25 Mart 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (1)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.-Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1931

 8 Nisan 2005 Cuma 

İkinci Dünya Harbinin sonunu getiren küçük ölçekli 20 Kilotonluk iki adet Atom Bombasının HİROŞİMA ve NAGAZAKİ’ye atılmaları sonucunda o güne kadar kendini doğu Asyanın yenilmez gücü olarak gören Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
Çünkü Atom’un silah olarak kullanılması ile yüzbinlerce insanın bir anda yok edilişi, şehirlerin adeta toz haline getirilişi o güne kadar görülmemişti. Ve bu bilinmeyen güçlü silah savaşın sonunu getirdi.
Silahın etkisini gören ABD ve SSCB hemen yeni nükleer silahların seri imalatına başladılar. İkinci Dünya harbini müteakip başlayan ve 1991 yılında komünizmin çöküp SSCB’nin yıkılmasına kadar devam eden SOĞUK SAVAŞ olarak nitelendirdiğimiz iki kutuplu dünyada ABD ve SSCB kontrolünde giderek sayıları ve güçleri artan Nükleer Silahlar müthiş bir silah dengesi meydana getirdi.
Japonyaya atılan bombanın binlerce kat fazla gücü olan Nükleer silahlar imal edildi. Bu silah sistemleri her an kullanılmaya hazıre bir durumda birbirlerinin stratejik hedeflerine karşı kullanılmak üzere dünyanın muhtelif yerlerine depolandı. NBC(Nükleer + Biyolojik + Kimyasal) silahlarının sayısındaki artış devam ederken teknolojik gelişmelerle birlikte HİDROJEN ve NÖTRON Bombaları geliştirildi. Tarafların elindeki stoklar ve yıkım gücü bu yeni silahlarla birlikte matematiksel olarak arttı.
Her iki taraf elindeki bu güç artık kontrol edilemez boyutlara ulaşınca bu defa araya kırmızı telefonlar girdi. Ve sonunda iki taraf arasında Nükleer Silahların sınırlandırılmasına ilişkin çalışmalar başladı. Fakat bu iş sanıldığı kadar kolay değildi. Çünkü bu silahların tamamen imhası mümkün değildi.
Nükleer güç dengesi oluşunca nükleer silahları elinde bulunduran güçler, Konvansiyonel Silahlar dediğimiz parça tesirli olup, nükleer kabiliyetleri bulunmayan silahları geliştirmeğe yöneldiler. Konvansiyonel silahların menzilleri ile yıkım güçleri arttırıldı. Helikopterler devreye girdi. Bir müddet sonra konvansiyonel silahlarda da bir çeşit dengeye ve doyum noktasına ulaşıldı.
Oluşan silah gücü dengesi muhtemel bir üçüncü dünya harbi için caydırıcı oldu. Çünkü taraflar artık birbiri ile doğrudan topyekün silahlı bir çartışmayı göze alamıyorlardı. Ama aralarındaki menfaat çatışmaları ve sorunları hiç tükenmiyordu. Bu durumda tarafların birbirlerine istediklerini kabul ettirebilmeleri, yani milli çıkarları doğrultusunda hasımları üzerinde yaptırım uygulayabilmeleri için yeni metotlar ve yeni savaş usulleri arandı.
Sonunda aranan silah bulundu. Bu silah “PROPAGANDA”idi . Bu savaşın adı da “PSİKOLOJİK SAVAŞ” olarak adlandırılıyordu. Aslında bu çok etkili ve endirekt olarak hedefe giderek başarılı sonuçlar alınması kaçınılmaz olan savaş şekli yeni ve bilinmeyen değildi. Dünyanın en eski savaş metotlarından biri olan PSİKOLOJİK HARP= PSİKOLOJİK HAREKAT insanlık tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri kullanılıyordu ve hedefi doğrudan insan beyinleri idi.
“Kaleyi içeriden fethetmek” gibi bir atasözü ile de ifade edebileceğimiz bu savaş kitle iletişim araçlarındaki başdöndürücü gelişmeye paralel olarak etkisi giderek artan bir şekilde bütün dünyada etkili ve yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Artık sınırların güçlü ordularla geçilerek, tanlar, toplar ve uçaklar kullanılarak her tarafın yakılıp yıkılmasını gerektiren savaşlar geride kalacaktı.
Bu durumda herhangi bir ülke üzerinde milli çıkarı olan güçler; kendi ordularını kullanmadan hedef ülke insanının birbirleri ile olan çatışma noktalarını körükleyecek, ülkede birbirini yiyen küçük gruplar yaratacak, tarafları birbirlerine karşı destekleyecek, birbirleri ile çatışmaktan harap olmuş ve yıkım haline dönüşmüş ülkede kendilerine müzahir kişileri yönetime taşıyacak, ve bu şekilde hasım ülke kaynaklarını kendi milli menfaatleri doğrultusunda kullanacaklardı….
Türkiye son 50 yılda bu savaşın bütün safhalarını yaşamış bütün acılarını tatmıştır.. Anarşi ve terör ortamı hiç bitmemiştir. Ülkemiz topraklarında tek yabancı askeri üniforma görülmemesine rağmen ülkemizde bin yıldır birbirleri ile kardeş gibi yaşayan insanlarımız arasına sokulan nifak tohumları ile kitleler birbirine düşman edilmiştir. Üretim durmuş, okullar kapanmış, duran ekonomiyi desteklemek üzere bol miktarda dış borç alınmış ve ekonomi çökertilmiştir. İnsanlarımızın beyinleri bilinçli şekilde sürdürülen planlı ve proğramlı yıkıcı propagandanın bütün saldırılarına karşı korumasız bırakılmıştır. Sonunda dünyanın kendi kendine yeten birkaç ülkesinden biri olan, 600 yıl dünyaya hükmetmiş bir dünya devleti oluşturan Türk Milleti kendi kendini idare edemez hale getirilmiştir.
Acıdır ki;bizi bilerek ve isteyerek kendi milli menfaatleri doğrultusunda uyguladıkları Psikolojik Harp ile bu hale getiren ülkeleri kurtarıcı olarak görüp onları çağıracak hale dahi getirildik…
Son elli yılda ülkemizin ve mlletimizin yaşadığı olayları alt alta gazete küpürlerinden takip edersek nereden nereye geldiğimizi, bizi biz yapan milli kültür değerlerimizin dilimiz, dinimiz, tarihimiz başta olmak üzere nasıl dejenere edilip yozlaştırıldığını görebiliriz.
Sonuç olarak; dünyayı yeniden yapılandırmak için bir çok proje üretip bunları birbiri peşisıra yürürlüğe sokan küresel güçler bulunduğumuz coğrafyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir. Bu küresel mihraklar; geçmişte üniformalı askerleri ile ülkemizi işgale geldiklerinde bu milletin ne yaptığını, nasıl tek yumruk haline gelip yoktan varolduğunu gayet iyi bilmektedirler.
İşte bu yüzden yeni savaş şekli PSİKOLOJİK HAREKAT metotlarını kullanmakta, hem ucuz ve hem de uygulaması kolay olan bu savaş sonunda hedeflerine adım adım yaklaşmaktadırlar. Ülkemiz elli yıldır çok yönlü, çok maksatlı yoğun bir psikolojik saldırı ile karşı karşıyadır. Küresel güçler geçen süre zarfında önemli mesafeler almışlar, pek çok savunma mevzimizi ortadan kaldırmışlar, içeride kendilerine yeterli destek ve yandaş bulmuşlardır. Bu saldırı tam teslimiyetimize kadar devam edecektir. Halkımızın bu savaşı iyi bilmesi ve küresel oyunlara alet olmaması gerekmektedir.
Bu yazı dizisinde PSİKOLOJİK HARP konusunda bilinmesi gereken temel kavramları vermeye çalışacağım. Belki bilmeden şer güçlerin aleti olan birkaç kişiyi kurtarabilirim. Belki karşı tarafın oyunlarını ortaya çıkarmada katkıda bulunabilirim…


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Nisan 2005 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale