23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızmaya hakkımız yok. Bugün düştüğümüz durumdan onlar kadar biz de sorumluyuz...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1924)

 23 Mayıs 2005 Pazartesi 

Yıllardır bıkmadan yazıyorum. Batı insanının elde ettiği yaşam haklarına sahip olmaya ve insanlarımızın standartlarını onların seviyesine çıkartmaya her zaman EVET..
Çünkü binlerce yıllık köklü kültürü ile insanlığa yön veren, ışık tutan milletimin dünya nimetlerinden en iyi şekilde yararlanmaya diğerlerinden daha çok hakkı olduğunu biliyorum..
Bizim AB'ne karşı olmamız, onun insanlarına sağladığı medeni yaşam şartlarına karşı olmak değildir. Bizim çekincemiz, Avrupalıların Attila ile başlayan Türk düşmanlığından hiç bir zaman vazgeçmemeleri ve Müslümanların lideri olarak gördükleri Türk milletine karşı duydukları karşı konulmaz Haçlı kini ile sergiledikleri güvenilmez tutum ve davranışlarıdır.
Bu iki yüzlü insanlar daima bizi daima; zayıf, güçsüz ve kendilerine tabi bir sömürge olarak görmek istemişler, fakat bunu elde etmek için yaptıkları Haçlı seferleri her zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştır..
Onların bize hükmetme zevkini tatmak kadar, sahibi olduğumuz ata yadigarı topraklarda da her zaman gözleri olmuştur. Bu onların doğal yapısında vardır. Çünkü ülkelerinin hayat sahaları Müslüman Türkler tarafından kontrol edilmektedir.
İşte sırf bu yüzden son yirmi yılda Türkiye'nin altını üstüne getiren PKK terör örgütü başının yeniden yargılanmasını isteyen AİHM kararı ise onlar için çok sıradan ve rutin bir olay olarak algılanmaktadır.
Avrupa milletleri bir arada yaşamak için yeni bir düzen geliştirmişler ve bunu temin edecek uluslararası organizasyonları oluşturmuşlardır. İşte bu düzende bizim yerimiz hiç olmamıştır. Olmayacaktır da.. Eğer bir devlet kendi kontrolu olmayan uluslararası organizasyonların kendi ülkesi ve milleti üzerindekki otoritesini bir şekilde kabul etmişse artık onların kurallarına uymaktan başka yapacağı fazla bir şey yoktur.
Son bir kaç yıldır sonu belli olmayan AB'ye katılma sevdası uğruna binlerce yıllık toplum düzenimizi ve sosyal yaşantımızı allak bullak eden bir sürü Uyum Yasasını gözü kapalı olarak, tek virgülüne dahi dokunmadan, bize ne getirip-götüreceğini tartışmadan ve millete sormadan jet hızı ile TBMM'den bize dayatılan şekli ile geçirdik. İkiz Yasalar adı altındaki, her alanda egemenliğimizi Avrupalılarla paylaşacağımızı öngören yasaları da sessizce kabul ettik. Yani daha onlar istemeden ve bize "10-15 sonra üye olmanızı belki düşünebiliriz" diyebilen AB'ne biz kendi elimizle teslim olduk.
Şimdi adamların Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasını istemesini kaldıramıyoruz.
Beyler, aklınız nerdeydi.? Biz yıllardır bu günleri görerek yazıp-çizerken bizi "komplo üretmekle suçlayan ve paranoyak"diye nitelendiren muhterem zevat şimdi ayıklasın pirincin taşını. Bakalım bu işin altından nasıl kalkacaklar ve halka nasıl hesap verecekler ?
Bu milletin teröre verdiği canların kanları daha yerde dururken, bakalım Avrupalı dostlarımızın bu davranışı için hangi inandırıcı mazereti bulacaklar.
Olayların bu seviyeye gelmesinde sadece bugünkü iktidarın suçu yoktur. Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Ecevit'in koalisyon hükümetleri kapıyı açtılar. Ak Parti ise gelenleri iyi misafir etmek için çaba harcamak zorunda kaldı.
AK partinin yapabileceği bir şey yok muydu ? Tabii ki vardı. TBMM'de 367 Milletvekili ile temsil edilen tek parti iktidarının bu ülkede yapamayacağı hiç bir şey, başaramayacağı ve altından kalkamayacağı hiç bir meselemiz yoktur. Onların bu işteki suçu kendi gücünü bilmemekten ve bu gücü hala kullanmamaktan kaynaklanmaktadır.
Düşünün bir kere biz Avrupalılara kızıyoruz. Yok efendim "30.000 kişinin katilinin yeniden yargılanmasına nasıl karar verirlermiş." Bana göre onların suçu bizimkinin yanında çok az. Sesli düşünelim. AİHM, Teröristbaşı' nın yargılanması konusunda Türkiye'yi suçlu buldu. Bize, "hatalı yargıladınız" dedi. Biz ne yaptık. Hemen karara tepki gösterip Avrupalı hâkimlere yüklendik ve " Bunlar siyasi karar veriyorlar" dedik.
Bazılarımız işe yine pembe gözlüklerle baktı ve "Bakın, karar 11'e karşı 6 oyla alındı. AİHM'nde Türkiye'yi destekleyenlerin sayısı artıyor."diyerek adeta sevindirik oldular.
Oysa olay bu kadar basit değil. Çünkü AİHM'de görevli Türk Yargıç Rıza Türmen'in dahi Türkiye aleyhine oy verdiği bir ortamda Avrupalı hakime kızmaya hiç hakkımız yok..70 milyonu temsilen AİHM'de bulunan Rıza Türmen, üç noktada "Türkiye'nin insan hakları sözleşmesini ihlâl ettiğini" kabul ediyor ve Türkiye aleyhine oy verenlerin tarafında bulunuyor.
Peki kimdir RızaTürmen? AİHM'ne onu kim seçti. ? Evet bu kişiyi biz seçtik ve Türkiye'nin haklarını koruması için oraya gönderdik. Aslında hukuk değil mülkiye mezunu olan Rıza Türmen yargıç da değil. Yani Adalet değil, Dışişleri mensubu.
"Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali" eğer dışişleri temsilcilerimiz ülkemizin menfaatlerini Rıza Türmen gibi takip ediyorlarsa "Vay bu meleketin haline."
Rıza Türmen, Abdullah Öcalan davasında Türkiye aleyhine oy kullandı. Şimdi tekrar soruyorum. AİHM'ne bizim seçip gönderdiğimiz "Türk yargıç" böyle oy kullanırsa, diğer Avrupalı hâkimlere kızmaya hakkımız olmadığını söylersem yanlış mı söylemiş olurum ?
Basında davranışının ne kadar normal olduğunu açıklayan Rıza Türmen'e dışişleri sahip çıkarak "Tarafsız görünmek zorunda!" şeklinde garip bir açıklama dahi yapıyor.
Ülke menfaatleri önünde tarafsız görünmenin ne anlama geldiğini benim anlayıp algılamam mümkün değil. Anlayanlar lütfen açıklasınlar.
Özetle; AB güdümlü ve hukuk maskeli AİHM'nin sipariş üzerine alınmış kararı ile ulaşılması hedeflenen nokta açıktır. Bu hedefi;"Türkiye'yi iç bunalıma sürükleyip, ekonomik beklentilerinin gerçekleşmesini engellemek, AB ile Ortaklık Müzakeresi konularını kendi istedikleri şekilde kabul ettirmek üzere ülkeyi buhrana sürükleyip zayıflatmak ve sonunda ÖZEL KONUMDA ORTAKLIK STATÜSÜNÜ TC'ne kabul ettirmek" olarak görebiliriz.
Dışarıdan görünüşe göre, "2.5 yıllık AK Parti iktidarının da AB aşkı uğruna her tür özveriye hazır olduğu varsayımı yüzünden AB'nin hedefine ulaşması her zaman mümkündür.
Burada AB yöneticilerinin ve içimizdeki AB şarlatanlarının unuttukları bir konu vardır. Bu millet ve bu devlet sahipsiz değildir. Yaşanılan durumu kanları ile bu toprakları sulayan gazilerimiz ve kanlı kefenleri ile mezarlarında bu toprakların ebediyete kadar bekçiliğini yapacak aziz şehitlerimiz ile yüce milletimizin asla kabul etmeyeceği bilinmelidir.
Gerçek şudur; Yay iyice gerilmiş ve ok yayı terketmek üzeredir..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Mayıs 2005 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale