22 TEMMUZ 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






15 yeni üniversite ne anlama geliyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Üniversite kurmaya verdiğimiz önemi söylemek isterim .Yarım tedbirlerin kısır olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi maarifte ve kurulan üniversitede de radikal tedbirlerle yürümek kat'i kararımızdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1933

 13 Şubat 2005 Pazar 

Üniversiteler bir ülkenin yönetici kadrosunu, yani beyin takımını yetiştirir. Yüksek öğrenim yuvaları olan Üniversiteler bir ülkenin kalkınmışlık göstergesidir.
Üniversiteler bir ülkenin bugününün ve geleceğinin teminatı olan bilim ve teknolojiyi yaratan üretim merkezleridir. Bilim ve teknolojiyi kendi üretemeyen ülkeler, daima bilgiyi üreten ve ürettiği bilginin istediği kadarını dışarıya satan ülkelerin gerisindedir ve bu ülkelere bağımlı kalmak zorundadır.
Bu kaçınılmaz gerçek ortada iken, ve küresel güçler ürettikleri bilgiyi kendi belirledikleri yöntemlere göre dağıtıp, hedef olarak seçtikleri ülkeleri hızla kendilerine bağımlı birer uydu devletçik haline getirirken, bulunduğu coğrafyada bölge ve dünya gücü olmaya aday bir ülke konumundaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bilim ve teknolojinin üretim merkezleri olan üniversitelere gereken önemi vermemesi düşünülemez.
Konuya bu açıdan yaklaşıldığında Başbakan Erdoğan'ın "Bu yıl 15 üniversite açılışımız olacak. Buna yönelik altyapı çalışmaları, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Yılın ortasında bunu Meclis'e getirip 15 üniversiteyi ilan edeceğiz" sözlerine sevinmemiz gerekir. " Demek ki devletimiz Üniversitelerimizin önemini anlamış ve bu konuda yapılanları yeterli görmüyor. Daha 15 yeni üniversite kurarak bilim ve teknoloji üretimini geliştiriyor" diye düşünmemiz gerekir.
Olayın halk nezdinde anlatımı ve algılanması bu şekilde olmak zorundadır.
Bugün 24' ü vakıflara ait Özel ve 52 'si devlete ait olmak üzere yurt sathına yayılmış tam 76 adet üniversitemiz vardır. Gelişmiş batı ülkeleri standartları ile mukayese edildiğinde bu sayı yeterli olmayabilir. Mutlaka yenilerinin açılma ihtiyacı olabilir. Bu çok doğaldır.
Fakat bu ihtiyaçların tesbiti siyasi oy kaygıları ile değil, gerçek ihtiyaçlara göre yapılmalıdır. Bugün biliyoruz ki mevcut üniversitelerimiz bulundukları İl ve ilçelere canlılık getirmişler, sosyal ve kültürel hayatı canlandırmışlar, yeni istihdam yaratmışlar, bölge ekonomisine katkıda bulunmuşlardır. Ve sonunda bölgeye yönelik üretttikleri projelerle ekonomik ve sosyal hayatı bilimsel metotlar kullanarak hızla kalkındırmışlardır.
Bu gerçek ortadadır. Ve doğal olarak üniversite veya fakültelerin bulunduğu yerleşim merkezlerinin kaydettikleri baş döndürücü gelişme, beldelerinde üniversite olmayan il ve ilçe halkının dikkatini çekmektetir. Ve bu bölgeler halkının da seçtiği yöneticilerinden ilk isteklerinin başında kendi yerleşim merkezlerinde de bir üniversite açılması gelmektedir. İşte bu safhada, yani gelen talepler karşısında bunalan yetkililerin konuya siyasi rantları açısından değil, açılacak üniversitenin ülkeye getireceği yarar açısından yaklaşmaları gerekmektedir.
Üniversite eğitim ve öğretimi çok pahalıdır. Pahalı olması binalar, labaratuvarlar gibi madddi alt yapıya sahip olma zorunluluğundan değildir. Para asıl araştırmalar için lazımdır. Üniversiteler araştırma yapabilmeleri ve doğru sonuca ulaşıp çıkan sonuçları üretim ile uygulama alanına aktarabilmeleri için bitmek tükenmek bilmeyen bilimsel araştırmalar yapmak zorundadır. İşte para bunun için gereklidir. Eğer bir yerde üniversite kurulacaksa, bu kuruluştan elde edilmesi istenen sonuç iyice belirlenip gerekli maddi imkanlar temin edildikten sonra kurulmalıdır.
1983 yılında YÖK'ün kurulmasını müteakip ülkemizdeki üniversite sayısı 19'a ulaşıp Anadolu'ya yaygınlaştırıldığında köklü üniversitelerimizin tanınmış öğretim üyeleri basın yayın organlarında feryat ederek bunun yanlışlığını vurgulamışlar, "Bakkal dükkanı gibi üniversite açıyoruz." diyerek yanlış yapıldığını dile getirmişlerdi.
O zaman nüfusumuz 56 Milyon civarında idi üç milyon kişiye bir üniversite düşüyordu, ve bu şikayetler yapılıyordu. Oysa bugün üniversite sayımız yetmişaltıya yükselmiştir. Ortalama 850.000 kişiye bir üniversite düşmektedir.
Aslında burada önemli olan üniversite ve fakülte sayısı değildir. Önemli olan eğitimin kalitesi ve uluslararası boyutlardaki yeterlilik derecesidir. Eğitiminin kalitesi ise bina ve maddi alt yapı ile değil, öğretim üyelerinin kalitesi ile ölçülür. Bugün uygulamada görülen yukarıdan gelen emirle orta öğretim kurumu açar gibi üniversite açılması yüzünden hem eğitim ve öğretim kalitesiz oluyor, hem de para döküp eğittiğimiz insanlarımıza iş imkanı yaratamıyoruz. Ellerine diploma verip sokağa salmayı Yüksek Öğretim olarak algılıyoruz..
Mezun olduktan sonra mesleğini icra edemeyecekse biz gençlerimizi neden eğitiyoruz, neden zaman, emek ve para harcıyoruz?
Nitelikli işgücü çok önemli ama, bizde boşa gidiyorsa tedbir almak durumunda değil miyiz ?
Yetişen nesillere iş bulmak değil, ihtiyaç alanlarına göre insan yetiştirmek daha doğru bir davranış değil mi ?
Herkes üniversite bitirmek zorunda mı. İşe göre insan yetiştirmek gerekmez mi?
İşte ben bu yeni 15 üniversite kurulması kararının ardında bu soruların cevaplarının bulunmadığını, yani yine iyi bir planlama yapamadığımızı düşünüyorum.
--------------------
Başbakanın belirttiği ve Milli Eğitim Bakanı'nın üzerinde çalışmaların devam ettiğini söylediği yeni 15 üniversite kurulması kararı; eğer seçmenlerin isteklerine uyarak bir iki apartıman dairesinde açılacak gecekondu üniversiteler şeklinde uygulanacaksa ben bunun şiddetle karşısında olduğumu belirtmek istiyorum.
Yok eğer gerekli bütün çalışmalar yapıldı ve bu yeni kurulacak üniversiteler, gerek alt yapı ve gerekse bilimsel çalışmanın gerektirdiği titizlikte çalışacak yeterli öğretim üyesi ve idari personel şimdiden belirlendi ise bu hareketi herkezden önce alkışlamaya hazır olduğumu da bildirmek istiyorum.
Fakat bunun böyle olmadığını 18 yıldır üniversitelerimizde ders veren bir öğretim üyesi olarak yakından biliyorum ve diyorum ki; Siz elinizdeki mevcut üniversiteleri işletecek yeterli bilimsel kadrolara sahip değilsiniz. Üniversitelerimizden yetişen ve her biri birer cevher değerindeki yetenekli genç beyinlerimizi elinizde tutmayı dahi başaramıyorsunuz.
Bütün yetenekli gençlerimizi, yani dünya bilimine ve insanlığa katkıda bulunacak super beyinlerimizi yurtdışına kaçırıyorsunuz. Gidenleri geri döndürerek bilgilerinden ülkemiz adına yararlanmamızı sağlayacak yeterli bilimsel çalışma ortamını sağlamaktan kaçıyorsunuz. Onların gittikleri ülkelerde ulaştıkları bilimsel seviyenin hala çok altındasınız.
O halde Üniversiteler konusunda bugün yapılacak olan yeni üniversitelerin açılması değildir. Yapılacak acil iş mevcut üniversiteleri gerçek birer bilim yuvası haline döndürmek olmalıdır.
Üniversitelerin bilimsel açıdan yeterliliği için de binalar ve teknolojik imkan yaratan maddi sistemler tali hususlardır. Önce bilim adamına yeterli saygı gösterilmeli ve ona insanca yaşayacağı ekonomik imkanlar verilmelidir. Onlara maddi kaygı ve siyasi baskı korkusu olmadan beynini bilimsel çalışmalara yönlendirecek ortam hazırlanmalıdır. Oysa bugün üniversitelerimiz bunlardan tamamen uzaktadır.
Bilim yapıyoruz diyerek Türkçe yerine kullanılmaya çalışılan İngilizce dili ve bilim adamlarının yükselmelerinde zorunlu hale getirilen İngilizce yayın yapma gibi anlamsız tutumlar, önce bilim adamlarımızın sonra öğrencilerimizin ve bunların doğal sonucu olarak da üniversitelerimizin bilimsel yeterlilik derecesini düşürmüştür. Yani üniversite sayımız artarken bilimsel yeterlilik düzeyimiz giderek düşmektedir.
Zaten bugün birkaç zengin çocuğunun istihdamından öteye fazla bir varlık gösteremeyen Vakıf Üniversitelerinin dışında devlet üniversitelerimizin çok ciddi alt yapı sorunları vardır. Üniversitelerimizde de, tıpkı ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarımızda olduğu gibi, bina, derslik, kütüphane, laboratuar, spor ve sağlık tesisi gibi fiziksel altyapı yetmezlik ve noksanlıkları ciddî boyutlardadır ve üstelik giderek de büyümektedir. Bunlar çözümlenmeden yeterli bir eğitim ve öğretimden söz etmemiz mümkün değildir.
Üniversitelerimiz siyasi rant elde etme yerleri olmamalıdır. Ne yazık ki son 20 yılda gelen iktidarlar tarafından üniversiteler siyasi rant aracı olarak görülmüş ve olur olmaz yerlere ihtiyaç olup-olmadığına bakılmadan yeni üniversite ve fakülteler açılmıştır.
Bugün YÖK kaynaklarından öğrendiğimize göre maddi alt yapısı olmadığından ve öğretim üyesi verilemediğinden, ve en acısı öğrenciler tarafından tercih yapılmadığından pek çok fakültemiz sadece kağıt üzerinde kalmıştır. İşte bu yüzden yeni 15 üniversite açılmadan önce mevcutların gerçek üniversiteye çevrilmesinde ülkemiz açısından yarar mütalaa edilmektedir.
Üniversitelere girmek bir dert, okumak ayrı bir dert ve mezun olduktan sonra iş bulmak ayrı bir derttir. Mezun olan pek çok gencimizin iş bulamadıkları için zoraki Master eğitimi yaparak ailelerinin parasıyla geçindikleri bilinen bir gerçektir. Tarım ülkesi olan Türkiyede Ziraat Mühendisleri dahi işsizdir. Ancak süpermarketlerde kasiyer olarak iş bulabilen bu diplomalı işsizler ordusu toplumsal çöküntünün ilk ama tehlikeli işaretlerini vermektedir. Bu gidişin toplum psikologları tarafından titizlikle incelenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak;
Üniversiteler herhangi bir eğitim ve öğretim kurumu değildir. Üniversite; bir yandan lisans düzeyinde eğitim vererek kaliteli işgücü temin ederken, diğer yanda da bilimsel araştırma yapan( yapması gereken) en üst düzey öğretim kurumlarıdır.
Her üniversite bir araştırma merkezidir. Meseleye bu açıdan baktığımızda, lisans düzeyinde ders veren öğretim üyelerimizin ayni zamanda bilimsel çalışmaları da bununla birlikte yürütmeleri gibi bir manzara ortaya çıkmaktadır. Yani öğretim üyelerinden hem ders verip, hem de bilimsel çalışma yürütmesi istenmektedir. Çünkü sadece araştırmaya ve bilimsel çalışmalara yönelik üniversitelerimiz yeterli sayıda değildir.
Bu durumda haftada 16 saat ders veren bir öğretim üyesinin sağlıklı bir bilimsel araştırmaya gücü ve zamanı kalmamaktadır. Dolayısıyla bilim yuvalarımız; bilim yuvası olmaktan çıkmakta liselerin biraz daha ötesinde eğitim düzeyine ulaşmış, geleceği ve yenilikleri araştıramayan, kendini geliştiremeyen ve sadece elindeki mevcudu kullanmakla yetinen birer yüksek okul hüviyeti göstermektedir.
Çare yeni üniversiteler açmak değil, mevcutları gerçek üniversite haline getirmektir...
Eğer küresel stratejistlerin söylediği gibi 21 nci asrı "Türk Asrı" yapacaksak, bunun yolu sadece üniversitelerimizin gerçek bilim yuvaları haline dönüştürülmesinden geçmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Şubat 2005 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale