16 Aralık 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






DOĞAL DEPREM DEĞİL, BEŞERİ İHMAL ÖLDÜRÜR
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

 1 Kasım 2011 Salı 

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına hazırlanan Türkiye Van’da meydana gelen deprem ile sarsıldı. Türk insanının daha önce görmeye alışık olduğu manzaralar yeniden yaşandı.

Depremde ölenlerin yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Yaralı vatandaşlarımıza Allahtan acil şifalar diliyorum. İlk anlardaki önemli organizasyon hatalarına rağmen devletimiz bütün gücü ile Vanlıların yardımına koşmuştur. Türk milleti de yediden yetmişe depremden zarar görenlere yardım için büyük çaba harcamış ve bütün gücü ile yaraların sarılmasına katkıda bulunmaya çalışmıştır.

7.2 büyüklüğündeki deprem felaketinin bilançosu oldukça ağırdır. Resmi açıklamalara göre depremde 601 insanımız hayatını kaybederken 4152 insanımız yaralanmıştır. 1999 Gölcük depreminden sonra çok güzel organize olduklarını ispatlayan kurtarma ekiplerimizin olağanüstü gayretleri sayesinde 188 vatandaşımızın adeta mucize denilebilecek şekilde enkaz altından canlı olarak çıkartılmasını önemli bir başarı olarak değerlendirebiliriz.

Van Gölü ve çevresi volkanik bir arazidir. Süphan ve Nemrut Dağları’ın eteklerinde sönmüş lâvların oluşturduğu hafif süngere benzer kaya yığınlarını sıkça görürsünüz. Altı yıla yakın görev yaptığım bu bölgenin tamamı deprem bölgesidir. Hayvancılıkla geçinen köylerde evlerin tarihi yapı malzemesi kerpiçtir. İnsanlar hayvanları için yaptıkları damlarla bütünleşen kerpiçten yapılmış toprak rengindeki evlerinin yanında hayvan yemi olarak için yazdan biriktirdikleri saman yığınları ile yanyana duran hayvanlarının dışkılarından elde ettikleri ısınma malzemesi tezek öbekleri ile birlikte yaşarlardı. Tezek Ev + Dam+Ot Yığını+Tezek Öbeği bölge sakinlerinin genel görünümünü yansıtmaktadır.

Devletimiz zenginleştikçe ve iskan imkanlarımız genişledikçe Van Gölü ve çevresinin bu genel görünümü de değişmeye başladı. Sosyal devlet meydana gelen her depremden sonra yıkılan köylerin şeklini değiştirdi. Kerpiç evlerin yerini sıra sıra dizilen rengarenk boyalı prefabrik evler almaya başladı. Son yıllarda bölgeye gidenler yemyeşil ormanların kenarına kurulmuş tek katlı prefabrik deprem evlerine bakarak buranın her an patlamaya hazır bir deprem bölgesi olduğunu kolaylıkla anlarlar.

Van, Bingöl, Muş, Varto, Muradiye, Çaldıran gibi yerleşim merkezleri her depremden sonra yeniden inşa edildi. Ölenlerin dışında milletimizin muhteşem dayanışması ve devletin olağanüstü çabası ile yerleşim birimlerimiz adeta sıfırdan kuruldu. İlk anlarda yapılan yeni binalar (Lojmanlar dahil) tek katlı idi. İklim kışın çok soğuk, yazın ise çok kurak ve sıcak olduğundan ayrıca hayvan barınağı bulunmadığından devamlı şikayet edilen bu tek katlı inşaat geleneği uzun süre devam etti.

Sonra ne oldu ise, deprem gerçeği hep unutuldu. Kontrolsüz ve denetimsiz binalar yeniden yükselmeye başladı. Nitekim en son Van depreminde de görüldü ki yıkılan binalar yine çok katlı olanlardı. Yıkılan çok katlı binalar arasında önceliği müteahhitlerin daima çalıp çırptığı, eksik malzeme kullandığı aşikar olan devlet binaları çekiyordu. Tek katlı binalar ise yapıldıkları gibi aynen duruyorlardı.

İnanıyorum ki, devletimiz ve yardımsever milletimiz yaklaşan kış mevsimine rağmen depremden zarar gören vatandaşlarımızın yaralarını kısa sürede saracaktır. Buna hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yine inanıyorum ki, bir dahaki depreme kadar şehirlerimiz ve köylerimiz eski modern görünümünü alacaktır ama depremlerde asıl yıkıcı etken olan inşaat denetim noksanlığı ile ilgili temel yanlışlıklar aynen devam edecektir.

Depremlerde yanlış ve eksik olan husus, deprem olduktan sonra meydana gelen yıkımların ortadan kaldırılması ile yaraların sarılmasında karşılaşılan aksaklıklar değildir. Yanlış olan; Van depreminden çok daha büyük şiddette olan depreme maruz kalan ülkelerde tek can kaybı olmazken ve binalar un gibi dağılmazken, neden halâ bizim ülkemizde meydana gelen yıkımlardan ders alınarak önceden tedbir alınmadığıdır.

İşte sorun buradadır. Çözülmesi gereken husus, deprem sonrasında meydana gelen yaraların sarılması değil, böyle yaraların meydana gelmesini önleyecek denetim tedbirlerinin deprem olmadan çok önce alınmasıdır.

Çünkü depremler Anadolu toprakların bilinen gerçeğidir ve bu tabiat olayı daima devam edecektir. Buna rağmen ortalama her 30 yılda bir gelen depremlerle milli servetlerimiz içinde yaşayanlarla birlikte göz göre göre heba olmaktadır. İnsanlarımız bu zamansız gelen düşmana karşı bilinçli bir şekilde hazırlanmak zorundadır. Bu konu hükümetlerin temel görevleri arasındadır.

Geride büyük medeniyet eserleri bırakarak günümüze ulaşan Anadolu insanları genellikle toprak ve yığma taştan yapılan tek katlı depreme dayanıklı evlerde oturarak bu afetten kendilerini korumuşlardır. Bu yapı sistemi içinde kendi canlarını güvence altına alırken, çok katlı ve görkemli sanat yapılarını ve kültür varlıklarını zamanının en gelişmiş teknik imkanlarını kullanarak en büyük depremlerde dahi ayakta kalacak ve nesilden nesile aktarılmasını sağlayacak şekilde inşa etmişlerdir. Bunların örneklerini tapınak, kilise, cami, medrese, köprü v.s. olarak görmek mümkündür.

13 Mart 1992 Erzincan depremini eşim ve çocuklarımla birlikte yaşadık. Allah hiç kimseyi böyle afetlerle sınamasın . İnsanoğlunun kendi yarattığı ev ve işyerlerinde ne hale geldiğini ve bu büyük afet karşısında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu yaşayarak test ettim.

İlk günden itibaren Deprem Harekat Merkezi’nin başında görev aldığımdan depremin ilk şokunu atlatınca; depremin kesinlikle öldürmediğini, kuralına uygun inşa edilen binaların asla yıkılmadığını, yıkımın tamamen insanların şartlarını bile bile inşa ettikleri depreme dayanmayacağı aşikar olan binaların yıkılması ile öldükleri gerçeğini gördüm.

1939 depreminden sonra Japonya’nın teknik katkıları ile fay hattının tam üzerine inşa edilen tek katlı evlerden bir tuğla bile sökülmemişken, okullar, hastaneler, lojmanlar v.s gibi yeni nesil devlet binalarının çoğu ya yıkılmıştı ya da çok büyük hasar görmüştü.

Deprem sonrası yaraların sarılması çalışmalarında meydana gelen aksaklıkları belki tedbir alınır da bir daha ayni hatalar yapılmaz diye ilgili makamlara rapor halinde gönderdik. Yaşanmış tecrübelerin dikkate alınmadığını, bizim raporumuzun da daha öncekiler gibi sümen altında bekletildiğini 7 yıl sonra Adapazarı-Gölcük ve daha sonraki Düzce depremlerinde gördük.

Her il ve ilçede Afet İşleri Koordinasyon Planları mevcuttur. Bu planlarda kimin nerede ne yapacağı en ince detayına kadar yazılmıştır. Bu planlara göre; deprem sonrasında bölgedeki resmi makamların her bireyinden deprem yıkımının kaldırılması için görev bekleniyor. Oysa bunun çok yanlış olduğunu olayı birebir yaşayarak öğrendik. Bölgede yaşayan insanların tamamı deprem şokuna maruz kaldığından ve halkın karşılaştığı yıkımlara ve can kaybına bu yetkililer de aynen uğradığından Afet Planında görevleri var diye o bölgenin mülki, askeri ve yerel yöneticilerinden hiçbir görev beklemek mümkün değildir.Çünkü onlarda deprem şokuna girmiştir. Ve onlarda artık yardıma muhtaç birer depremsededir..

Çözüm olarak; En geç 3 saat içinde bölgenin yönetimi depreme maruz kalmayan civar il ve ilçeler yöneticilerine devredilmelidir. Deprem bölgelerimiz ve muhtemel deprem periyotları da kabaca belli olduğundan nerede deprem olursa kimlerin nerelere gideceği önceden detaylı planlanmalıdır” Diyorduk. Ama bunun olmadığını Van depreminde de gördük.

Büyük can ve mal kaybına sebep olan 1999 Depreminden sonra görünüşte bazı tedbirler alındı. Fakat bu tedbirlerin daha çok depremden sonra yaraların sarılmasına yönelik olduğunu Van depreminde de şahit olduk.

Şunu unutmamak gerekiyor. Deprem asla yıkmaz ve öldürmez. Ama insanların teknolojinin gereklerine aykırı olarak yaptıkları inşaatlar yıkar. Ve yıkacaktır da. Bu yıkım asla Allah’ın çizdiği kader değildir ve bizzat insanların insanlara karşı yaptığı savaştır. Bu savaşın mutlaka önlenmesi ve insanlarımızın bu yıkımdan kurtarılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; Van depremindeki yıkıntılar kısa sürede tamamen kaldırılacak ve her şey eski şekline dönecektir. Bir bakıma deprem kamufle edilecektir. Bir dahaki depreme kadar herşey unutulacak ama deprem denizi üzerinde bulunan bir ada misali duran ülkemizde depremler hiç eksik olmayacaktır.

Ben artık Başbakan Erdoğan’ın “Depremde yıkılma tehdidi olan binaları devletin mutlaka yıkacağını ve bunların yerine kısa sürede sağlam binalar yapacakları konusunda çok cidddi oldukları” açıklamasına inanmak istiyorum.

Türk insanının yıkıntılar altında can vermesinin kaderi olmadığına inanmak istiyorum.

Milli karakterimiz haline gelen kadercilik anlayışımızda artık değişiklik yapmanız gerektiğini haykırıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Kasım 2011 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale