25 Mart 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC gerçeği
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Kasım 2000 Pazartesi 

"RÜZGARIN YÖNÜNÜ TAYİN EDEMEYİZ. AMA GEMİLERİN SEYRİNİ AYARLAYABİLİRİZ."

24 Kasım 2000 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye açısından önemli bir gün. Çünkü bugün; K.K.T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Rauf DENKTAŞ'ında katılımı ile yapılan Kıbrıs konulu Çankaya Zirvesinden "TÜRK TARAFININ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİ BAŞKANLIĞINDA YAPILAN DOLAYLI GÖRÜŞMELERDEN ÇEKİLMESİ KARARI" çıkmıştır.

Türkiye ve K.K.T.C'den üst düzey bürokratlarında katıldığı yaklaşık iki saatlik zirve sonunda DENKTAŞ yaptığı açıklamada Türk ve dünya kamuoyuna şu mesajları vermiştir;

"Görüşmelere, parametrelerimiz kabul edilmedikçe devam etmenin yararını görmüyoruz. Sanki tüm Kıbrıs kendilerininmiş gibi kuzeydeki toprakları geri istiyorlar. Oysa kendileri güneyde bıraktığımız toprakları mecburi istimlak kararı çıkartarak ceplerine attılar. Bu gidişata dur deme zamanımız gelmiştir.'Türk kesiminin devleti yoktur'" diyerek masaya oturmamızı isteme hakları varmı.? K.K.T.C.'ni egemenlik hakkı olan Kıbrıs Türkleri kurdu. Bu devlet kurulmamış gibi masada oturup bizimle alay ediyorlar. Bizi ciddiye almıyorlar"

Başbakan Bülent ECEVİT; bir yıldır süren dolaylı görüşmelerden bir sonuç alınamadığına dikkati çekerek "Sayın Denktaş'ın dolaylı görüşmelerden ayrılma kararını destekliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti her zaman ve her konuda K.K.T.C.'nin yanında olmuştur ve olmaya devam edecektir." sözleri ile kararı birlikte aldıklarını ve sonuna kadar uygulayacaklarını vurguladı.

Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta yapılan Avrupa Birliği Ortaklık Protokolü içerisine hiç ilgisi olmadığı halde, Kıbrıs konusu ve Türk -Yunan ilişkileri dahil edilerek konu "adeta biz sizi istemiyoruz" şeklinde bir yöne çekilmişti. Cumhurbaşkanı SEZER ve Genelkurmay Başkanı KIVRIKOĞLU ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla; Avrupalıların bu iki yüzlü ve olumsuz politikalarına dikkati çekmişler ve ortaya sürülen şartların Türkiye açısından kabul edilmesinin mümkün olmadığını kesin bir dille vurgulamışlardı.

Gelelim şimdi ne olacak sorusunun cevabına. İlk defa bu konuda fevkalade iyimserim ve sonucu çok iyi olacak diyorum. Çünkü Devletin zirvesini Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak ilk defa bu derece kararlı ve tutarlı bir davranış içinde bulunduğunu görüyorum. Türk tarafı olarak 26 yıldır; hep barış, uzlaşma, anlaşma ve dialog arayışı içinde oluşumuz daima zaafiyet olarak algılanmış ve her defasında vermemiz istenilen tavizler arttırılmıştır. Oysa Türk tarafının Kıbrısla ilgili bir sorunu yoktur. 26 yıldır adada barış ve huzur içinde yaşayan bir bağımsız bir Türk Devleti vardır. Rum tarafı bu son dialog yaklaşımımızdada konuyu kendileri için çıkmaza sokmuşlardır.

Şimdi top K.K.T.C.'nin ayağındadır. İyi oynadığı takdirde golü atacaktır. Oysa saha yabancıdır. Hakemler taraflıdır ve karşı takımı tutmaktadır. Seyircide karşı tarafı desteklemektedir.

Peki şansımız nedir.? Kanaatimce şansımız artmıştır. Şimdi bütün dünya ABD ve AB başta olmak üzere üstümüze saldıracaklardır. Her alanda bizi taviz vermeye zorlayacaklardır. Bunun için ambargo dahil pek çok silahla bizi tehdid edeceklerdir. İşte şimdi milletçe birlik ve beraberliğimizi yedi düvele göstermenin zamanıdır.

65 MİLYON İNSANIMIZIN KIBRIS UĞRUNA TEK BİR YUMRUK VE TEK BİR SİLAH OLDUĞUNU GÖSTERMENİN ZAMANIDIR. TÜRK MİLLETİNİN GÜCÜNÜ BÜTÜN DÜNYANIN BİLDİĞİNİ, VE BU GÜCÜN GÜÇLÜ ELLERDEKİ ETKİSİNİ RAKİPLERİMİZİNDE ÇOK İYİ BİLDİĞİNİ BİLİYORUZ. ŞİMDİ SABIR VE İTİDAL İLE BEKLEME VE ÇOK TEMKİNLİ OLARAK HAREKET ETME ZAMANIDIR.

Şimdi Türkiye ve K.K.TC ilişkilerine ve neden bizim Kıbrısta bulunduğumuz konusuna bir kere daha bakalım.

26 yıl önceki Kıbrısa dönüyoruz. Kurulduğu 1960 yılından itibaren Kıbrısı Yunanistana bağlamak (ENOSİS) isteyen Rum lider Makarios ve arkadaşlarının Cumhuriyetin ortak paydasını oluşturan Türk Toplumuna karşı 14 yıldır yürüttükleri kanlı eylemler sonuca ulaşamayınca, Yunanistanda iktidarda olan ALBAYLAR CUNTASI kesin sonuç almak istedi. 15 Temmuzda Kıbrısın meşru lideri Makarios'u Nikos SAMPSON isimli bir maceraperest vasıtasıyla kanlı bir darbe ile devirttiler. Nikos Sampson ve ekibi Kıbrıs'ın gerçek sahibi olan Türk Toplumunu topluca katlederek adayı binlerce Yunan adasından biri yapmak üzere derhal harekete geçti...

Kıbrıs'ın Yunanistan'a terki Türkiye'nin savunması açısından son derece sakıncalı ve kabul edilemez idi. Tarihinde bir gün dahi Yunanistan'a ait olmayan bir adanın İngiltere ve Yunanistan ile birlikte anlaşmalarla kurulmasını garanti eden Türkiye'yi dikkate almadan ve adada 500 yıldır egemen olarak yaşayan Türk Toplumunu katlederek Yunanistana bağlanması mümkün değildi. İlgili ülke ve kuruluşlar nezdinde barış sağlanması için bizzat Başbakan Bülent ECEVİT vasıtasıyla girişimlerde bulunan Türkiye; yeterli destek ve muhatap bulamayınca garantörlük antlaşmasının kendisine sağladığı hukuki avantajları kullanarak 20 TEMMUZ 1974 sabahı başarılı bir askeri harekat ile Kıbrısa çıkarak gerçek ve kalıcı barışı sağladı.

Adanın 1915'te İngilizlere devrini müteakip sona eren barış ve huzur dolu günler; 1960 dan itibaren Türk Toplumuna yönelik katliamlarla son haddine ulaşmış ve bu harekat ile iki toplumun fiziki olarak birbirinden ayrılması sonucunda adada tamamen barış ve huzur dönemine girilmiştir. Adada 26 yıldır tek bir silah patlamamıştır. Kıbrıs Türk halkı ,1960 antlaşması gereği adada konuşlandırılan Kıbrıs Türk Alayı ve Kolordu kuvvetindeki Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin destek ve himayesinde barış içinde yaşamaktadırlar.

Bu barışı onlara çok gören batı dünyası Kıbrısı Rumlara vermek için binbir dolap çevirmekte, 26 yıldır bağımsız bir devlet olarak hayatiyetini sürdüren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni israrla görmemezlikten gelmektedirler. Batı ve batı yanlısı devletlerin desteği ile Kıbrıs Rum Kesimi kendisini 1960 'da kurulan iki toplumun ortak yönettiği KIBRIS CUMHURİYETİ'nin gerçek temsilcisi olarak görmektedir .Nitekim son yıllarda bu kesimin Avrupa Birliğine alınması için bütün hristiyan dünyası her türlü gayreti gösterdiğine şahit olunmaktadır.

Oysa Kıbrısta isteselerde, istemeselerde fiilen ve 26 yıldır kendi kendini idare eden müstakil bir Kıbrıs Türk Devleti vardır. Fiili durumun daima hukuki durumun önünde bulunduğunu unutmamak gerekir. Fiili durum böyle olmasına rağmen her şeyi ile müstakil bir devletin özelliklerini taşıyan bu devleti bugüne kadar Türkiye dışında hiç bir ülke siyasi olarak tanımamıştır. 1974 yılında Pakistan ile birlikte bir kaç islam ülkesi tanımak için harekete geçtilerse de ABD ve AB devletlerinin ekonomik ve siyasi baskısı ile korkmuşlar ve tanımaktan vazgeçmişlerdir.

Sonunda fiilen yaşayan ve fakat yaşadığını Türkiye dışında hiç bir ülkenin görmediği bir ülke yani K.K.T.C. meydana çıkmıştır.

Türkiye 26 yıldır Kıbrısı her alanda desteklemiştir. Bu uğurda binlerce evladını seve seve şehit vermiştir. En güçlü ve kuvvetli kolordusunu burada tutmaktadır. Başta ABD olmak üzere müttefikleri olan batı ülkelerinin her alandaki ambargoları ile karşı karşıya kalmıştır. Uluslarası arenada Kıbrıs konusu daima ortaya konularak emperyalist ve işgalci bir devlet muamelesine maruz bırakılmıştır. Ekonomisi önemli zararlar görmüştür. Bütün bunlara rağmen K..K.T.C; Türkiye'nin namusudur, gururudur ve şerefidir. Kıbrıs Türk Halkına ve topraklarına gelecek en küçük kötülük bize yapılmış demektir. Onlarla birlikte bizimde güvenliğimiz tehlikeye gireceğinden, oraya karşı atılan her şer adım bize karşı atılmış gibi kabul edilmelidir.

Bir cümle ile ile özetlemek gerekirse; Kıbrıs Türk Halkı'nın menfaatleri Anadolu Türk Toplumu ile özdeşleşmiştir.O toprakları Antalya'dan, İzmir'den , Trabzondan farklı düşünmek mümkün değildir.

Oysa K.K.T.C yönetim kadrosu ve bir kısım yaşlı halkın dışında, yeni nesil kendilerine kazandırılan bu hür ve özgür ortamı tam olarak benimseyebilmiş ve önemini kavrayabilmiş değildir. Rum tarafının devamlı propagandaları ile Türk Askerini işgalci ve sömürgeci ordu olarak tanımlayan ve açıkça meydanlarda ve basın organlarında çekinmeden bunu ifade edebilen bir kesim mevcuttur.

Peki bu 26 yılda biz ne yaptık . Oralarda boşunamı şehit olduk.? Bugün Kıbrısta doğan ve 26 yaşını huzur ve güven ortamı içinde geçiren Kıbrıs Türkü neden adadaki kendi güvenliği için canını tehlikeye atan Türk askerini sömürge ordusu olarak ,Türkiyeyi'de sömürgeci olarak görüyor. Ve bunu açıkça beyan etmekten de çekinmiyor.

Bu korkunç ve acı manzaranın birdenbire oluşmadığı kesin. Evet her toplumda hainler vardır. Bunlar doğal görülmelidir. Fakat 200.000 nüfuzlu küçük bir toplumda bu düşünceler fiilen her ortamda konuşulur hale gelmiş ise durup düşünmek ve aklı selim ile karar alıp, iş işten geçmeden uygulamak gerekir.

Bu tesbitimi başımdan geçen bir olayla açıklayıp desteklemek istiyorum. 1998 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi son sınıf öğrencilerine Atatürkçülük dersleri veriyordum. O günlerin güncel olayı K.K.T.C'de yapılan ve K.K.K.'mız Org.Hüseyin KIVRIKOĞLU'nun da takip ettiği bir tatbikatta açılan kaza atışı ile tatbikatı seyreden bir albayımızın şehid olması idi. Konuyu basınımız günlerce tefrika etti. Ben savaşı ve olayları bizzat yaşayan bir neslin aydını olan, fakat davasını 24 yıldır anlatamamış bir yönetimin temsilcisi idim . Bizim çözemediğimiz bu sorunu yine herşeyde olduğu gibi devredeceğimiz genç neslin Kıbrıs konusundaki bildikleri acaba nelerdi? Tahsil hayatının sonuna gelen ve ülkemizin en iyi yetişmiş beyinleri olduğu bilinen bu gençler acaba Kıbrısla ilgili olarak ne düşünüyorlardı?

Kendimce çok kolay ve basit olarak değerlendirdiğim aşağıdaki soruları aralarından 4 taneside bizzat K.K.TC vatandaşı olan öğrencilerime sordum.
 - Kıbrıs Neresidir ?
 - K.K.T.C. neresidir ve ne zaman kurulmuştur. ?
 - Türk askeri orada neden tatbikat yapıyor.?
 - Türk Kara Kuvvetleri Komutanı ve Türk Albaylarının orada ne işi olabilir.?
 - Türkiye,Yunanistan Ve İngilterenin Kıbrısla ilgileri nelerdir ?
 - Kıbrıs Türklüğünün tarihi hakkında neler biliyorsunuz.
 - Kıbrıs Türk ve Rum kesimi ne istiyor.? Neden anlaşamıyorlar ?

Soruları sordum. Azda olsa bazı cevaplar alabileceğimi umuyordum. Fakat Kıbrıslı öğrenciler dahil sorular hakkında en küçük bir bilgileri dahi olamadığını görerek, irkildim. Önce gördüğüm manzara beni kızdırdı. Sonra üzdü ve utandırdı. Kendimden ve benim neslimin yaptığı büyük hatadan utandım. Bu çocuklara milli davalarını biz okullarımızda anlatmazsak, bunlar nereden öğrenecekler. Evet, biz bu konuda ne okulda ve ne de başka bir yerde yeni nesillere hiç bir şey öğretmedik. 20 Temmuz'larda yapılan göstermelik bir kaç tören ve konuşmanın genç nesillere hiç bir şey ulaştıramadığını görerek kahroldum.

Aslında bu nesle bunları izah etmek hiç de zor değildi. Kıbrıs'ın Türkler için neden önemli olduğunu; Kıbrıs'ın nasıl Türk olduğunu; nasıl elimizden çıktığını; Kıbrıs Türk Toplumuna ne gibi haksızlıklar yapıldığını; Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasını ve bu konuda T.C'nin garantörlük görevi üstlenmesini; Kıbrıs Barış Harekatı sebep ve sonuçlarını; yıllardır süren toplumlararası görüşmeler ve tarafların isteklerini; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bugünkü durumunu ve gelecekten beklentilerini; özette olsa bir ders saatinde anlatabilmenin mümkün olduğunu uygulayarak gördüm.

Evet sayın yöneticilerim. Bizim jenarasyonun ,yani olayları bizzat yaşayan neslin çözemediğini; konu hakkında hiç bir şey bilmeyen bir nesille nasıl çözeceksiniz.

Kıbrıs Türk halkının Türkiye hakkındaki menfi düşüncelerinin müsebbibi olarak sadece onları göstermek çok yanlıştır. Ayrıca; 26 senedir konuyu dünyanın hiç bir ülkesine anlatamamış ve uluslararası arenada hiç bir destek bulamamamış isek, bunu rakiplerimizin çok güçlü olmasına bağlayamayız. Konudaki eksikliğimiz, iç yönetim zafiyetimizden ve siyasi istikrarsızlığımızdan kaynaklanmaktadır. 26 yıl önce KIBRIS FATİHİ olarak gönüllerde taht kuran sayın ECEVİT bugün yine başbakandır.

Ben Çankaya Zirvesinde alınan kararların sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devletinini; kendini idare edebilecek ve kendi menfaatine uygun kararlarını alabilecek potansiyele ve tecrübeye sahip olduğunu değerlendiriyorum . Kıbrıs Türk Toplumunu ; Anadolu Türk Toplumundan ayrı düşünmek mümkün değildir. Olmamalıdır. Bunun için kendi kendimizi inkar etmemiz gerekir ki, bu asla mümkün değildir.

Kıbrıs politikaları partilerin politikaları değildir. Kıbrıs politikaları; bütün milletin desteklediği milli davranışları içermelidir. Politikacılar parti yöneticilerinin değil, bu konuda milletin sesine ve iradesine kulak vermelidirler.

Milletin desteğinin alınması ve milletin sesinin dinlenmesi için ise bu konunun millete maledilmesi gerekir. Millete maletmek; konuyu bütün çıplaklığı ile ona anlatmakla olur. Oysa görünen gerçek o ki; biz bu davayı milletin hiç bir kesimine anlatamamışız. Onlar bilmedikleri şeye nasıl destek vereceklerdir. Davayı kendi milletine ve Kıbrıs Türk Toplumuna anlatamayan ve onların dahi desteğini alamayan bir yönetimi, diğer millet ve devletlerin desteklemesini beklemek ve anlayışlı olmalarını istemek mümkün değildir.

Sonuç olarak önce bu yanlışı düzeltelim. Yani konuyu milletimize anlatarak önce kendi halkımızın desteğini alalım. Bu destek; siyasilerimizin davada daha kesin , kararlı ve belirleyici adımlar atmalarına önemli katkıda bulunacaktır.

Hayır sayın yöneticilerimiz. Geç kalmadınız. Halkımız anlayışlıdır. Eğer kendisine izah edilirse anlayacaktır. Bunu yapmalısınız. Yoksa bugün "SÖMÜRGECİ TÜRK ASKERİ ÜLKENE DÖN" diye bağıran aldatılmış ve kandırılmış Kıbrıs Türk Toplumunun içinde bulunduğu ruh halini gözünü kırpmadan şehid olarak o topraklara özgürlük götüren asil milletimize izah edemesiniz

Yöneticilerimizin alınan kararlardan sonra artık susmaya hakları yoktur. Konuşacaklar ve bıkmadan konuşarak doğruları halkımıza anlatacaklardır. Kıbrıstaki çarpık görüntünün sebep ve neticelerini, gelinen durumda alınması gereken tedbirleri, ve halkımızdan isteklerini milletimize açıklayacaklar ve mutlaka onların desteğini alacaklardır. Türk Milletinin tam desteğini alan bir iktidarın önünde aşılamayacak hiç bir engel yoktur.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Kasım 2000 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale