22 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (3)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1931

 10 Nisan 2005 Pazar 

Büyük mücadelelere sahne olan günümüz dünyasındaki ülke ve toplumlar arasındaki arasındaki çıkar çatışmalarından meydana gelecek olan sıcak savaşlar; kitle iletişim imkanlarındaki gelişme dolayısıyla ayni anda dünyanın her tarafından izlenilme imkanının da ortaya çıkmasıyla ( özellikle yüksek tahrip gücüne sahip NBC silahlarının kullanılması sonucu doğacak müthiş kayıplar yüzünden) artık ikinci plana düşmüştür. ABD, altmış yıl önceki NAGAZAKİ ve HİROŞİMA'daki nükleer silah kullanma ayıbını ve bundan doğan utancını hala taşımaktadır...
Bilhassa başarının hiçbir zaman garanti olmadığı ve galip gelinse de önemli maddi kayıplar ile insan zaiyatına sebep olacak topyekün harplerin doğuracağı riskler ülke yöneticilerini; ordularının muharebe meydanlarında kıyasıya savaştığı "sıcak harpler" yerine ayni sonuçları elde edebileceği "Psikolojik Harbe" kanalize etmektedir.
Psikolojik Harp sadece askeri alanda değil, birbiri ile kordineli olarak ve birbirini tamamlayacak şekilde ekonomik, siyasi, hukuki, sosyo-kültürel ile bilim ve teknoloji alanında icra edilmektedir.
Yeni teknolojilerle birlikte yeni tekniklerin kullanılması ile kazanılan başarılar da dikkate alındığında Psikolojik Harekata duyulan ilgi, ihtiyaç ve güven her geçen gün artmaktadır. Hatta bir çok ülke milli güvenlik stratejilerinde köklü değişiklikler yaparak hedefe varmanın en emin yolu olan Psikolojik Harekat ve onun en yaygın silahı Propaganda'yı temel savaş vasıtası olarak kabul etmiştir. Ülkemiz üzerinde bu savaş strajejisinin uygulamalarına her gün çeşitli vesileler ile şahit olunmaktadır. Dış güçlerin kazandıkları başarıları gözlerken karşı bir harekette bulunamamanın derin üzüntüsü düşünen beyinleri üzmektedir.
Sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yapılarındaki zaafiyetler nedeni ile kalkınma gayretleri içinde bocalayan ülkelerde Psikolojik Savaş uygulamalarından doğan psikolojik tahribat genel olarak kalkınmış ülkelere göre daha fazla olmaktadır. Çünkü bu ülkelerde psikolojik tehdide karşı yeterli savunma mekanizmaları ya tesis edilmemiş ya da ekonomik nedenlerden dolayı öncelik alamamıştır.
Bu bir bakıma maruz kalınan psikolojik tehdidi ortadan kaldıracak, yani hastalığı tedavi edecek milli organizasyonların olmayışından kaynaklanmaktadır. Ayrıca konu hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi yeterli olmadığından halk; nelere, ne zaman maruz kalacağı ve bunlara karşı ne zaman neler yapacağı konusunda bilgisizdir. İşte bu yüzden psikolojik tahribat hedeflenen sonuçtan da büyük olmaktadır.
Bu konuda önemli zaaflardan biri de bugün kalkınmakta olan pek çok ülkede psikolojik tehdidin varlığından haberdar olunsa bile bunları önleyecek, yani karşı psikolojik harekatı planlayıp yönlendirecek organizasyonların mevcut olmayışıdır...
Mecut konumu, dünya güç merkezlerinin doğrudan hedefi olacak potansiyele sahip oluşu sebebiyle ülkemiz ve insanlarımız son elli yıl içinde dünyanın dört bir tarafından gelen psikolojik saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılar toplumsal yapımızda derin yaralar açmış, bizi biz yapan milli kültür değerlerimiz birer birer elimizden alınarak gayri milli sadece tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, boşlukta gezen küresel fertler yaratılması konusunda önemli mesafeler alınmıştır.
Bu küresel saldırılara karşı tedbir alacak ve Türk halkını her türlü psikolojik saldırıdan koruyacak karşı psikolojik harekat planlarını hazırlayıp uygulamaktan sorumlu bulunan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesindeki Toplumla İlişkiler Başkanlığı Avrupa Birliğinden gelen baskılar sebebiyle kanununda yapılan değişiklikle kaldırılmıştır. Bir bakıma insanlarımız kendilerine tevcih edilmiş yoğun psikolojik tehdidlerin yıkıcı etkilerine karşı korunmasız bırakılmıştır.
Psikolojik tehdidin hedefi; insanın duygu, düşünce, inanç ve davranışları olmakla birlikte, bu tehdide her sınıf ve kesitteki insanlar ayni yoğunlukta muhatap olmamaktadır. Psikolojik Harekatın öncelikle hedef aldığı fert, grup ve toplumlar ayrı ayrıdır. Hedef alınan kişi ve grupların sahip oldukları potansiyel ve toplumu etkileme gücü oranında düşmanın psikolojik harekat baskısı artar.
Bu bakımdan özellikle devlet adamları, her kademedeki üst yöneticiler, komuta makamları, üniversite idareci ve öğretim üyeleri ile üniversite gençliği iç ve dış psikolojik tehditlere daha fazla muhatap olmaktadır. Bir başka deyişle bu gruplar her zaman psikolojik harbin potansiyel hedefleridir. Bu maksatla karşı psikolojik harekatın planlama çalışmalarına da bu gruplardan başlanmaktadır.
Tutum ve davranışlarıyla geniş halk kitlelerini etkileme gücü bulunan yukarıda birkaçı belirtilen toplum kesitleri doğal görevleri ve bulundukları bilimsel çalışma ortamı nedeniyle ülke menfaatlerini kollamayı prensip ve ülkenin gelişmesini görev olarak aldıklarından bu kitlelerin duygu, düşünce, inanç ve davranışlarını istismar etme gayretleri her dönemde olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
Hangi görüş ve düşüncede olursa olsun psikolojik harekatın hedef almadığı fert, grup ve toplum mevcut değildir. Ancak işlenen temalar, kullanılan kitle iletişim araçları, izlenen yöntemler her hedef grubu için ayrılıklar gösterir.

Bununla beraber her hedef grubu için varılmak istenen hedef aynıdır. Sonuçta bu grupların istenilen ayni tutum ve davranışı sergilemeleri hedef alınmıştır. Burada unutulmaması gereken en önemli husus hasım psikolojik harekat uygulayıcılarının hedef olarak aldıkları ülke ve toplumlarda elde etmek istedikleri tek ortak hedef vardır.
Bu hedef; hasım ülke halkının milli birlik ve beraberliğinin her ne pahasına olursa olsun tahrip edilmesi, bütünlüğün parçalanarak fertlerin toplum içinde kendilerini tek başlarına zayıf ve korunmasız hissetmelerini sağlamaktır.
Bu sonuç elde edildikten sonra artık o ülke her alanda teslim alınmaya hazır hale getirilmiş olmaktadır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Nisan 2005 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale