16 Aralık 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






ABD'ye karşı Rusya ve Çin dayanışması
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Olaylar Türk Milletine iki ehemmiyetli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı müdafaa edecek kuvvette olmak... Barışı koruyarak arsıulusal çalışma birliğine önem vermek. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1935)

 5 Ağustos 2005 Cuma 

SSCB'nin yıkıldığı 1990 yılından itibaren Tek Kutuplu Dünya İmparatorluğu kurma yolunda ABD, hiçbir kural ve engel tanımadan ilerlemektedir. ABD'nin karşısında kısa vadede durabilecek ve dünyayı tekrar iki kutuplu hale, yani bugünkünden daha dengeli ve istikrarlı bir duruma getirebilecek potansiyel tek güç olarak öncelikle ÇİN Halk Cumhuriyeti görülmektedir.
ÇİN, her geçen gün güçleniyor ve dünya ülkelerine beni dikkate almadan bir şey yapamazsınız sinyallerini gönderiyor. ÇİN'in önümüzdeki elli yılın dünya politikalarında belirleyici önemli roller üstleneceği açıkça görülüyor. Bu bakımdan dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışan küresel mimarlar kadar, Türk Dünyası'nın da ÇİN'i çok yakından takip etmesi gerekiyor. Türkiye olarak Çin ile çatışmaya girmeden, fakat her alanda menfaat ilişkilerimizi geliştirebileceğimiz bir ülke olarak Çin'i dikkatle izlememiz gerekiyor.
Son yıllarda gözlerini AB ve özellikle ABD'ye çeviren yöneticilerimiz ve aydınlarımız dikkatlerini artık Çin tarafına, yani doğuya da çevirmelidirler. Çünkü, hızla gelişen Çin olgusu iyi anlaşılıp gücü yeterince algılanmadığı takdirde ülkemiz için olumlu politikalar üretmemiz mümkün değildir.
Büyük Ortadoğu Projesi ile petrol kaynaklarının başına geçip tüm enerji yollarını kontrol altına almaya çalışan ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün başarısından en fazla zarar görecek ülkelerden biri de Çin'dir.
Çin ekonomisi, gelişmesine paralel olarak çok yakın bir gelecekte petrole daha çok bağımlı hale gelecektir. Bu durumda petrolünün çoğunu satın aldığı Ortadoğu'nun ABD tarafından doğrudan kontrol edilmesi Çin'in hiçbir zaman işine gelmeyecektir. Bu yüzden Büyük Ortadoğu Projesi adı altında başlatılan bölge ülkelerinin demokratikleştirilme çabalarına karşı Çin şimdiden önlem almaya başlamıştır.
Çin'in dış politika planlayıcıları hiç boş durmamaktadır. Öncelikle kendi çevresinde yer alan 26 ülkeyi bir araya getirip oluşturduğu bölgesel güç merkezi konumuna ulaşan BOAO FORUMU 'nu başarıyla yönetmeye devam etmektedir.
Çin Halk Cumhuriyeti, bölgesel işbirliğinin yanında ABD'ye karşı küresel işbirliği içerisine gireceği ülkelerle de yakın işbirliğini sürdürmektedir. Bu ülkelerin arasında önceliği Rusya Federasyonu almaktadır.
Bilindiği gibi küresel işbirliği kapsamında mütalaa edilebilecek çalışmalardan biri de 30 Haziran-3 Temmuz tarihleri arasında Çin Devlet Başkanı Hu Jintao'nun Rusya'ya ziyareti ile gerçekleştirilmiştir.
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, bu ziyaretinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin başta olmak üzere, Rusya Başbakanı Mikhael Fradkov ve Duma'dan yüksek rütbeli yetkililerle görüşmüştür. Görüşmelerde bölgesel ve küresel meselelerin yanı sıra siyaset, ekonomi, ticaret, enerji, yatırım, kültür, teknoloji konularında iki ülkenin nasıl bir işbirliği içinde çalışabilecekleri hususu irdelenmiştir.
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, ziyaret amacını şu şekilde açıklamıştır.

" Dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşık uluslararası ortamda, Çin ve Rusya arasında karşılıklı siyasi güveni güçlendirmek, iki dost ülkenin her alanda karşılıklı yarara dayalı iş birliğini yoğunlaştırmak, stratejik işbirliğini genişletmek, uluslararası ve bölgesel işlerde eşgüdüm ve iş birliğini pekiştirmek, ortaklık ilişkisini yeni bir seviyeye taşımaktır."

Görüldüğü gibi Çin Devlet Başkanı küresel ilişkilerde Rusya Federasyonunu Stratejik Ortak olarak nitelendirmektedir. Bu cümle üzerinde küresel mimarların uzun uzun düşünmeleri ve politikalarını oluştururken bu iki dev ülkenin şimdilik birlikte hareket etme kararı aldıklarını dikkate almaları gerekmektedir.
Bu ziyaretin en önemli yanı 3 Temmuz'da bir araya gelen Putin ve Hu, tarafından imzalanan "21 inci Yüzyıldaki Uluslararası Düzenle İlgili Ortak Bildiri" ile açıklanan hususlardır. Bildiride yer verilen görüşle ana başlıkları ile şu şekildedir;

- İki ülke uluslararası konularda birbirine danışmadan tek taraflı hareket etmekten kaçınacaklarını bildirmişlerdir.

- ABD'nin son dönemde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni by-pass etmesine bir tepki olarak önemli uluslararası sorunların çözümünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin oynadığı temel rolün daha yüksek düzeye ulaştırılması için karşılıklı çaba harcanması kararlaştırılmıştır.

- Dünya ve bölge barışına etkileri açısından Kuzey Kore ve Tayvan konuları da ele alınmıştır. Tayvan konusunda Çin, "Tek Çin" politikasını tekrar etmiş ve Rusya'dan Tayvan'a silah satılmayacağı vaadini almıştır. Aynı şekilde Rusya da terörizme karşı Çin'den destek istemiştir.

- Karşılıklı Askerî iş birliğini artırmak amacıyla iki taraf, 15-18 Ağustos 2005 tarihinde ortak tatbikat yapma kararı almıştır.

- Rusya ve Çin, 40 yıldır anlaşmazlık yaratan doğu sınırının çözümünü içeren nihai anlaşmayı da 2 Temmuz 2005 tarihinde imzalamıştır.

- Büyüyen Çin ekonomisinin enerji ihtiyacını karşılamak için Pekin'in teklif ettiği, Rusya'nın Sibirya bölgesinden Çin'in Daqing bölgesine petrol boru hattı döşeme konusu gündeme alınmış ve bu konudaki son karar için teknik çalışmaların sürdürülmesine karar verilmiştir.

Soğuk Savaş döneminin iki rakip gücü Rusya ve Çin’in kendi çıkarlarını ciddi biçimde tehdit eden ABD’ne karşı yakınlaşması daha 1990’larda güvenlik alanında başlayan iş birliği ile başlamış ve 16 Temmuz 2001’de “Çin ve Rusya İyi Komşuluk, Dostluk ve İş Birliği Anlaşması”nın imzalanmasıyla stratejik ortaklık boyutuna taşınmıştır. Bu stratejik ortaklık 3 Temmuz 2005 tarihinde iki ülke liderleri tarafından imzalanan “21 inci Yüzyıldaki Uluslararası Düzenle İlgili Ortak Bildiri” ile fiilen yürürlüğe sokulmuştur..
İki ülke liderleri tarafından açıklanan Ortaklık Bildirisinde yer alan maddelerden de anlaşılacağı gibi Rusya ve Çin tek kutuplu dünya düzeninden açıkça rahatsız olmaktadır. Buna karşı öncelikle Orta Asya ve Uzak Doğu bölgesinde stratejik bir güç oluşturup bu güç ile küresel düzeyde ABD ile mücadele etmeyi planladıkları açıkça anlaşılmaktadır.
Peki, bu yakınlaşmanın pratikteki geçerliliği ne derece doğrudur. ?
Uzun vadede bu iki ülkenin stratejik birlikteliğinin devamına imkan var mıdır ? gibi soruların cevabı ne yazık ki hayır olacaktır. Kanaatime göre, bu birliktelik bugünün koşullarında sadece, “ABD’ye dikkatli ol, küresel alanda yalnız değilsin, bizde varız” cevabının verilmesinden öteye bir anlam taşımamaktadır..
Hızla büyüyen Çin nüfusunun Rusya topraklarına doğru taşması, Çin’in hiçbir zaman vazgeçemeyeceği hayat sahası olması bakımından kaçınılmazdır. Kuzeye doğru olması zorunlu bu genişlemeden Türkiye’nin 2.5 katı topraklarda iki milyon nüfusa sahip Moğolistan’ da nasibini alacaktır..
Rusya’nın bölgede Çin’i her alanda zorlayan ve rakip konumundaki Japonya ile yakınlaşması ve bilhassa enerji konusunda bu ülke ile yakın işbirliği içine girmesi Çin’i rahatsız etmektedir. Yani, kağıt üzerinde sağlam gibi görünen Rusya-Çin birlikteliğinin çok önemli sorunları da mevcuttur. Buna rağmen bu yakınlaşma, ABD’nin Afganistan’ı işgali ile başlayan ve bilhassa Türk Cumhuriyetlerini içine alan üs kurma faaliyetleri ile Rusya’yı ve Çin’i doğrudan tehdit eder bir konuma gelmesi üzerine yapılmış zorunlu bir faaliyet olarak görülmelidir.
Batıdan, Fransa-Almanya merkezli Avrupa Birliği 25 üyeli siyasi bir güç haline dönüşerek dünyada bende varım mesajı vermektedir.
Doğudan Rusya-Çin ittifakı ile son zamanlarda giderek ivme kazanan Hindistan-Pakistan güç birliği çalışmaları güç dengesini Asya’ya kaydırmaktadır.
Güney Amerika’da yeni uyanmaya başlayan Brezilya gibi dev bir ülkenin ABD’nin aşağılayıcı bir şekilde sınır kontrolü yapması ile başlayan ABD karşıtı tutum ve davranışları giderek bu kıtada ABD karşıtlığını güçlendirmektedir..
İşte bütün bu gelişmeler, dünya imparatorluğu oluşturma hedefine ilerlerken önünde hiçbir engel olmadığını varsayarak hareket eden ABD yöneticilerine verilen ciddi mesajlar olarak değerlendirilmelidir.
Bu çalışmaların halen en büyük bir güç olma konumunu muhafaza eden ABD ye karşı bugünlerde etkili olması mümkün değildir. Çünkü bu ülkelerin her birinin tek tek ABD’ye bağımlı oldukları bir gerçektir. Fakat gelecek 10 yıl içinde bu yakınlaşmalar ABD’yi çok zorlayacaktır ve küresel alanda yeni dengeler oluşacaktır. Ve dünyamız sıcak savaşların körükleyicisi olan tek kutuplu durumdan kurtulacaktır. Oluşacak yeni küresel dengeler sonucu dünyamız daha istikrarlı bir hale gelecektir.
Rusya ve Çin münasebetleri ivme kazanırken Asya’nın güneyinde bir başka dünya devi Hindistan yeni atılımlar içine girmeye başlamıştır. Pakistan’ın İslamabat şehrinde yapılan Pakistan, Hindistan, Bhutan, Bangladeş, Nepal, Maldivler ve Sri Lanka’nın devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (SAARC) Zirvesi’nde yeni bir küresel aktörün doğuşu yönünde ciddi adımlar atılmıştır.
Nüfusu bir milyarı bulan bu yedi Güney Asya ülkesi “her alanda işbirliği ve birlikte hareket etme” kararı alırken, bu birlikteliği aynen AB örneğinde olduğu gibi ekonomik bir bütünlüğe götürecek bir yapılanma içine girme düşüncelerini de açıklamışlardır. Bu ülkeleri birbirine yaklaştıran ve birlikte hareket etmeye zorlayan tek ortak nokta artan nüfuslarına karşılık giderek artan yoksullaşmanın baskısı ile “Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi” oluşturmaya karar verilmiştir..
Pakistan ve Hindistan arasındaki birliktelik önündeki en büyük engel KEŞMİR sorunudur. İki ülke, Pakistan’ın 1947’de şimdiki Bengaldeş ile birlikte Hindistan’dan ayrılarak istiklalini kazanmalarını müteakip doğal zenginlikleri yüzünden paylaşamadıkları KEŞMİR için sürekli çatışmışlardır. Bu sorun çözülmediği takdirde bu birlikteliğin olması çok zordur.
Nükleer silahlara sahip Pakistan ve Hindistan arasındaki çatışma ortamının son bulması çalışmalarının batı tarafında memnunlukla karşılanması gerekirken bunun aksi olmuş ve birbirine yakınlaşan bu iki ülkenin şimdiki durumları batıyı endişelendirmiştir.
Görülen manzara şudur. Bölgede sürekli istikrarsızlık isteyen küresel güçler KEŞMİR konusunun olumlu çözülmemesi için her türlü kışkırtmayı yapacaklar ve bu iki bölge devini devamlı çatışma ortamı içinde bulundurmaya çalışacaklardır. İşte burada Hindistan ve Pakistan liderlerine önemli görevler düşmektedir.
Çevremizdeki bu gelişmelerden ülkemizin her alanda etkilenmesi kaçınılmazdır. Dünyanın merkezinde ve küresel güçlerin doğrudan etki alanı içinde bulunan bir coğrafyada yer alan Türkiye’nin AB ve ABD dışında oynayacağı stratejik roller açısından bu gelişmeleri dikkatle takip etmesi gerekmektedir. Fakat bu takip etme uzaktan ve basından olmamalıdır. Bu ülkelerle her alanda yakın işbirliği ve dayanışma içinde bulunmamız ve bu birlikteliklerin oluşmasına doğrudan katkıda bulunmamız gerekmektedir.
Türkiye’nin Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Brezilya ile önemli hiçbir sorunu yoktur. Pakistan ile dayanışmamız ise çok üst düzeydedir. Yapacağımız katkının nasıl olacağı ise tamamen milli çıkarlarımız doğrultusunda gerçekleştirilecek ciddi değerlendirmeler sonucu hazırlanacak milli bir planlanma içerisinde yürütülmelidir.

Sonuç olarak;
Küresel arenadaki aktörlerin çokluğu kısa sürede küresel dengeleri oluşturacaktır. Bu dengeler dünyayı aşırı silahlanma ve savaşa hazırlama yönündeki çabalardan uzaklaştıracaktır. Ülkeleri ekonomik ve kültürel yönden hızla kalkındırmaya zorlayacaktır.
Birbiri ile dengeli güçlere sahip, birden fazla bölgesel güç ülkelerin kalkınma ve güçlenmesi açısından etkili olacaktır. İnsanlığın buna ihtiyacı vardır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
5 Ağustos 2005 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale