20 ŞUBAT 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net



Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Fener Rum Patrikhanesi bağımsızlığını ilan etti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri daha ne bekliyorlar?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 29 Mayıs 2005 Pazar 

25 Mayıs 2005 tarihli gazetelerin birinci sayfalarında Fener Rum Patrikhanesinin 24 Mayıs 2005’te yaptığı ve yurtdışından kırk kadar yabancı din adamının katıldığı dini toplantı ile ilgili bilgiler resimli olarak verilmiş, bir bakıma Fener Rum Patrikhanesi’nin EKÜMENİK PATRİKLİK sıfatı resmen tescil edilmiştir.
Haber özetle şöyleydi;

“Kudüs’teki Ortodoks Patrikhanesi’ne ait büyük gayrimenkulleri gizlice ve usülsüz şekilde Yahudilere satmak ya da uzun yıllar için kiralamakla suçlanan Patrik İrineos’un İstanbul’da sorgulandığı ve suçlu bulundu....
Patriğin akıbetini belirlemek üzere dünyanın ortodoks kiliseleri liderleri veya temsilcileri Fener Patrikhanesi’nde mahkemeyi anımsatan bir ortamdaki tarihi zirvede buluştular. Zirveden, ‘İrineos Kudüs patriği olarak artık tanınmıyor’ kararı çıktı. Fener Rum Patriği Bartolomeos kararı hem Türkçe hem de zirvenin dili Yunanca’da okudu”.

Görüldüğü gibi toplantı son derece normal bir hadise olarak, yani rutin bir haber şeklinde veriliyordu. Patriğin hukuka aykırı bir tutum sergilediğine dair pek çok çevreden gelen sert eleştirilere ise Dinler Arası Diyalog platformlarının değişmez isimlerinden Niyazi ÖKTEM’in adeta Patrikhanenin resmi sözcüsü gibi cevap verdiğini görüyoruz..

“.. Halen BİLGİ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi olan Prof. Dr. Niyazi Öktem, Fener Rum Patrikhanesi’nde toplanan zirvenin, Türk hukukunu ilgilendirmediğini söyledi. Konunun, kilise iç hukukuyla ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. Öktem, ‘Bu olay Ortodoks kiliselerinin kendi aralarındaki ilişkiyle ilgilidir. Türk hukukunu ilgilendirmez. Lozan’da ya da başka mevzuatta bu konuya yönelik düzenleme bulunmuyor’ diyerek adeta Patriğin ekümenik sıfatını doğal bir olay gibi gösterme gayreti içine girmiştir….”

Egemenlik haklarımızı doğrudan ilgilendirdiği için Patrikhane olayını ciddi bir şekilde ele almamız gerektiğini değerlendiriyorum ve konuyu sık sık gündeme getirmekte yarar görüyorum..
Ortaya çıkan ve egemenlik haklarımızın resmen gasbedilmesi anlamına gelen bu hadisenin Ak Partinin şimdiye kadar uyguladığı tavizkar ve teslimiyetçi tutumundan cesaret alınarak gerçekleştiği açıkça görülmektedir.
AB müzakereleri öncesinde teslimiyetçi ve tavizkar bir politika izleyen Ak Parti yönetiminin; Dış Politikayı ABD’ye, ekonominin yönetimini Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu’na, İç politikayı da AB yönetimine teslim ederek kendilerini bunların emir ve talimatlarını yerine getirmekle yükümlü kıldığı değerlendirmeleri artık basında daha sık dillendirilmeye başlanmıştır.
Sonunda vatandaşlarımız kendi devleti yerine etkili ve yetkili olduğunu gördükleri AB, ABD, Dünya Bankası ve IMF’yi doğrudan muhatap olarak almaya, ve hareket tarzlarını buralardan gelecek talimatlara göre ayarlamaya başlamıştır. Nitekim, Patrikhanenin kendi topraklarımız üzerinde egemenliğini ilan etmeye ve kendi kanunlarına göre birilerini yargılamaya cüret etmeleri de bu tutumun bariz bir neticesidir. Ak Parti kadrolarının ( belki de bütün iyi niyetlerine rağmen) devlet işlerinde ne kadar tecrübesiz oldukları bütün çıplaklığı ile artık ortaya çıkmıştır..
İstanbul’u işgal edilmiş Hıristiyan toprakları olarak kabul edip, buranın Müslümanların kontrolünde olmasını 500 yıldır kabullenemeyen Hıristiyan aleminin bugün gelinen durumdan çok memnun oldukları bir gerçektir. Çünkü onlar hâlâ Bizans’ı diriltmenin gayret ve çabası içindedirler. Bizans’ın hamisi ve günümüzdeki temsilcisi olarak Fener Rum Ortodoks Patrikliğini görmektedirler. Roma’daki Vatikan Devleti örnek alınarak Patrikliği Ekümenik bir hale getirip onlara da müstakil bir devlet sıfatı verdirerek “Türkiye’nin bu en önemli merkezini içerden ele geçirebilir miyiz ? ” telaşı içinde var güçleriyle çalışmaktadırlar..
Birbiri arkasından gönderilerek bütün yurt sathına yayılan papa destekli misyonerler eliyle halkımız kandırılıp Hıristiyanlaştırılırken, Rum Ortodoks Patrikliği vasıtasıyla bir başka baskı sistemi uygulanmaya, ülkemiz iki koldan kuşatılmaya çalışılmaktadır.
Devletimiz yetkili organlarınca bu tehdit iyi algılanmalı ve Fener Rum Patrikhanesi yetkililerinden yapılanların hesabı mutlaka sorulmalıdır. Patrik'in Ortodoks Rum cemaatinin dini temsilcisi olma dışında başka sıfatının bulunmadığı hem Patriğin kendisine ve hem de onu ekümen olarak gören çevrelere anlayacağı dille resmen tebliğ edilmelidir.
Patrikhanenin yurtdışı temas ve gezileri kontrol altına alınmalı, dışarıdan maddi destek alması engellenmeli, Patrikhanenin izinsiz uluslararası toplantı düzenlemesi önlenmeli, Sen Sinod meclisindeki altı yabancı uyruklu din adamının görevine son verilerek derhal yurt dışına çıkmaları istenmelidir. Patriğin Türk vatandaşı olması kıstası ise mutlaka korunmalıdır.
Bunlar yapılmadığı takdirde yakın bir gelecekte yurtdışından ( ABD veya Yunanistan’ dan) atanacak herhangi bir Patriğin emir ve komutasına verilecek üç yüz milyon kadar Ortodoks’un yönetileceği ikinci bir Vatikan Devleti içimizde kurulacaktır. Kendi hukukunu da birlikte getirecek olan bu yeni devletin hiçbir hareketine müdahil olmamız mümkün olamayacaktır..
Bu gelişmeler sonucunda başta ABD olmak üzere dünyayı yöneten küresel güçlerin elinde Müslüman Türklere ve bütün İslam alemine karşı yürütülen Haçlı saldırıları artacaktır.
Bizden hatırlatması. Tedbir almak için inşallah geç kalınmamıştır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Mayıs 2005 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale