27 Mart 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kim bunlar?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 25 Ocak 2000 Salı 

Kitle iletişim araçlarındaki gelişmenin en üst seviyesine ulaştığı bir çağı yakaladık. Afrikanın filanca kabilesindeki olayı evimize taşıyan modern teknoloji; yaklaşık bir haftadır ülkemizde ceryan eden ve adeta ilkçağlarda meydana gelebilecek vahşetin görüntülerini dünya insanlığının evlerine taşıyor. Onlarda bizim gibi şaşkınlardır herhalde.

Evet basınımızın güzel yakıştırdığı sıfatı kullanmak gerekirse bahsettiğim HİZBULVAHŞET. Aslında vahşet kelimesi bile bu yapılanları anlatmaya yetmiyor. Bunları her ne sebeple olursa olsun allahın yarattığı en güzel ve asil canlı olan insanoğlunun gerçekleştirdiğini düşünmek dahi korkunç. İnsanın bu derece vahşileşebilmesi için nasıl makül bir sebep olabileceği hususunda ise hiç bir yorum yapamıyorum. Sonunda normal bir insan beyninin bunlara mutlaka hayır demesi gerçeğinden yola çıkarak bu insanların çok aşırı bir ruhi bunalım içinde olduklarını kabul etmek zorunda kalıyorum.
Dünya üç hafta önce aydınlık ve huzur dolu günlerin özlemiyle yeni bin yılı karşılarken, “artık Avrupalı oluyoruz, medeni dünyaya entegre oluyoruz” derken birdenbire milletçe şoka girdik.Bir anda ülkemizin her tarafından, evlerden ,tarlalardan cesetler toplanmaya başladı.Adeta “ yıllarca mezarlık üzerinde yaşamışız” hissine kapıldık.

KİM BUNLAR; tanımadıkları insanları kaçırıyorlar, akla hayale gelmedik usüllerle işkence ediyorlar, vahşice katlediyorlar, yaşadıkları evlere gömüyorlar, hiçbirşey olmamış gibi çoluk çocuğu ile bu mezarlıkta yaşamaya devam edebiliyorlar.

NEDEN; bir insan bütün bunları hangi ülkü, hangi hedef ve hangi ideal uğruna yapabilir.Hangi kültür, gelenek ve nasıl bir eğitim ile bu hale gelebildiler.? Cevabı çok zor bir soru......

Şimdi ülkemizin bütün saygıdeğer sosyologları , toplum psikologları , pedagogları ile din adamlarımız biraraya gelerek bu toplumsal yaranın sebeplerini, meydana geliş şartlarını, korunma yollarını bilimsel olarak her yönü ile incelemeli, açıklama bekleyen şaşkın haldeki aziz milletimizi aydınlatmalıdır. Nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda arayış içinde oldukları belli olan devlet görevlilerini uyarmalı ve yönlendirmelidirler.

Bu çalışmalar devam ederken yapılacak en önemli faaliyet; hiç bir sebep ve yeni gündem maddesinden etkilenmeden soğukkanlı bir şekilde bu dehşet verici şebekenin bütün unsurlarıyla yakalanarak etkisiz hale getirilmesidir.

Etkisiz hale getirilmesi cümlesini ifade ederken bütün hukuki yolların kullanılmasını, eksik kalan yerde acilen T.B.M.Meclisinin devreye sokularak ilave yetkiler alınmasını kastediyorum. Hapishanelerimizin bugün içinde bulunduğu durumu sayın Adalet Bakanımız sık sık dile getiriyor. Hapishanelerimiz bu insanlar için devlet kontrol ve gözetiminde geri kalan eğitimlerini ve teşkilatlanmalarını tamamladığı yerler olmasın.

Gelelim konunun diğer yanına. Bu insanlar bir hafta önce gökten zembille inmediler.Yıllardır varlıkları ve yaptıkları biliniyordu. Birkaç yıl geriye gidilerek yapılan basit bir basın taraması dahi bunlar hakkında çok şey bilindiğini açıkça gösteriyor. Fakat her ne sebeptir bilinmez bugüne kadar bekleniyor.

Konuya üst seviyeden bakalım. Hukuk devletiyiz. Hukuki kuralları hazırlayan ve iyi çalıştığını değerlendirdiğimiz bir meclisimiz var. Binlerce yıllık devlet tecrübesi ve geleneğine sahip olduğunu bildiğimiz ve en küçük birime kadar ulaşmış yürütme teşkilatımız da var. Ülkede hiç kimse ve hiç bir sistem boşlukta değil. Herkezin ve herşeyin bağlı olduğu ve kontrol edilebildiği sistemler oluşturulmuş. Mahallede ve köyde iğneden ipliğe her şeyden sorumlu muhtarlarımız, apartımanlarda yöneticimiz, sitelerde site yönetimlerimiz var. Her köşebaşında polis veya jandarmamızın karakolu var. Silahlı Kuvvetlerimiz dışında en az 300 000 kişilik eli silahlı yetişmiş kolluk kuvvetlerimiz var.

Bütün bunlara rağmen meydana çıkan görüntüleri anlamak mümkün değil. Bir millet; bu kadar “ vurdum duymaz ve adamsendeci” hale gelemez. İnanmak mümkün değil. Geleneksel Türk misafirperverliği her yeni geleni kucaklar ve bir nevi kontrol ederdi. Ne oldu bize nasıl çevremize bu derece duyarsız hale geldik. ”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” derken, o yaşayan yılanın ikinci hedefinin biz olacağı gerçeğini neden göremiyoruz. Biraz önce sosyolog, toplum psikologları ve pedagoglardan bahsederken kastım ,bu genel yapı bozukluğunun artık ele alınması zamanının geldiği gerçeğinden kaynaklanıyordu.

28 Şubatta devletin tepesinde başlatılan “İRTİCA’NIN BİRİNCİ TEHDİT HALİNE GELDİĞİ VE BUNA KARŞI GECİKMEDEN TEDBİR ALINMASI” ile ilgili çalışmanın gerekçesi , bugün sanırım açıkça anlaşılmıştır. Bilindiği gibi İRTİCA’nın din ve dini duygularla tek ilgisi ; milletin bu doğuştan varolduğuna inanılan kutsal duygularının istismar edilerek kendi siyasi emelleri yönünde kullanılmasıdır. Yoksa yapılan hareketlerin en büyük engelleyicisi ve karşı koyucusunun yüce dinimiz müslümanlık olduğunu aziz milletimiz çok iyi bilmektedir.

İBDA-C’ler ,HİZBULLAH’lar maalesef gerçektir. 28 Şubat kararlarında tarif edilenler; evi ve cami arasında dinini bütün güzelliği ve özelliği ile yaşayan mütedeyyin Türk halkı değildi. Bir kısım basınımızın 28 şubat kararlarını dillerine dolayıp bunları; Silahlı Kuvvetlerimizi karalamak için adeta bir araç olarak kullandıklarına milletimiz şahittir. Tabiidir ki yakalananlar teröristtir. Teröristin dini, ahlakı ve milliyeti olmaz. Olamaz. Bunlar bataklık tarafından üretilen sivrisineklerdir. Teröristler yakalanıp layık oldukları cezayı hukuk içinde alırlar. Fakat bu sorunu çözmez. Bilakis canlı tutar, ayakta tutar, reklamını yapar ve gündemde kalmasını sağlar.Yapılacak şey; bu sivrisinekleri üreten ve besleyen bataklığı bulmak ve el birliği ile bataklığı kurutmaktır.

Devletimiz güçlüdür. Kolu bacağı uzundur. Her yeri görür, herşeyi işitir ve bilir. Anarşi ve terörle mücadelede cok ciddi tecrübeler edinmiş yetenekli kadrolara sahiptir. Kendisine ve halkının birlik ve bütünlüğüne kalkacak koları kırar. Onları bu yaptıklarına pişman eder.

Günümüzde ülkemizin coğrafyasından kaynaklanan değeri ve bu değere gözdikenlerin tehditleri giderek artmaktadır. Türkiye ne zaman güçlense, birlik ve beraberlik içinde kalkınma hamlelerini başlatsa; dış kaynaklı tehdit odakları ağa babalarından aldığı talimata uygun olarak ve kendilerine verilen ölçüler içinde kalmak şartıyla ülkemizi ve milletimizi zor durumlara sokmaktadır. Bu son derece doğal olgu dün vardı. Bugün var. Ata yadigarı ve şehid kanlarıyla sulanmış bu topraklarda tek Türk kalana kadar devam edecektir. İstikrarsız, birbiri ile kavgalı, sosyal patlamanın eşiğine gelmiş, ekonomisi felç olmuş bir Türkiye en büyük hayalleridir. Halkımız üzerine kendileri gelmezler,daima maşa kullanırlar. İsimleri zamana ve zemine göre değişir. Dün DEV-YOL, TİKKO, PARTİZAN v.s. idi. Bugün PKK’dır. HİZBULLAH’tır. İBDA-C ‘dir. Yarın X, Y, Z olacaktır. Bu bilinmeli ve bununla yaşamaya alışmalıyız. Yani önceden tedbir almalıyız. Bizim bölünmemizden, parçalanmamızdan fayda uman şer güçler; her zaman ve her fırsattan istifade ile çalışmaktadırlar. Bu tesbiti yapıp, devamlı hazır ve müteyakkız bulunduğumuz takdirde bu ülke ve millete hiçkimsenin zarar veremeyeceği kesindir.

Şimdi devlet ve toplum olarak neleri yapabiliriz konusunu biraz açalım:

- Devlet ve toplum devlet olarak bu olaylar karşısında itidalli, soğukkanlı, sağduyulu ve sabırlı davranmalıyız. Dünyanın bütün şer kaynaklarının işini gücünü bırakmış bizi izlediğini unutmamalıyız.

- Öncelikle aralıksız çalışarak suçluları ve yandaşlarını yakalayıp adalete teslim ederek muhtemel suçlarını önlemeliyiz.

- Basının haber verme özgürlüğü adı altında yalan-yanlış ve yersiz bilgileri abartarak halkı galeyana getirmesini önlemeliyiz. Bunun tek yolu basına sansür koymak değildir. İlgili ve yetkili kişilerin yapacakları periyodik basın açıklamaları ile basını birinci elden doğru bilgilerle beslemektir.

- Televizyon ve radyolarda birbiri ardına çıkan ve kendisini terör uzmanı olarak tanıtan kişilerin yarım yamalak bilgi kırıntıları ile halkın kafasını karıştırmaları ve konuya ilişkin bilinçsizce sarfetikleri sözlerinin güvenlik güçlerinin işini zorlaştırması önlenmelidir

- En kısa sürede bir bilim heyeti oluşturularak bu sivrisinekleri yetiştiren bataklığı kurutmanın bilimsel metotları bulunmalıdır. Yöneticilerimizin tutum ve davranışlarını buradan gelecek bilgilere göre ayarlamaları sağlanmalıdır.

- Bu vahşeti gerçekleştirenlerin cezası hukuk kuralları sonuna kadar zorlanarak en kısa sürede verilerek caydırıcı olması sağlanmalıdır.

- Mahalli yönetici ve güvenlik güçleri ile istihbarat kaynaklarımızın olayların bu seviyeye kadar gelişini görememeleri ve önceden tedbir alamamaları dikkat çekicidir. Bu husus bütün yönleriyle incelenmeli ve ihmali görülenler hakkında yasal işlem yapılarak bundan sonra yapılabilecek ihmaller önlenmelidir. Görülen odur ki hedef doğru tesbit edilememiş, güvenlik güçleri iyi yönlendirilememiştir. Eldeki bilgi ve belgelerden yeterince istifade edilememiştir. Dünkü gazetelerden birinde manşetten ve çok üst düzey bir istihbarat yetkilisine atfen verilen bir habere göre;” ceset sayısı bini aşabilirmiş” buna pes derler. Neredeydiniz ?diye sorarlar. Ne tedbir aldınız? derler ? GÜVENLİK GÜÇLERİMİZİ GÜÇSÜZ GÖSTERMEYE KİMSENİN HAKKI YOKTUR.

- Yalan- yanlış bilmeden ve anlamadan “ devletin bu örgütü desteklediği ve PKKya karşı kullanmak üzere bizzat yetiştirdiği” gibi akıl almaz yakıştırmalar ; haber ve köşe yazısı olarak basın ve yayın organlarımızda yer almaktadır. Bu son derece yanlış ve sakıncalı bir davranıştır. Ve de suçtur. Devlet hukuk demektir. Devlet suçlu ile ortaklık kurmaz. Hukuku yapar ve uygular. Devlet içinde görev alıp suç örgütleri ile irtibat kurup, suçluyu koruyan ve kollayanlar olabilir. Fakat bu kendilerini bağlar ve bu şekilde işledikleri suçun hukuk içinde belirlenen cezasını mutlaka görürler. Bu her ülkede ve her devirde olmuştur. Bunların suç ortaklığını devlet ile bağdaştırmak gaflettir, delalettir ve hatta vatana hıyanettir.

- Diyanet İşleri Başkanımız çok güzel bir açıklama yaptılar. Bunların yaptıklarının değil islamiyetle, hiç bir dinle ilgisi oladığını bildirdiler. Canilerin islam adına bu işi yaptıklarını belirterek islamı küçük düşüremeyeceklerini vurguladılar. Kendisine katılıyorum. Allah tanımayan ve şeytana tapan satanistlerin yaptıkları vahşet bunların yanında hiç kalır. Allah islah etsin...

- Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus. Bu kişilerin ruhi durumlarındaki bozukluktur. Bilindiği gibi hukuk akli dengesi yerinde normal insanlar için geçerlidir. Bunların yeri hukuk mercileri ile birlikte hastahanelerdir. Çok ciddi bir tedaviye ihtiyaçları olduğu kesindir. Olaylar; basit bir polisiye olay gibi düşünülmemelidir. Efendim biz yakaladık. Sorguladık. Yargıladık. Hapsettik ile geçiştirilmemelidir. Bu toplumsal vahşeti meydana getiren bütün şartlar titizlikle ortaya çıkarılmalıdır. Yani bu sivrisinekleri üreten bataklık bulunarak bunun kurutulması tedbirleri acilen alınmalıdır..

- Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür. Bu gücünü ispata hazırdır. Fırsat doğmuştur. Hukukun kuralları içinde bu gibi şer odaklarının kökünün nasıl kurutulacağı bir kere daha dünyaya ispat edilecektir.

Buna inanıyorum ve bekliyorum...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
25 Ocak 2000 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale