27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürkçü Düşünce Sistemi - 28
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Milletler yerleştikleri toprakların gerçek sahibidirler. Ancak o topraklarda insanlığın da temsilcisi olarak bulunurlar. Oradaki kaynaklardan kendileri faydalanırken bütün insanlığı da faydalandırmakla yükümlüdürler. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk -1928

 9 Şubat 2005 Çarşamba 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN EVRENSEL BOYUTLARDAKİ DEĞERİ NEDİR ?
Atatürkçü Düşünce Sistemi gerek çağdaşı olan ve gerekse tarih boyunca insanlığa yön vermiş düşünce sistemlerinin hiç birine benzemez. Kendine özgü kuralları olan milli bir sitem olmasına rağmen tüm insanlığın refah ve mutluluğu için çalışmayı esas aldığı için evrenseldir.
Atatürkçü Düşünce'de gerek tek tek milletin fertleri ve gerekse millletler arasında kin, nefret ve intikam duyguları yer almaz. Bu düşüncenin temelinde sevgi ve kardeşlik hakimdir. Kölelik ve sömürüye kesinlikle yer yoktur. İnsanların birbiri ile dayanışma içinde insanca yaşaması hedeflenmiştir.
Atatürkçü Düşünce'de genişleme zihniyeti ve bu zihniyetle birlikte oluşan saldırgan olma yoktur. Tüm ülkelerin birbirinin toprak bütünlüğüne ve içişlerine karışmama prensibi benimsenmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manşette yer verdiğim sözü bu durumu açıkça izah etmektedir.
Atatürkçü Düşünce fertlerin mülkiyet haklarına saygılıdır ve bu hakkı şiddetle savunur. Ayrıca ekonomide de devletçiliği değil özel teşebbüsü benimser. Devletin ekonomiye müdahalesinin ferdi teşebbüsün güçlendirilmesi için olduğunu kabul eder.
Atatürkçü Düşünce sosyal hukuk devleti ilkelerine dayanan laik bir devlet düzeni öngörmektedir. Bilimsel çalışma teknolojik gelişmeyi çağdaşlaşma ve ilerlemenin temel şartı olarak alır.
İşte bu temel özellikleri nedeniyle Atatürkçü Düşünce evrensel bir düşünce sistemi haline dönüşmüştür. Bugün bütün insanlık alemi O'nun fikir ve düşüncelerinden feyz almaktadır. Düşüncelerini benimsemeyenler dahi, "Acaba Atatürk bu konuda ne diyordu, ve ne yapmıştı?" diyerek O'nu okumaya ve anlamaya çalışmakta ve nihayet kendi hareket tarzları için yol gösterici olarak yararlanmak istemektedir.
Bir bakıma halklarının kurtuluşunu, refah ve mutluluğa ulaşma reçetesini O'nun TUTARLI, DENGELİ ve UYGULANABİLİR görüşlerinde aramaktadırlar.
Atatürkçü Düşünce'nin tamamen milli bir yapısı olduğunu bundan önceki bölümlerde değinmiştim. Bu düşünce sisteminin Türk Milletinin istek ve ihtiyaçlarına göre kurgulanmış, ve milletin yapabilme kudret ve kabiliyeti içinde olup, onları seçilen milli hedefler doğrultusunda yönlendirecek bir seri kurallar manzumesi olduğunu anlatmıştım. Ayrıca hiç bir yabancı düşüncenin etkisi altında kalınarak hazırlanmadığını, ve hiç bir yabancı ideoloji ile birlikte ifadesinin mümkün olmadığını vurgulamıştım.
Peki ne olmuştur da, tamamen bizim olan ve sadece bizi yüceltip, yükseltmeyi amaçlayan bu fikirler ile ile yapılan uygulamaların başarısı; adeta dünya milletlerinin baştacı ettiği bir sisteme dönüşmesine yol açmıştır.
Ve neden O'nun fikir ve düşünceleri bizimle beraber dünya milletleri tarafından da incelenmeye, benimsenmeye ve uygulanmaya başlamıştır. İşte bu sorularının cevabını bulmak zorundayız.
Aslında bunun bir tek cevabı vardır. Bu düşünceler bugüne kadar ortaya konulan bütün düşünce sistemlerinden farklı ve tutarlı olduğu için ve sadece bizi değil, bütün insanlığı kucakladığı için, yani güçlü olduğu için evrenselleşmiştir.
Kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişme ile Atatürkçü Düşünce'nin evrenselleşme faaliyeti de hız kazanmıştır. Türk milleti için büyük bir gurur kaynağı olan Atatürkçü Düşüncenin evrenselliği konusu üzerinde önemle durulması ve bunun sebeplerinin ülkeler bazında bilimsel çalışmalarla açığa çıkarılması gerekmektedir.
1977 yılında Harp Akademileri ile birlikte Pakistan'a yaptığımız gezide konu ile ilgili dikkatimi çeken bir hususu burada sizlerle paylaşarak yabancı gözlerin Atatürk'e bakışını daha iyi anlayabileceğimizi değerlendiriyorum.
Üst düzey asker ve sivil bürokratların birlikte okuduğu Rawal Pindi'deki Güvenlik Akademisini ziyaretimizde kütüphane bölümününde bizi kapısında "Atatürk's Library" yazılı bir salona getirdiler. Kapıdan girerken buranın sıradan bir kütüphane olduğunu ve Atatürk ile ilgisinin sedece isminden ibaret olacağını düşünmüştüm. Oysa oldukça büyük salonun raflarındaki kitaplarının tamamının Atatürk ile ilgili olduğunu gördük. Hayatımda ilk kez bu kadar çok Atatürk kitabını bir arada görmüştüm. Bu kitapların içinde Türkçe kitapların sayısı da çok değildi. Hemen her dilden ve bilhassa Arap alfabesi ile yazılı olanların çokluğunu hemen göze çarpıyordu.
Bu kitaplar nereden, nasıl geliyor ve neden geliyor? Sorusunun cevabı çok ilginçti. "Biz bu kitapları para ile almıyoruz. Bu akademide ve Silahlı Kuvvetlerin diğer okullarında okuyan elli kadar yabancı ülkeden gelen öğrenciler getiriyorlar ve kütüphaneye bağış yapıyorlar." Sonra bize bu ülkeye dışarıdan gelecek öğrenciler için hazırladıkları rehber broşürü gösterdiler. Broşürde ülkelerinden gelirken neleri getirecekleri listesine şu cümleyi ilave etmişler. "Kendi diliniz ile yazılmış en az üç adet Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili kitap veya doküman". İşte bunlarla bu Atatürk Kütüphanesi oluşmuş. Atamızla gurur duydum. Bizde neden böyle bir merkez olmadığını düşünerek üzüldüm.
Akademi yetkilileri; Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçek bir dünya lideri olduğuna inanmışlar ve O'nun düşüncelerinin kendilerine yol göstereceğini değerlendirerek öğrencilerine Atatürk'ü tanıtma ve sevdirmenin yolu olarak böyle bir uygulama getirdiklerini övünerek bildirdiler. Sanırım geçen zaman içinde bu kütüphane daha da zenginleşmiştir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
9 Şubat 2005 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale