17 Aralık 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






20 Temmuz 2005'te KKTC'de kutlanacak zafer kaldı mı?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 21 Temmuz 2005 Perşembe 

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Kıbrıs Türk Toplumuna ve bütün adaya gerçek bir barış getiren Kıbrıs Barış Harekatının 31nci yıldönümünü dün kutladık.
Aslında kutladık sözü biraz fazla kaçıyor. Çünkü 20 Temmuz 2005 tarihli gazetelerde artık bu kutlamaya ilişkin tek satır habere dahi rastlanmıyor. Çünkü gelinen noktada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Rum kesimine ve dolayısıyla Avrupaya yamamaya çalışan AKP ve CTP hükümetlerinin konuya bakış açıları ile 31 yıl once kazanılan müthiş zafer ile örtüşmüyor. Bu ikisi artık birbirine yabancı kavramlar haline geldi. Dolayısı ile kendi elimizle KKTC’ni teslim etmeye hazırlandığımız bir ortamda zaferi kutlamanın da fazla bir anlamının kalmadığını söyleyebilriz.
Türkiye Cumhuriyeti bu yılki kutlama törenlerine Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL’ün başkanlığında güçlü bir kadro ile iştirak etmesine rağmen, bu davranışı çok geç kalınmış bir hareket tarzı olarak görmemiz gerekiyor. Çünkü AB ile 3 Ekimde başlanacak görüşmeler öncesinde Kıbrıs Rum Kesimini tanıması şartı getirilen ve bu şarta aynen uyacağını kabul ederek KKTC’nin varlığını hiçe sayan Türkiye’nin şimdi böyle üst düzey kadrolarla yaptığı ziyaretlerin göstermelik olduğunu anlayabiliyoruz..
Kıbrıs Türkünün esaret dolu günlerden bağımsızlığına kavuşturulduğu 20 Temmuz 1974 Barış Harekatından tam 31 yıl sonra ne durumdayız. Bugün kendi bayrağı altında bağımsız devletini oluşturmuş Kıbrıs Türk Toplumunun huzur ve güven dolu günlerin sonunda geldiği bu günlerde hiç de iç açıcı değil. İnsanlar bezgin, yılgın, ürkek, kendinden emin ve güvensiz , karma karış bir ruh haleti içindeler.
Annan Planına EVET dediği anda bütün kapıların önünde açılacağı vaadine kanan ve kendisine verilen sahte sözlerin hiç birisi gerçekleşmediği gibi ülkesini huzur dolu günlere taşıyan DENKTAŞ ekibinin de tasfiye edildiği bir ortamda Kıbrıs Türk Toplumunun ruh halinin iyi olduğunu söyleyemeyiz.
Kıbrıs Türklerinin kafası allak bullak edilmiştir. Ne istediğini, ne yapacağını, neye iyi ve neye kötü diyeceğini bilemiyor. Kırk yıldır liderliği altında yaşadığı Rauf DENKTAŞ’ı dahi bir kalemde silinip pasifize edildiği bir ortamda kuşatılmışlığın, çaresizliğin ve sahipsizliğin acı örneklerini yaşıyor. Bir şeyler arıyor ve bekliyor. Ama ne aradığını, beklediğinin ne olduğunu kendisi de bilmiyor.
Türk Toplumu; 31 yıldır tek güvencesi ve destek kaynağı olarak güvendiği Anavatan Türkiye’nin AB’nin oyununa gelerek adada Enosis’e kesin teslimiyet demek olan Annan Planından yana tavır almasını, Rum Kesiminin adanın tamamını temsil eden Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB’ye katılmasını bütün yasal güçlülüğüne rağmen önleyecek tavır içine girmemesini ve aksine bugünkü teslimiyet ortamının yaratılmasına destek vermesini anlayamıyor...
Şimdi bu bezgin insanlar 20 Temmuz’da neyi kutladılar. Kendi oyları ile Annan Planına EVET diyerek kurdukları bağımsız Türk devletinden vazgeçmeyi kabul ettiklerini dünyaya ilan eden soydaşlarımızın kısa bir süre sonra Türkiye’nin adanın tek hakimi olduğunu kabul ettiği anlaşmaya evet diyecek olduğu belli bir ortamda bu yıl kutlamaları gereken neleri kaldı.?
Harekâtın üzerinden 31 yıl geçmiş. Bu başarılı harekatı gerçekleştiren Türk Askeri; Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri adı altında tam otuzbir yıldır bir tek Türk kanının dökülmesine izin vermemiş. Adanın tamamında huzur ve güveni sağlamış.
Ama uğrunda can verip kan döktüğü Kıbrıs Türk halkı bu askere Referandumda verdiği EVET oylarıyla oylarla “Ben seni istemiyorum. Evine dön. Ben senin beni öldürmelerinden kurtardığın Rumlarla bir arada yaşamak istiyorum. Seni, bayrağını ve devletini istemiyorum” demiştir. Türk toplumu böyle demesine rağmen verdikleri bütün tavizler Rum kesimine az gelmiştir. Bir arada olmayı çok istedikleri Rum kardeşlerinin % 75’i “ Ne kadar taviz verirseniz verin. Biz sizinle bir arada olmak istemiyoruz” diye cevaplamışlar ve bundan sonra AB üyesi yapılarak çok da kazançlı çıkmışlardır.
Şimdi bu yediyüzbin kişilik küçük ülke arkasına AB devlerini alarak yetmiş milyonluk deve kafa tutmaktadır.
Özetleyecek olursak; Türkiye ve KKTC işin kısa vadede eşit şartlarda AB üyesi olmak hayaldir. Dolayısıyla AB odaklı politikalarda sanaldır. Şimdi KKTC’nin gerçek bir hedefi olmalıdır. O’da Türkiye dışında diğer ülkelerin de bu otuzbir yaşına basan müstakil Türk Devletini tanımasıdır.
Çocuk doğmuş. Otuzbir yaşına gelmiş fakat geçerli bir Nüfus Cüzdanı alamamıştır. Varlığı bilinmekte fakat resmi evrakları olmadığından kabul görmemektedir. Bunun ilelebet devam etmesi mümkün değildir. Bütün uzuvları sağlam ve sağlıklı olan bu varlığı görmemeğe imkan yoktur. Mutlaka tanınacaktır. Bu kaçınılmazdır. Nitekim Azerbaycan’dan olumlu adımlar atılmaya başlamıştır.
KKTC’nin tanınması için önce bu ülkeyi yönetenlerin kendilerinin ayrı bir devlet olduğuna inanmaları gerekir. Yani Talat ve Soyer ikilisinin kendi bağımsızlıklarına inanması gerekmektedir. Oysa bizzat Cumhurbaşkanı Talat kendi ağzından KKTC’nin bağımsılığına inanmadığını Türk televizyonlarından defalarca dile getirmiştir.
Evet bugünkü KKTC yönetimi kendisini bağımsız görmemekte ve tanınmamakta ısrar etmektedir. Cumhurbaşkanı TALAT; Londra Türk Radyosu’ndaki beyanatında ‘’KKTC’nin tanınması bir nostaljidir’’ diyebilmektedir. Bu kişi KKTC Başbakanı sıfatıyla davet edildiği İngiltere’de hem kendini ve hem de temsil ettiği Türk Devletini inkar ediyor. Seçimle Başbakan atandığı ülkenin tanınmasının bir hayal olduğunu söyleyebiliyor.
İşte 31 yıl sonra KKTC’deki demokrasi ve yönetim anlayışı.? Bu nasıl hukuk sistemi ve bu ne biçim eğitim sistemidir ki bu gibi kişilerin kendilerini yönetmek üzere başlarına geçirilmesini önleyemiyor.
Sonuç olarak;
KKTC’de bugün kutlanacak bir zafer kalmamıştır. Çünkü teslimiyet zihniyeti ile hareket eden bugünkü KKTC yönetimi kazanılmış zaferlerin üzerine gölge düşürmüştür..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Temmuz 2005 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale