26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yetişmiş Türk insanının beyni en çok rağbet gören ihraç ürünümüz olmaya devam ediyor...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Dünyada insanların hatırına gelen her makul şeyin meydana gelişine maddi imkan olsa idi, hakikaten bütün dünyanın umumi manzarası başka türlü olurdu. Fakat, insanlar için herşeyi yapmakta maddi imkan bulunamaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1920)

 30 Mayıs 2005 Pazartesi 

Üniversitelerimiz sayı ve kalite olarak her geçen gün gelişme göstermesine rağmen mezun olan gençlerimizin iş ve gelecek beklentilerine yeterince cevap verilemediği için yetişmiş genç beyinlerimiz yurtdışına kaçmak için birbirleriyle yarışa girmişlerdir.
Beyin göçü giderek artmakta ve ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Yıllarca emek verip yetiştirdiğimiz gençlerimiz sahipsiz kalmanın moral bozukluğu ile kendilerini bir yabancı ülkeye atabilmek için her şeyi göze alarak yurdumuzdan kaçmaktadır.
Bilimsel verilere göre dünyanın en kıymetli varlığı şüphesiz İYİ YETİŞMİŞ İNSAN’ dır. İyi yetişmiş Beyinlerin çokluğu o ülkenin kalkınmışlık düzeyinin göstergesi olarak görülür.
Beyin göçünü kısaca, iyi eğitim görmüş, kalifiye ve yetenekli işgücünün yetiştiği gelişmekte olan bir ülkeden gelişmiş bir ülkeye gidişi tanımlayabiliriz.
Çok sınırlı kaynakları ile yetiştirdiği değerli beyinleri kaybeden gelişmekte olan ülkelerin beyin göçü nedeni ile gelişmeleri daha da yavaşlarken, gelişmiş ülkelerin yetişmiş beyinlere daha yüksek ücret ve daha iyi çalışma imkanı sağlaması ile gelişmeleri daha da hızlı olmaktadır. Bir bakıma beyin göçü uygulamaları ile ülkeler arasındaki gelişmişlik farkları gelişmiş ülke lehine hızla artmaktadır.
Bilgi Çağı diye adlandırdığımız günümüzün bilinen gerçeği; bilgiyi üretip satan ülkelerin, daima bilgiyi satın alıp kullanan ülkelerden daha güçlü olduklarıdır. Ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden biri de o ülkedeki Araştırma- İnceleme Merkezlerinin çokluğudur. Bu merkezler ülkenin kalkınıp güçlenmesine yardım ederken, ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de teminat altına alırlar. Bu faaliyet önemli bir yatırım bütçesini de zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla gelişmiş ve ekonomilerini kendi kendine yeterli hale getirmiş ülkeler bu konuda daima diğerlerinin önünde olmaktadır.
Bireylerinin bilim ve teknolojiye yatkın olması milletlerin kendine has ve değişmeyen önemli karakterlerindendir. Okuyup öğrenmek önemlidir. Fakat, okuyup öğrendiklerini kullanarak insanlık adına yeni buluşlar yapmak çok daha önemlidir. Bu haslet her millette bulunmaz. Yeni buluşlar yapmak iyi yetişmiş beyinlerin işidir. İşte Türk Milleti, binlerce yıllık köklü tarihi ve sahip olduğu kültür öğeleri ile dünyada beyin gücünün yüksek olduğu uluslar arası bilim camiasında kabul edilmiş ender uluslardan biridir.
Hangi makamda ve tahsil seviyesinde olursa olsun insanımız bulunduğu ortamı geliştirmek ve yeni bir şeyler katmak için beynini devamlı çalıştırır. Okuma, öğrenme, anlama, kavrama yeteneğimiz diğer uluslara göre çok yüksektir. Bunlar sadece benim değil, batılı düşünürlerin bilimsel tespitleridir. Kırk yıl önce Avrupaya giden en vasıfsız işçilerimizin bugün işadamı olarak bulundukları ülke insanını yönettikleri unutulmamalıdır.
Ülkemiz medyasında her gün, değişik alanlarda yeni bir buluşun haberine rastlamamız mümkündür. Bu buluşları yapanların çoğunun tahsili ve kariyeri bu iş için yeterli olmamasına rağmen yarattıkları eserler çok ilginçtir. Ve bu eserler insanlık için yeni ve yararlı bir hizmeti ortaya çıkartmaktadır. Fakat hiçbir yerden destek almadan bu gibi çalışmaları yapanlar, her defasında kendilerini bilim yapıyor sayan birtakım bağnaz ve tutucu diyebileceğimiz sözde bilim adamlarının anlaşılmaz tepkileri ve aşılamayan bürokrasi ile karşılaşırlar.
Sonunda bu parlayan kıvılcımlar ne kadar iyi ve faydalı olursa olsun bulundukları mahâlde derhal söndürülürler. Bu karşı çıkmaların altında öncelikle şahsi kıskançlık vardır. Tembellik vardır. Ve nihayet hainlik vardır. Doğal olarak ülkenin güçlenmesini istemeyen dış güçlerin takip, kontrol ve fiziki engellemesi vardır. İşte bunun için son yüzyılda bilim dünyasında Türkiye orijinli bir yeniliğe rastlanmamıştır. Çünkü böyle bir kabiliyete sahip insanlarımız ya gelişmiş ülkeler tarafında ülke dışına kaçırılmakta veya kendisinin kaçması için gerekli şartlar yaratılmaktadır.
Türkiye dünyada beyin göçü en fazla olan 34 ülke içinde 24 üncü sırada yer almaktadır. Bu göçlerle ülkemiz iyi eğitim gören yüz kişiden 59’unu elinden kaybetmektedir. Beyin göçü Dünyada da önemli bir sorundur. Beyin göçünün fazla verildiği ülkeler arasında Hindistan, Pakistan, Rusya, Asya Türk Cumhuriyetleri, Çin, Filipinler, Cezayir, Fas, Tunus, İran vardır. Bu ülkelerden beyin göçü alan ülkeler arasında ABD, Kanada, Avusturalya, Güney Afrika, Almanya, Fransa sayılabilir..
Bugün ABD başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde bulunan binlerce yetişmiş insanımız o ülkelerin bilim ve teknolojilerine katkıda bulunmaktadır. Araştırma ve incelemeleri ile bulundukları ülke insanlarının refah ve mutluluğunu arttırmaktadır. Sonra o ülkeler, bu buluşlardan istedikleri kadarını diğer ülkelerle birlikte bize de parasıyla vermektedir.
Aslında Türkiye her alanda çok zengin bir ülkedir. Hem de sanıldığından da zengin bir ülkedir. Çünkü dünyanın en pahalı ve en değerli varlığı olan yetişmiş insan beynini bedava ve adeta saçarak dünyaya dağıtmaktadır.
Ülkemizde yetişen genç beyinlerin gözü dışarıdadır. Neden dışarıdadır ? Çünkü dışarısı yetişmiş beyinlerin önüne onların rahatça yaşayıp, rahatça çalışabileceği ve kendini gösterebileceği imkanlar sunmaktadır. Oysa beyin göçü alan ülkelerin bizim çocuklarımıza sunduğu imkanlar bu fakir ülkenin bu beyinlerin yetişmesi için verdiklerinin onda biri kadar dahi değildir. Demek ki bir yerde yanlış yapılmaktadır…
Biz ana- babalar olarak binbir emek verdiğimiz, tahsil hayatının her safhasında maddi ve manevi büyük sıkıntılara girdiğimiz, 22 yaşında üniversiteyi bitirttiğimiz evlâtlarımıza ne yazık ki sahip çıkamıyoruz. Onlara iş ve aş veremiyoruz. Elin oğlu hiç masraf etmeden yetiştirdiğiniz bu muhteşem beyinleri gözlerinizin içine bakla baka alıyor ve götürüyor. Hem de hiç sıkıntıya girmeden. Üstelik bu işi sizi yalvartarak yapıyor. Gençler bir kere tahsile başladıktan sonra ülkelerine dönmemeleri için ise her şeyi yapıyor. Sonunda gidenlerin çok azı geri dönebiliyor. Dönenlerin bir ayakları yine oralarda kalıyor.

Beyin Göçü neden oluyor ?

Neden gidiyor gençlerimiz ?

Bizde üniversite yok mu ?

Bizde Mastır ve Doktora eğitimi yok mu ?

Bizim fabrikalarımızın, tarlalarımızın, madenlerimizin ve hizmet sektörümüzün hiç mi adama ihtiyacı yok ?

Olmaz olur mu . Bu insanlara herkesten çok bizim ihtiyacımız var. Ama nedense her biri birer canlı hazine olan genç beyinlerimizi kendi elimizle bedavaya teslim ediyoruz. Geri dönmeleri için ise hiçbir olumlu çaba harcamıyoruz. Ayrıca, Devlet eliyle daha çok gencimizi dışarıya gönderip başka ülkelere hizmet etmesini sağlamak için karşılıksız bursların verilmesi dahil büyük çaba harcıyoruz..
Aslında yurtdışına okumaya öğrenci göndermek, yeni teknolojileri yakından takip edebilmek için iyi bir uygulama sayılabilir. Ama gidenlerin mutlaka geri dönmeleri kaydıyla. Diğer taraftan bugün Türkiye kendisi büyük miktarlarda göç verirken Ortadoğu ve Asya için en cazip eğitim veren ülke olma vasfını muhafaza ettiğinden göç alan bir ülke durumunda da görülüyor. Bu bir çelişki gibi görülse de bir gerçek..
Bugün Asya ve Afrika ülkelerinden gelen pek çok yabancı öğrenciye Türkiye’de veya bizzat kendi ülkelerinde gösterdikleri mahallerde İlkokuldan Üniversiteye kadar çeşitli okullarda çok üst düzey eğitim sağlıyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde de başarılı öğrencilerin yurtdışına öğrenime gönderildiğini görüyoruz. Fakat bu gençlerin tamamını bizzat devlet seçerek göndermiştir. Giden her öğrenci gönderildiği ülkelerde dış temsilciliklerimiz vasıtasıyla çok ciddi bir şekilde takip edilmiştir. Çünkü bu öğrencilerin tamamı ülkeye geri dönmek, ve yetiştirildikleri konuda ülkemizde gerekli organizasyonları kurmak gibi kutsal bir misyon için gönderilmişlerdi.
Yurt dışında yetişen gençlerimizin tamamı modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında çok temel işlevler yerine getirdiler. Çünkü o devirde; şimdiki gibi plânsız ve programsız, isteyenin ve parası olanın istediği ülkeye ve istediği okula gittiği, gidenlerin hiçbirinin ciddi bir şekilde takip edilmediği başıboş bir uygulama mevcut değildi.
Beyin göçünü iyi yetişmiş yetenekli işgücünün gelişmiş ülkelere akışı şeklinde de görmek mümkündür. Günümüzün KÜRESELLEŞME olgusu beyin göçünü arttıran önemli etkenlerden biridir. Son yıllarda sayıları giderek artan uluslararası alanda işgücü istihdamı yapan büyük şirketler adeta beyin göçü için ortam yaratmışlardır. Dünyada milliyeti olmayan ve kendini dünya vatandaşı olarak gören küresel bir kuşak meydana gelmektedir..
Beyin göçü bir yandan gelişmemiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru devam ederken, gelişmiş ülkelerin kendi aralarında da beyin göçüne rastlanması artık doğal görülmektedir. Örneğin, Kanada’dan ABD’ye önemli ölçüde beyin göçü mevcuttur. Kanadalılar daha yüksek ücret ve daha düşük vergi nedeniyle ABD’de çalışmayı kendi ülkelerine tercih etmektedirler. Fakat Kanada bundan fazla bir şey kaybetmemektedir. Çünkü bu ülke kendisi dışarıdan beyin göçü aldığından gidenler ve gelenler birbirini dengelemektedir. Doğal olarak gelenler gidenlerin daima birkaç katı olmaktadır.. Bu ise kaybı önlemektedir.
Kanada örneğine bakarak Türkiye’nin de son onbeş yıldır özellikle Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte Orta Asya Türk halklarından beyin göçü aldığına şahit oluyoruz.. Fakat bu sayı gidenlerin yanında hiç denecek kadar azdır.
Yüksek Öğretim Kurumunun verdiği bilgilere göre; her yıl 24 bini Almanya’da, 15 bini ABD’de olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt dışında eğitim görmektedir. Yurt dışında yüksek öğretim gören öğrencilerimizin yurt içindekilere göre oranı % 3.2 dir. Türkiye yurt dışına en çok öğrenci gönderen ülkeler arasında 11 inci sırada yer almaktadır.
Türk öğrenciler Almanya, ABD, İngiltere, Kanada, Belçika, Avusturalya, Fransa ve Güney Afrika’ya gitmekte ve büyük çoğunluğu lisans veya lisans üstü eğitimlerinden sonra ülkeye geri dönmemektedir. Türkiye ABD’de en fazla öğrencisi bulunan 9 uncu ülkedir. Türk öğrenciler ABD ekonomisine yılda 824 milyon dolar katkı sağlamaktadır.
Ülkemizde bilim, teknoloji ve Araştırma faaliyetlerine önem verilmediği bir gerçektir. İstatistiklere göre ülkemizde Onbin kişiye düşen Ar-Ge personeli sayısı 2000 yılında binde 10.5’olarak görülmektedir. Bu oran Rusya’da binde 153, Japonya’da binde 136, Almanya’da binde 116 ve AB topluluğunda binde 95’dir. Ar-Ge harcamalarının bütçe içindeki payı ise 2000 yılında binde 6.3’tür. Bu oran Japonya’da yüzde 3.04, ABD’de yüzde 2.64, Almanya’da yüzde 2.46 ve AB ülkelerinde yüzde 1.85’tir.
Beyin göçünün nedenleri altı grupta toplanabilir: Bunlar; Ekonomik yetersizlikler, Siyasal zorlamalar, Bilim ve Teknoloji Politikalarındaki Yanlışlıklar , Eğitim Sistemindeki bozukluklar, İşsizlik ve gelecek kaygısı, Yabancı Dilde Eğitim İhtiyacıdır.

Sonuç olarak;
İyi eğitim görmüş insanlarımızın ülkeden kaçışı ile, batı dünyasının bilim ve teknolojisi ile birlikte ekonomisi güçlenirken göç veren ülkemizin her alandaki gelişmesi azalmaktadır.
Beyin göçünü engellemek veya kontrol altında bulundurmak sadece bizim çabamızla olmaz. Gelişmiş ülkelerdeki iş ve fırsat imkanları bizden iyi olduğu, ve insanlarımıza bizden daha iyi bir gelecek sunulduğu sürece beyin göçü kaçınılmaz olarak devam edecektir. Burada yapılacak en iyi hareket tarzı bu gidişi asgari seviyede tutabilmektir.
Halkımızın refah düzeyini arttırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için, bilim ve teknoloji seviyemizin güçlenmesi lazımdır. Bu da ancak iyi yetişmiş beyinlerle başarılabilir.
En önemli yatırımın eğitilmiş insana yapılan yatırım olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Bunun için bilime, teknolojiye, Araştırma-Geliştirme çalışmalarına ağırlık vermeliyiz. Ancak bundan sonra beyin göçünü tersine çevirmemiz mümkün olabilecektir.
Üniversitelerimize bu konuda önemli görevler düşmektedir. İşte YÖK’ün yapması gereken günlük politik fikir çatışmalarının dışına çıkıp bu sahada nasıl hizmet üreteceklerini projelendirip devletin desteğini aramak olmalıdır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Mayıs 2005 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale