30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk Telekom'un yabancılara devrinin hesabını millet er geç soracaktır
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bugünkü savaşlarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğü ise ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayati kuruluşlarında bağımsızlık felce uğramıştır. Çünkü her devlet organı ancak mali kuvvetle yaşar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1922)

 23 Temmuz 2005 Cumartesi 

Türk TELEKOM'un 6.5 Milyar Dolara Lübnanlı bir Arap firmasına satışı daha çok uzun bir sürede ülke gündeminden düşmeyecektir. Çünkü yazılan ve çizilenlere göre bu yapılan asla bir özelleştirme değildir. Satış desek o da değildir. Çünkü satış karşılıklı bir alışveriş biçimidir. Satış işleminde ortada mutlaka alan ve satanın kazanacakları bir değer mevcuttur. Oysa burada yapılan işlem kesinlikle satış değildir. Bu tamamen Türk milli değerlerinin yok pahasına küresel güçlere devredilmesidir.
Aslında düşünen beyinler son yıllarda "Özelleştirme" adı altında ülkemizde gerçekleştirilen yıkımı anlamakta zorlanıyor. Çünkü Özelleştirme ile ne elde edilmek istendiği belli değil. Özelleştirmeyi yapmak için oluşturulan devlet kurumunun masrafları yapılan özelleştirme bedelleri ile karşılanamadığından genel bütçeden her yıl önemli meblağlar aldıkları da bilinen bir gerçek.
Günümüzde ÖZELLEŞTİRME adı altındaki IMF ve Dünya Bankası dayatmalı uygulamalar ile dünyayı yönetmek üzere yola çıkan modern sömürgecilerin istedikleri ülkeleri kolaylıkla kontrol edebilecekleri bir sistem buldukları açıkça görülmektedir. Son on beş yılda ülkemizdeki özelleştirme uygulamalarını bu tezi doğrulayan tipik örnekler olarak görebiliriz.
Globalleşme sürecindeki dünyamızda ele geçirilecek ülkenin kendi milli kaynaklarına dayanarak uzun yıllar boyunca elde ettiği ekonomik kazanımlarını önce atıl hale getirerek yok pahasına elden çıkartmak ve ülkelerin bu şekildeki kayıplarını kendileri karşılayıp, o ülkeyi kendine bağımlı kılarak içeriden teslim almak amacı ile gerçekleşen faaliyetler artık saklamaya gerek duymadan açıkça yapılmaktadır.
İşte bunu bildiğimiz için, devletimizin yetkili makamlarının ısrarla Cumhuriyetin kazanımlarını TÜRK TELEKOM başta olmak üzere yabancılara yok pahasına satmasına mantıki bir anlam veremiyorum..
Ve bu satılanlar ülkemizin milli güvenlik çıkarlarını zedeliyors, her biri stratejik önemi haiz dev kuruluşlarımızın yerine ikame edecek başka tesislerimiz yoksa ve bunların kaybı ile her alanda milletçe zarar görecek isek bu satışların neden ve niçin yapıldığının cevabını bulabilmemiz mümkün görülmemektedir.
Uzun yılların emeği ve özverisi ile tamamen Türk insanının parası kullanılarak dünyada kendi alanında önemli bir yere getirdiğimiz TÜRK TELEKOM' un Lübnanlı bir Arap şirketine satılmasını açıkça milli servetlerimizi teker teker elden çıkartarak, ülke yönetimini içinden çıkılmaz hale getirip sömürgeleşmemizi kolaylaştıracak bir davranışın en bariz örneği olarak değerlendiriyorum.
Türk TELEKOM'un Araplara devredilişi; son yıllarda küresel mimarların dayatması altında bocalayan ülkemizin sömürgeleşmesini sağlamaya çalışan mihrakların başarısı olarak kabul edilmelidir. Bu satış,Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminin Ekonomik Politikalarının ve Kalkınma Planlarının dinamik gücü olan Kamu İktisadi Teşekkülleri günümüzde yok pahasına elden çıkartılarak her alanda hızla dışarıya muhtaç hale getirilişimiz istikametindeki çalışmalarının ne ilk ve ne de son örneği olacaktır.
Ak Parti üst düzey yönetimi ve SOROS destekli medya hep bir ağızdan TELEKOM devrini muhteşem bir başarı ve rekor satış olarak göstermektedir. Bu husus, diğer stratejik kuruluşlarımız olan ERDEMİR, TÜPRAŞ v.s. gibi tesislerimizin de süratle küresel güçlere devredileceğinin ve her alanda dışa bağımlı hale getirileceğimizin, yani yeniden altından kalkamayacağımız Kapitülasyonların kıskacına sokulacağımızın habercisi olmaktadır.
Bizim söylediklerimiz az geliyor. Belki duyup ta anlarlar ve içine düştükleri derin uykudan uyanarak milli servetlerimiz konusundaki vurdum duymazlıktan kurtulabilirler gerekçesiyle bıkmadan bu sütunlarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ÖZELLEŞTİRME ile neyi kastettiğini tekrar tekrar vurgulamaya çalışıyorum..
Gazi'nin ÖZELLEŞTİRME konusundaki emri hiçbir yanlış anlamaya imkan vermeyecek kadar kesin ve açıktır. Gazi döneminde tesisine başlanılan ( KİT ) Kamu İktisadi Kuruluşlarının temel kavramlarının belirlendiği ve görevlerinin sıralandığı 3 Haziran 1933 gün ve 2262 Sayılı SÜMERBANK Kanununun 11 nci maddesinde bu müesseselerin nasıl özelleştirileceği detaylı anlatılmaktadır. Buna göre;
"Sümerbank, devralacağı ve sermayesi tamamen devlete ait fabrikaları devir tarihinden itibaren bir sene zarfında mütehassıs heyetler marifeti ile takdir ettirilecek son haldeki hakiki kıymetleri ile mahdut mesuliyetli ve kendisine bağlı şirketler haline koymaya mecburdur.
Hükümetin teklifi üzerine umumi heyetçe verilecek karara göre bu hisse senetlerinin kısmen veya tamamen Türk eşhas (şahısları) ve müesseselerine satılması caizdir.."
Görüldüğü gibi, kanun bir yıl içinde devletin halen bulunduğu sahadan çekilmesini ve bu kuruluşları sadece Türk şahıs ve müesseselerine hisse senetleri karşılığı devretmesini zorunlu kılmaktadır. Burada " KİT'lerin Türklere satılması" hususu özellikle vurgulanmaktadır.
Gazi'nin kanunla belirlenmiş bu talimatı uygulamalarıyla beraber önümüzde dururken, bugün meydanlarda Atatürkçü olduklarını belirtmekten çekinmeyen Sayın devlet büyüklerimiz elimizdeki devlet mallarını kendi milletine değil de yok pahasına yabancılara ( küresel güçlere ) satarken, Atatürk'e ve millete mal olmuş eserlerine hıyanet ettiklerinin farkında değiller mi ?

Bugün dışarıdan alınan talimatlar gereği Kamu İktisadi Teşekküllerimiz hızla elden çıkarılarak faaliyetleri söndürülmeye çalışılmaktadır. IMF politikaları ile yerli sermaye sahipleri vergi ve borç batağına saplanıp nakit para bulma sıkıntısı yaşadığından, küçük hisselere bölünerek kuruluşun geniş halk kesimlerine dağıtımı ise akıllara dahi getirilmediğinden büyük bir ekseriyetle küresel mimarların kontrolü altındaki yabancı kuruluşlara devrolunmaktadır.
Devletin ekonomideki payı ABD ve gelişmiş Avrupa Ülkelerinde ortalama % 50 dolayındadır. Oysa bu oran Türkiye'de % 28'lere kadar düşmüştür. Buna rağmen TURK TELEKOM, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi devletimizin bekası ve güvenliği için mutlaka devletin kontrol ve denetiminde bulunması hayati derecede önem taşıyan tesislerin adeta bedava denecek bir fiyata ve yangından mal kaçırır gibi özelleştiriyoruz maskesi altında yabancılara devredilmesinin mantıki gerekçesinin olmadığını değerlendiriyorum.
Günümüz iktidarının bugün yaptıklarını yarın oy istemek için önüne sandık koyacakları seçmenlerine nasıl izah edebileceklerini merak ediyorum. İletişim devrinde olduğumuzu bir kere daha hatırlatmayı ve kapalı kapılar arkasında kaldığı sanılan pek çok bilginin artık bütün evlerde bulunan Internet vasıtasıyla anında her kesimin bilgisine sunulduğunu vurgulamakta yarar görüyorum.
Milletvekili seçimlerinde geçerli olan oyların yüzde otuz dördünü alarak yasama organının yüzde altmış beşine sahip olan Ak Parti yönetiminin elinde tuttuğu meclis çoğunluğuna dayanarak kendini çok güçlü ve yükseklerde görme hastalığına yakalandığı açıkça görülmektedir. Yaptıkları yanlışlar giderek artmaktadır. Belli başlı kanunların çoğu ya Cumhurbaşkanından, ya da Anayasa Mahkemesinden dönmektedir.
Halkımız bu durumu şaşkınlıkla ve ibretle seyretmektedir. Gördüğümüz kadarıyla bugünkü yönetimin halka TELEKOM ve diğerlerinin satışı ile ilgili açıklamada bulunmak gibi bir niyeti de yoktur.. Yönetimde "Ben en iyisini bilir ve uygularım, ne yaparsam yapayım vatandaşlarım beni hep destekler" havası hakimdir.
Yani " Ben yaptım. Oldu" mantığı her şeye egemendir. Kanaatimce bu son derece yanlış bir davranıştır. Milletvekilleri yaptıkları yasaların ve aldıkları kararların yarın kendilerini de bağlayacağını bilmeleri lazımdır. Ayrıca dönülemez durumdaki yanlış kararların vebalini bir ömür boyu sırtlarında taşıyacaklarının bilincini duymaları gerekmektedir.
Milletvekillerimiz parti yönetiminin emirle kullandıkları parmak kaldırma makinesi değildir. Onlar kaldırdıkları parmakların bu milletin temsilcisi olarak ne kadar kutsal bir işlev olduğunun farkında olmalıdırlar. Bu farkındalık her milletvekili için bir zorunluluktur..
Bugün milli tesislerimiz göz göre göre yabancılara peşkeş çekiliyor. Türkiye'nin seksen yılda elde ettiği milli varlıkları pazara çıkartılıp dışarıya satılıyor.. Zaten Maliye Bakanı Sayın Kemal UNAKITAN'da hiç saklamıyor ve her ne olursa olsun satışa devam edeceklerini açıkça vurguluyor.,
Peki bu gelinen durumda yapılabilecek bir şey yok mu ?
Bütün kapılar kapandı mı ?
Ben bu milli servetlerin özelleştirme adı altında yabancılara devrinin mutlaka durdurulması gerektiğini değerlendiriyorum... Bunu durduracak sistemin de ancak yargı organları olduğunu düşünüyorum..
Özelleştirme ile ilgili hukuku iyi bilen vatansever hukukçularımıza bu işte önemli görevler düşmektedir. Onların, uluslar arası hukuk kuralları ile kendi hukukumuzu iyi değerlendirip "kamu yararı" olması gereken özelleştirmelerin stratejik tesis ve kuruluşlarımızda göz ardı edildiği hususunu ortaya çıkartarak konunun yabancısı Lübnanlı şirketin kamu yararı sağlayamayacağını ispat edebileceklerini değerlendiriyorum.
Sonuçta bu işin hukuk yolu ile çözüleceğine inanıyorum..
Bugün iflas durumundaki Türk ekonomik sisteminin yönetimi birkaç yıldır zaten bizim kontrol ve denetimimizde değildir. Küreselleşme mimarlarının kontrolündeki Yahudi ağırlıklı yöneticilerin tepesinde yer aldığı Dünya Bankası ve IMF ülkemiz ekonomisini yönetmektedir. Nitekim geçenlerde imzalanan anlaşma ile daha üç yıl daha IMF tam yetkili olarak T.C.Merkez Bankası binasındaki bürosundan her türlü ekonomik faaliyetimizi yönetecektir.. Bizim burada Türkiye olarak yaptığımız ise bürokratik bazı zorunlulukları tamamlamaktan ibarettir.
Bunu biraz açalım.
Birileri bize özelleştirme dayatması altında yapmamızı zorunlu kıldığı direktifler veriyor. Bu şekilde milletimizin seksen yılda büyük gayret ve çabasıyla kurup bugünlere taşıdığı bütün milli kuruluşlarımız küreselleşme mimarlarının talimatlarıyla teker teker elimizden alınıyor.
Oysa bugün bize özelleştirmeyi dayatan batı ülkeleri kendi ekonomilerinde devletin payını azaltacakları yerde arttırma yoluna giderken ve devlet payını ortalama % 50'ler seviyesinde tutarak halkını ani krizlere karşı devamlı güvence altına almaya çalışırken, bizim % 28'lere indirilmiş ekonomideki devlet payını daha da aşağıya çekerek bizi kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar. Ve bunda da muvaffak oluyorlar.
Ekonomi yönetimimizin şaşkınlık içinde olduğu aşikar. İlgili bakanımız; "Her şeyi babamın malı gibi satarım" diyerek gururlanıyor. Oysa burada satmak önemli değil. Kime sattığın ve neden sattığın önemli. Atatürk döneminde Özelleştirme ile ilgili olarak çıkartılan Sümerbank Kanunu ile belirlendiği gibi, "Türklere ve Türk müesseselerine satacaksan" diyecek bir şey olmaz. Ama siz bunları yabancılara satarak bizi ele muhtaç ediyorsunuz. İşte kabul edilemez olan bu.

TELEKOM' un yabancılara devri ile ilgili genel düşüncelerimizi açıkladıktan sonra biraz daha detaya inerek satın alan firma ile ilgili bilgilerle konunun uzmanlarının fikir ve düşüncelerine yer vermek istiyorum..

"Beyrut'ta bu yılın başında bir bombalı saldırı sonucu öldürülen eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri 'nin şirketi Saudi Oger Limited bünyesinde faaliyet gösteren Oger Telecom, grubun internet hizmetleri ve teknolojileri, sabit/mobil uydu hizmetleri, sabit telefon, diğer özel ağlar, hizmetler ve gruba bağlı kuruluşlar üzerinden radyo ve kablo TV yayını dahil çeşitli telekom ve bilişim teknolojileri alanında faaliyetlerini yürütüyor. Saudi Oger Grubu'nun temeli, 1978 yılı Suudi Arabistan Krallığı kanunları ve hukukuna uygun olarak kurulan ve merkezi Riyad olan Ciconest adlı bir inşaat şirketine dayanıyor.
Suudi Arabistan'da 25 milyar dolarlık müteahhitlik projesine imza atan ve dünyanın en büyük Arap şirketlerinden biri haline gelen Saudi Oger Limited, 15 bin kişiyi istihdam ediyor. Grup, telekomünikasyon ile Suudi Arabistan Krallığı'nın yanı sıra 16 ayrı ülkede yan ve bağlı kuruluşlarıyla giderek büyüyen uluslararası bir yapıya sahip. Şirketin ödenmiş sermayesinin büyüklüğü 200 milyon dolar seviyesinde. Oger Telecoms'un ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Fas, İsviçre, Almanya ve Lübnan'da merkezleri bulunuyor. Çalışan sayısı 5 bin. Şirket cirosu ise 3.9 milyar dolar."

Şirket ile ilgili basında yer alan bilgiler böyle. Görüldüğü 200 milyon dolar sermaye ile kurulan bir şirket değeri 50 Milyar dolara yaklaşan ve 50000 çalışanı olan Türk TELEKOM'u alabiliyor..
Şimdi TELEKOM'u çok iyi bilen ve bu konuda gösterdiği direnç yüzünden bakanlıktan dahi istifa etmek zorunda kalan eski Ulaştırma Bakanı Sayın Prof.Dr. Enis ÖKSÜZ'ün görüş ve düşüncelerine yer vermek istiyorum. Enis ÖKSÜZ bakan olarak konunun içinde fiilen yer almasının dışında kariyer olarak ayni zamanda bir ekonomi profesörüdür. Sadece milli değerlerimiz açısından değil, ekonomik kazanımlarımız açısından yaptığı değerlendirmeler çok hayati bilgileri içeriyor. Adeta tarihe belge düşüyor.. Sayın ÖKSÜZ'ün söylemlerini özetle görelim;

- Türk Telekom'un ihale sonucunu iyi diye duyuran basın organlarına yönelik olarak; "Mükemmel oldu diyen gruplara bakarsanız, bu medya grupları ve sermaye çevreleri aynı kaptan yiyip aynı yere yapan adamlardır. Bir teşkilatın, menfaat grubunun organize hareketidir. Bu grupların iyi tahlil edilmesi halinde, büyük bir bölümünün Türk milleti ile hesaplaşma içinde olduğu görülür. Çoğunun da sicilleri bozuktur zaten. Bunları ciddiye almak doğru değildir."

- Konuyu ,ciddi bir işletmenin sorumlu mal sahibinin kendi malının kıymetini bilen, kendi evinin haysiyetini bilen insanın gözüyle değerlendirdiğiniz zaman, bu ihale eğer sonuçlanırsa tarihe bir kara leke olarak geçecektir. Ve Türkiye'nin başına çok dertler açacaktır. "Bunu nasıl yapabilmiş bu Türkler, bunlarda hiç akıl yokmu"ş diye gelecek nesillerin feryadı zannediyorum ki uzun sürmez hepimiz görürüz onları. Bu yanlış ve çirkin özelleştirmedir.

- Fiyat uydurmadır. Türkiye içinden ve dışından işbirliği içinde, bazı siyasi çevrelere destek ve yardımcı olma, reklam yapma gibi vaatlerle birçok organlara korolar halinde söylettikleri rakamların biraz üzerine çıkılmak suretiyle, idamı gösterip müebbete razı etmek istemişlerdir. Hastaya ölümü gösterip yatalaklığa razı etmek gibi bir oyun oynanmıştır. Türk milleti de bunu gözü kapalı seyretmiştir..

- Telekom'un değerinin en az 25 milyar dolardır. 6.5 milyar dolara, yüzde 55 pay vermek cinayettir. Hiçbir batılı ülkede aklı başındaki hiçbir Telekom özelleştiren ülkede, yüzde 55'i yabancıların eline, kontrolüne, stratejik meselelerle ilgili gelecek alt yapılar da dahil olmak üzere tümüyle satılmamıştır. Böyle bir rezalet aklı başındaki hiçbir ülkede yapılmamıştır.

- Bazı küçük ülkeler yaptıkları satıştan bugün çok pişmandır. Şimdi dizlerini dövüyorlar. Bu işten nasıl kurtulacaklarını düşünüyorlar.. Onun için yapılan bu iş, maalesef içerideki ve dışarıdaki işbirlikçilerin ağızlarını kulaklarına getirecek bir hadisedir. Ve yazık olmuştur Türkiye'ye, yazık olmuştur Telekom'a.

- Bir şirket yabancının elindeyse, onun güvenliği olmaz. Milli güvenlik bakımından ileride başımıza çok iş aşacaktır. Dinlenme, dinlettirme, takip etme, şantaj dahil Türkiye'nin askeri ve haber alma teşkilatı ile ilgili konuların da büyük sıkıntıya sokacaktır. Çünkü bizim bir tane Telekom'umuz var.

- Telekom bundan sonra tekelleşmiş olacak ve devlet tekelinden yabancı tekele geçecektir. Dolayısıyla tekelleşmeyi kaldırma ve milletin ucuz telefon konuşma yapması tarihe karışacaktır.

- İhale şartları basından ve halktan gizlenmiştir. Hatta salon bile son ana kadar saklanmıştır. Bu satışta, kendine güvenemeyen kaçak güreşen insanların, kendini suçluluk kompleksi içinde gören insanların davranışı hakim olmuştur. İktidar bunun hesabını verir.

- Bu satışta daha önce verilmiş sözlerin etkisi vardır. Acı olan şudur ki, hangi inanç, hangi duygu ve düşünceden ilham alırsanız alın milliyet fikrini kaybetmişseniz yabancıların ağına düşmek sizin kaderiniz olur. Bu iktidar, gelecekte bu düşüncelerle yargılanabilecektir.

- Altın hisse fikri palavradan ibarettir. Altın hisse masalları mahkemeler tarafından defedilmiştir. Bir kenara konulmuştur. Milleti aldatmak için kullanılıyor.

- İhale süreci yakın takibe alınmalıdır. İhaleyi kazanan şirketlerin, bir süre sonra ellerindeki payları kimlere satacakları belki şu anda söylenemez. Ama tecrübelere ve tarihe bakıldığında, bunların arkasından yabancı ağalar çıkacaktır. Bu konu hiç düşünülmemiş, güvenlik açısından ele alınmamıştır. Türk düşmanı olan ülkelerin ve şirketlerin hisseler almak suretiyle Türkiye'nin başına belalar açılacaktır. Bu konu, garantiye alınmamıştır.

- Çeşitli senaryolarla elden çıkarılmaya çalışan bu kuruluşun satışı, mutlaka yargıdan dönecektir. Vicdan ve ahlak olacak galip gelecektir"

Konuyu bilen bir uzman olarak Sayın Enis ÖKSÜZ'ün söylemleri böyle. İnşallah dikkate alınır.. Benim Ak Partinin ekonomi yöneticilerine ÖZELLEŞTİRME konusunda önemli bir tavsiyem olacak..

"Atatürk dönemini lütfen inceleyin. Neyi, nasıl yapmış ta başarmış.? Eğer o günlere dönerseniz, bugün beceriksizce ve başkalarının telkinleri ile dağıtılan ekonomik sistemin inşası için bir başlangıç noktası bulabilirsiniz. Önemli olan çareyi dışarıda ve dışarıdan dayatmalarda değil, kendi içimizde ve kendi kaynaklarımızda arayıp bulmamızdır."
Sonuç olarak; ülkemizdeki yönetim zafiyetinden istifade ederek devamlı saldırı halinde olan dış güçlerin oyunlarını halkımız görmeli ve milli servetine sahip çıkmalıdır.
Kendi milli varlıklarını yabancılara pazarlayan yönetime karşı milletimiz örgütlü sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla sesini yükseltmelidir. Çünkü gidenlerin geri gelmesi artık imkansız gibidir. TELEKOM bizimdir ve milli çıkarlarımız için bizim kalmak zorundadır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Temmuz 2005 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale