çok sayıda devlet kurmuş ve bunları yaşatmış olmalarının başlıca nedeni; gelenekleri, görenekleri ve kaynağını bunlardan alan töreleri ve yasaları ile müşterek inanç ve birlikteliğin oluşturduğu psiko-sosyal güçleri, bu gücün ürünü olan üstün kültürleri ile gelişmiş uygarlıklarının sağladığı güce sahip olmalarıdır.
Türk insanının ve geniş Türk topluluklarının en önemli niteliklerinden biri de, kabile düzeninden en büyük imparatorluklara kadar hangi düzeyde bulunursa bulunsunlar, yönetici otoriteye bağlılıkları ve bu otoritenin güçlülüğü ile kendi güçlerini eşdeğer tutmalarıdır. Yani Türk insanı devletini yaşantısındaki en kutsal varlık olarak görmektedir. Bu temel düşünce ile Türk insanı devletinin yaşaması için daima uğraş vermiştir.
Kültürü yaşamak, duymak ve içine sindirmek gerekir. Çünkü kültürümüz bize en değerli ata emanetidir. Kültürümüz bizi biz yapandır. Türk Kültürü Türk olmamızdan bizi gururlandıran en büyük hazinemizdir.
Türk kültürünü yaşatmak için büyük çaba gösteren Gazi Mustafa Kemal Atatürk' bugün Türk Cumhuriyetleri ile ilgili politikalarımız başta olmak üzere Türk kültürünün dünyadan giderek yok edilmesine ilişkin politikaları görse idi tepkisi ne olurdu?
Sanıyorum ki bugünkü yozlaşma karşısında saçını-başını yolardı..
Bilindiği gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk; SSCB'nin kurulduğu yıllarda kullandıkları Arap Harflerini terk edip Latin Alfabesine geçen Orta Asya Türk Devletleriyle kültürel bağımızın kopmaması için 1928 yılında Harf İnkılâbını yaparak Latin Alfabesini kabul ettirmiştir. 1920'lerde daha kendi istiklalimizi kazanmadan en iyi subaylarını Afganistan'a göndererek Asya-Avrupa arasında kültür köprüsü kurmaya çalışmıştır..
Sömürgecilere karşı tarihte ilk defa muhteşem bir Kurtuluş Savaşı vererek istiklâlini kazanan Türkiye Cumhuriyeti; bugün hâlâ büyük çoğunluğu esaret hayatı yaşayan Türk Topluluklarının gözlerini dikip, istiklal umudunu yeşerten ve ayakta tutan tek devlettir.
Onlar bizden sadece KÜLTÜR BAĞI ve MANEVİ DESTEK istiyorlar. Onlar bizi KÜÇÜK AMERİKA ve AB'nin bir EYALET DEVLETİ olarak değil, TÜRK KİMLİĞİ içinde görmek istiyorlar. Bizim gücümüzün, onları bulundukları devletler içinde güçlü kılacağını biliyorlar. Ben inanıyorum ki, ülkemizin bugün içinde bulunduğu kültür yozlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde Türkün giderek yok olması, bizim dışımızdaki Türk Dünyasını bizden daha çok kahretmektedir. Hayata olan bağları ve gelecek güzel günlere olan umutları giderek azalmaktadır.
Türk Milleti; Kimliğine, Kültürüne, Türk Diline, Gençliğine, Milli değerlerine, Atatürk'üne, Yunus'una, Mevlana'sına, Hacı Bektaş Veli'sine, Aruzuna, Hecesine, Müziğine, Mutfağına, Gelenek ve Göreneklerine, Türk Aile Yapısına, Fatih'e, Kanuni'ye, Atilla'ya, İbni Sina'ya, Sünni'sine, Alevi'sine, yani kısaca milli kimliğine sahip çıkmalıdır.
Türk Milleti; diliyle, târihiyle, sanatı ve âbideleri ile, dünyaya ışık tutmuş insanlık anlayışıyla Türk adını, varlığını en zor şartlarda dahi korumalı ve ilelebet yaşatmalıdır.

Sonuç olarak;

Türkiye'yi her alanda özgür ve bağımsız hale getirmeden Türk Milli Stratejisini tespit etmek ve uygulamak çok zordur. Bunun için öncelikle iç dinamiklerimize dönerek kaybettiğimiz Milli kültür değerlerimizi yeniden kazanmalıyız. Kaybolan Türklük Şuurunu canlandırıp kendimize güveni sağlamalıyız. Türkü ve Türk Kimliğini geri getirmeliyiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Ağustos 2005 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale