17 Aralık 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (17)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Nutuk-1927)

 11 Mayıs 2005 Çarşamba 

Bulunduğu coğrafyanın önemi ve sahip olduğu potansiyel güç ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti her dönemde dışarıdan desteklenip yönlendirilen küresel tehdit odaklarının hedefi durumundadır. Ülkemiz üzerinde milli çıkarı bulunan devletler ile küresel güç odakları tarihin her döneminde emellerine ulaşabilmek için Türk halkı üzerinde oyunlar sahnelemekten ve kendi çıkarlarına toplumumuzu alet etmekten kaçınmamışlardır.
21 nci asrın gelişmiş iletişim dünyasında artık silahlı kuvvetleri kullanarak hasım devletlere bir şeyleri kabul ettirmek çok zordur. Irak'ı bir ay gibi kısa zamanda askeri gücü ile işgal eden ABD'nin geçen iki yıl boyunca içine düştüğü kaos ortamı bunun tipik bir misalidir.
Aslında sıcak savaşların kullanılması metotu, hem zor ve hem de çok pahalıdır. Ayrıca başarı şansı da çok yüksek değildir. Bunun yerine İkinci Dünya Harbi sonrasında başlayan Soğuk Savaş döneminde başarıya uygulanan Psikolojik Harekat metotları ile ülkeler çok daha kolay saldırgan tarafın kontrol ve denetimine girebilmektedir.
Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı demokratik devlet yapıları, Psikolojik Harekat ve yaygın silahı Propaganda'nın kullanımı için çok müsait bir ortam hazırlamaktadır.
Avrupa'nın sömürgeci devletlerinin çoğu hala ortaçağdan kalma kırallık ile yönetilirken daha dün aşiret yaşantısından kurtulmuş, asırlarca feodal bir sistemle yönetilmeye alışmış toplumlara demokrasi getirilmeye çalışılmasının ardında yatan gerçeklerden biri de, sözde demokrasi ortamının kendi çalışmalarına sağlayacağı kolaylıklardır.
Çünkü demokratik yönetimlerde düşünce özgürlüğü maskesi altında her türlü kitle iletişim aracından yararlanılarak yapılacak ideolojik propaganda vasıtasıyla geniş halk kitleleri psikolojik baskı altına alınarak tutum ve davranışları kendi istekleri doğrultusunda kolaylıkla yönlendirilebilir.
Psikolojik Harekat yöntemini ve tekniklerini kullanarak ülkemiz üzerindeki tarihi emellerini gerçekleştirmeye çalışan küresel çıkar gruplarının destek ve yönlendirmesi ile ülke içinde kazandıkları toplum kesimlerini kullanarak yürüttükleri faaliyetleri biz "İç Tehdit" olarak değerlendiriyoruz. Aslında bu tamamen dış destekli ve dış kaynaklı tehdit olup içerideki yerli işbirlikçileri kullanılarak asıl tehdit odakları kendilerini saklamasını bilmektedir. Yani dış tehdit odakları iç tehdit odaklarını taşeron olarak kullanmaktadır.
1960'lı yıllarda masum öğrenci hareketleri olarak başlayan ve giderek Aşırı Sağ, Aşırı sol, Bölücülük ve İrtica olmak üzere başlıca dört ana grupta toplanıp yıllarca hem birbirleriyle ve hem de devletle savaşan yıkıcı ve bölücü örgütler bugün şekil değiştirmiştir.
Günümüzde en önemli güncel ve potansiyel tehdit olarak başlıca iki tehdit unsuru kalmıştır. Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin rejimini değiştirmeyi hedef alan bu tehdit unsurlarından birincisi BÖLÜCÜLÜK diğeri ise siyasal dinci hareket yani İRTİCA'dır.
Türk Milleti tarihte pek çok defa yıkılma tehlikesi ile karşılaşmış. Pek çok düşmanla mücadele etmiştir. Tarihin yadsınamaz bir gerçeği şudur. Tarihimizde hiçbir Türk devleti dışarıdan gelen baskı ve saldırılarla yıkılmamıştır. Maalesef düşmanlarımızın en büyükleri dışarıdan değil, içeriden çıkmıştır. Tarihteki bütün Türk devletlerinin ortak vasfı daima kendi kendisini yıkmak olarak belirmiştir. Bu karakterimiz düşmanlarımız tarafından çok iyi bilinmektedir. Ve bu zaafiyetimiz küresel güçler tarafından sıkça kullanılarak bizi kıyasıya birbirimize düşürmeyi her zaman başarmaktadırlar.
İç ve dış düşmanla mücadelenin en güzel örneği Kurtuluş Savaşı döneminde verilmiştir. Bilindiği gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına asıl tehdit önce içeriden gelmiştir. Anadolunun pek çok yöresinde kandırılmış halk kitleleri Kuvay'ı Milliye'ye karşı isyan etmişler ve sonunda bu isyanlar askeri güç kullanılarak bastırılmak zorunda kalınmıştır. Ancak içerideki isyan tehdidi önlendikten ve milli birlik sağlandıktan sonra dışarıdan gelen Yunana karşı harekete geçilebilmiştir.
Bugün içeride ve dışarıda milletimizin geleceğini karartmaya ve bizi birbirimize düşürmeye çalışan küresel güç odaklarının eski alışkanlıklarından vazgeçmeyecekleri ve Türk toplumunu birbirine düşman kamplar haline getirme faaliyetlerinden taviz vermeyecekleri açıkça görülmektedir.
Saldırıları hiç bitmeyen küresel güç odaklarına karşı mücadele etmenin en etkin yolu geçmiş tecrübelerin ışığında aklımızı ve sağduyumuzu kullanmaktır.
Bu maksatla günümüzün en etkili gücü olan bilgiye ulaşmamız, bilgiye egemen olmamız, bilgiyi değerlendirip yeni bilgilere ulaşmamız, yani kendimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekmektedir. Kendimizi Türk Milli Kültür değerleri ışığında çok iyi yetiştirip milli niteliklerle karakterimizi teçhiz etmeliyiz. Yani milli bilinçle güçlenmeliyiz..
Türk milletine düşman olan ve bunu her fırsatta gösteren düşmanlarımızın amaç ve saldırı yöntemlerini doğru tesbit etmeliyiz. Bu sürekli hale gelen düşman unsurlara karşı kendi mücadele yöntemlerimizi geliştirmeliyiz. Bilinçli ve bilgili kişiler olarak bilmeyenleri ve bu şekilde karşı tarafın piyonu olarak kullanılabilecek insanlarımızı bilgilendirmeli ve onlara oynanan oyun içindeki rollerini göstermeliyiz.
Sonuç olarak; bizim için tek çıkar yol olan Atatürkçü Düşünce Sistemini ve bu düşüncenin özünü teşkil eden aklın ve bilimin egemenliğini ülkemizde hakim kılmalıyız. Bu kavramı benimsemeli ve bir yaşam metodu haline getirerek her alanda uygulamalıyız. İşte o zaman mutlak kurtuluşun yolunu bulabiliriz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Mayıs 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale