25 Mart 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kürt kimliği (2)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Aralık 2000 Cuma 

"GÖRÜNEN DÜŞMAN GİZLİ DOSTTAN İYİDİR."

Bölücü unsurlarca petrol bölgesini daha iyi kontrol edebilmek amacıyla Ortadoğuda yaratılmak istenen suni bir millete verilen KÜRT teriminin açıklanması bugüne kadar bu meselenin ideologları tarafından dahi mümkün olamamıştır.

Bunun başlıca sebebi; bugün kendilerinin Kürt olduklarını iddia eden Kurmanç, Guran, Zaza, Lur ve Kalhur ağızlarında dahi bu terimin mevcut olmamasıdır. Kürt teriminin açıklanması için günümüze kadar ilmi ve ciddi bir hükme dayanılmamıştır. Sadece zoraki birtakım uydurma açıklamalarla yetinilmiştir. Buna rağmen yerli ve yabancı bir çok araştırmacının Kürt terimine etnik bir köken bulmaya yönelik çalışmaları günümüzde de devam etmektedir. Türkiyeyi bölmeye çalışan ülkelerde açılan Kürdoloji Enstitüleri ise bu çalışmalara her alanda yardım ve destek sağlamaktadır.

Bugüne kadar bu konuda başlıca iki teori ortaya atılmıştır. Bunlardan birincisi; Kürt adı altında toplanmak istenen toplulukların tarihin derinliklerinde kaybolmuş bazı eski kavimlere dayandırılmak istenmesidir.İkincisi ise, İranî kökenine dayandırılmak istenmesidir.

Her iki teoride sadece iddia olarak kalmıştır. Bugüne kadar Kürtlerin ayrı bir ırk olduğuna dair hiç bir ilmi kayıt bulunamamıştır. Kürtçülük nazariyelerinin işlendiği ve sözde bilimin hakim olduğu Kürdoloji Enstitüleri ise; Kürtçülük fikrinin nasıl yayılabileceğinin araştırıldığı ve geliştirildiği siyasi birer organ görüntüsünden öteye geçememişler ve ciddi sayılabilecek bir çalışma ortaya koyamamışlardır.

Tarihte ilk defa bir bir boy olarak Kürt kelimesine Yenisey'deki Göktürk Kitabelerindeki ELEGEŞ yazıtında rastlanmıştır. Burada bahsedilen Kürt urüğu, Göktürkler içinde yaşayan bir Türk topluluğuna verilen bir isimdir.

 "Kürt" kelimesi günümüzde çeşitli Türk Devlet ve toplulukları arasında yaygın olarak kullanılmakta ve çok zengin manâlar ifade etmektedir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür.
- Kalın kar yığını
- Yeni yağmış kar
- Çığ
- Kar denizi/çölü
- Karların dağda teşkil ettiği saçak şeklindeki çıkıntı
- Arap kaynaklarında yerleşik düzene geçmemiş göçebe Türkmenleri diğer Türk topluluklarından ayırmak için bunlara 'Kürt' veya 'Ekrad' ismi verilmiştir.
- Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine ait Osmanlı arşiv belgelerinde ve bilhassa il ve ilçelerin Tapu Sicil kayıtlarında yer alan 'Kürt' terimi ile; yerleşik düzene geçememiş ve tamamen hayvancılıkla uğraşan göçebe Türk topluluklarının kastedildiği görülmektedir.

Genel olarak 'Kürt' terimi; Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Müslüman Türk, Arap ve Fars toplulukların bölgede konar/göçer olarak yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan Türkmen aşiretlerine ortaklaşa verdikleri bir isimdir. Bu isim yüzlerce yıldır değişmeden günümüze kadar intikal etmiştir.

Şimdide etrafında fırtınalar kopartılan Kürtçe'ye (KÜRT TÜRKÇESİNE) bakalım; Kürtçü çevreler; Kürtlerin tamamen ayrı bir ırk ve ayrı bir millet olduğunu ispatlamak için Kürtçe'yi öne sürerler. Bu dilin tamamen Türkçeden ayrı bir dil olduğunu ve Hint-Avrupa Dil ailesine mensup olduğunu iddia ederler. Bu konunun bilimsel olarak yanlış olduğu defalarca isbat edilmesine rağmen bu yanlışı vurgulamakta israr ederler. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde dağınık olarak bulunan ve birbirinden çok farklı ağız ve lehçelerin varlığı bölge Kültürü üzerinde hristiyan topluluklar ile Arap ve Fars tesirinin çok fazla olmasından kaynaklanmaktadır.

Bölgede konuşulan ve çoğunluğu Türkçe olan bu ağız farklılıkları; mahalli şive farkları dahi dikkate alınmadan 'KÜRTÇE' olarak adlandırılmış ve yaratıldığı sanılan bu suni dil etrafında özbeöz Türk olan,ve bin yıldır Türklük karakterini aynen muhafaza ederek bugünlere taşımış olan bölge insanı toplanmaya çalışılmıştır.

'Kürtçe' etrafında birleştirilmek istenen, fakat birbirinden 50 km. uzaklıktaki iki yerleşim biriminin dahi birbirleri ile konuşamadıkları topluluklar arasında ortak bir ağız birliği olmadığı gibi, bu ağızların kendilerine has orjinal kelimeleride mevcut değildir. Büyük çoğunluğu Türkçe olmak üzere bölgede yaşayan Hristiyan unsurlardan, Araplardan, Farslardan ve Ermenilerden alıanan kelimelerin deforme edilmesiyle ortaya pek çok mahalli şive çıkmıştır.

Kürtçeye somut bir örnek vermek gerekirse; bu konuda bilimsel çalışmalar yapmak üzere kurulan Kürdoloji Enstitülerinin yayınlarına bakmak yeterli olacaktır. İlk kurulanlardan ve en büyüklerinden biri olan Saint Petersbourg Kürdoloji Enstitüsü'nün hazırlayıp yayınladığı KÜRTÇE-RUSÇA ve KÜRTÇE-ALMANCA lügatlarına bakalım.

Lügatlarda bulunan ve Kürtçe olarak adlandırılan 8.000 civarındaki kelimenin; takriben %70'i Orta Asya ve İç Anadolu Bölgelerimizde kullanılan Türkçedir. %25'i Arapça ve Farsça ile bu dillerin deforme edilmiş haldeki kelimelerdir. %5'i ise Ermenice, Fransızca, İbranice ve 200 kadarda uydurulmuş kelimelerdir. Yani iddia edildiği gibi bu dil; ne Hintçeye ve nede Avrupa Dillerine benzemektedir.

Kültürler arasında karşılıklı kelime alışverişi kaçınılmaz ve son derece doğal bir gelişmedir. Fakat bu alışveriş daha çok yeni teknoloji ve bilimsel çalışmaların ürünleri olan kelimelerde görülür. Tren, compüter, hamburger, radyo, televizyon,elektrik v.s gibi kelimeler hemen hemen bütün dillere aynen girmiştir. Binlerce yıllık sosyal, kültürel ve ekonoımik hayata ait kelimelerin dışarıdan alınmasına ise maddeten imkan yoktur. Bu kelimeler dilin aslî kelimeleri olup o toplumun aslını, yani ırkî menşeini gösterirler.

Göçebeliğe ve özellikle aile ve ziraat hayatına ait çok sayıdaki Türkçe kelime Doğu Ve Güneydoğu Anadolu aşiretlerinin Türk asıllı oluşlarının önemli bir kanıtıdır.

Kürtçü çevrelerin ayrı bir dilleri olduklarını belirtmelerine rağmen bu dilde verilmiş yazılı edebî eserlerinin sayısının sadece birkaç tane olmasını izah edebilmeleri mümkün değildir. Ayrıca bugün Kürtçe olduğu iddia edilen kelimelerin pek çoğuna Orta Asyadaki Orhun Kitabelerinde yer verilmiş olmasını tesadüf olarak nitelendirmekte mümkün değildir. Bugün ÖZBEK, KIRGIZ, KAZAK, TATAR, TÜRKMEN ve diğer pek çok Türk boyunun dillerini biz tam olarak anlamakta zorlanıyorsak; veya onlar bizi anlayamıyorlarsa bu durum onların veya bizim Türk olmadığımızı ortaya koymaz. Bu husus tamamen dilimizin mahalli zenginliğini ve Türk Kültürünün gelişmişliğini ifade eder.

Kütüphanelerimizin raflarını süsleyen pek çok bilimsel eserde değerli bilim adamlarımızca Kürtçe diye ayrı bir olmadığı, Türkçenin mahalli ağız ve lehçelerinden ibaret olduğunun isbat edildiği görülmektedir... Bu eserler saklı- gizli değildir. Kitapçıların raflarında yüzlercesini birarada bulmak mümkündür. Buna göre halen Güneydoğu ve Doğu Anadolu Türkmen aşiretlerinde görülen ağızları ayrı bir dil olarak değil, günlük hayatta kullanılan bir söz yığını ve hatta şive farklılığı olarak görmek gerekmektedir.

Eğer 'Kürtçe' gerçekten ayrı bir dil olmuş olsa idi; müstakil bir Kürt Devleti kurmak için 20 yıldır savaş veren Abdullah Öcalan ve PKK Örgütü yöneticileri aralarında bu dil ile konuşurlar, emir ve talimatlarını bu dil ile verirlerdi. Ama başta ÖCALAN olmak üzere PKK'nın bütün üst yönetimi son derece düzgün bir Türkiye Türkçesi kulanmışlar ve bu geleneklerini hiç bir zaman bozmamışlardır. Bu misal dahi 'Kürtçe' konusunun ne kadar temelsiz ve gerçeklerden uzak bulunduğunun önemli bir kanıtıdır...

Konu üzerindeki yazılarımız devam edecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Aralık 2000 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale