20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Denizlerimiz - Türk deniz alaka ve menfaatleri
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Ekim 2000 Cumartesi 

Barbaros'un Torunlarına Denizlerini kullanmada gösterdiği beceriksizlik hiç yakışmıyor. Türkiye'nin yoğun ve karmaşık gündemi içinde gözlerden kaçan ama çok önemli olarak değerlendirdiğim bir konuyu gündeme getirerek sayın yetkililere vatandaş olarak uyarı görevimi yapmak istiyorum .

Gazete başlıklarının çok alt sıralarında yer alan iki küçük haber var. Bunlardan birincisi; Sakarya Nehrine dökülen fabrika artıklarının bu nehirdeki balık neslini kuruttuğu ile ilgili küçük bir resimaltı bilgisi. Diğeri ise; Türkiye Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) ile Türkiye Tabiatı Koruma Derneği'nin birlikte Tarım Bakanlığımız aleyhine dava açtıkları dava ile ilgili. SAD yetkilileri isteklerini özetle şu şekilde ifade ediyorlar.
 
"Bu dava çırpınan deniz ve küçük balıkçılar adına açılmış bir davadır. Orman yangınları ne demekse deniz çayırlarının hasar görmeside ayni şeydir. Denizlerimiz hiç durmadan cayır cayır yanıyor, alevini gören yok. Marmara'da yılın 12 ayı trol ile avlanmak yasaktır, oysa gidin Heybeliada arkasında yatan sıara sıra trol teknelerini görün. Yasaklara uyulmuyor, zaten uyulsada yasal düzenlemeler denizlerimizi korumak için yeterli değil. Açtığımız dava, denizin ve balıkçılarımızın belki de son şansı. TÜL, TRATA ve IĞRIP ile avlanmanın tamamen kaldırılmasını talep ettik. Denizi kurtaracak acil önlemler ile yasal düzenlemeler önerilerimizi sıraladık. Şimdi Danıştayda bulunan davanın sonuçlarını bekliyoruz."

SAD'ın bu çabaları üç tarafımızı çeviren denizlerimizin ve zengin su kaynaklarımızın sorunlarının sadece bir boyutunu gündeme taşıyor. Oysa sorunlarımız çok daha büyük ve kapsamlı.
 Denizler; içinde barındırdığı bol ve çeşitli mahsülleri, denizaltı karasında bulunan çok zengin doğal kaynakları ve ulaştırma sektörüne tonaj kapasitelerinin büyüklüğü bakımından sağladığı geniş imkanlar dolayısıyla, çağlar boyu insanlığın en önemli kazanç kaynaklarından biri olma vasfını sürdürmüştür. Bugün geçimini sadece denizden sağlayarak refaha ulaşmış pek çok ülke mevcuttur.

Bu ülkeler arasında TÜRKİYE nerededir? Üç tarafı sıcak (donmayan) denizlerle çevrili bir büyük yarımada olan ülkemizde deniz alaka ve menfaatlerimizin yeterince anlaşılmadığı ve denizlerin nasıl kullanılması gerektiği hususunda hemen hemen hiçbir ciddi yaklaşım içinde bulunulmadığı görülmektedir.

Daha dün denecek kadar kısa bir süre önce evinin et ihtiyacını son derece ucuz ve kolay elde ettiği balık ile karşılayan insanımızın bu doğal hakkı bugün elinden alınmıştır. Cins ve miktarları yapılan yanlış uygulamalarla her geçen gün azalan deniz mahsüllerimiz birkaç büyük balıkçı lokantasının vitrinlerini süslemekte ve yine zengin mutfaklarının yiyeceği olmaktadır.
 
 - Bin yıldır Türk halkını besleyen denizlerimizin ebadı ve yeri değişmediğine göre; ne olduda 15-20 yıl gibi kısa bir sürede bu duruma gelindi. Yoksa biz farkında olmadan başkalarımı gelip balıklarımızı götürüyor ? Balıklarımızın üremesini engelleyecek tarzda avlanmaya daha nekadar göz yumulacaktır.?

 - Kıyılarımızda mantar gibi biten plansız, proğramsız ve altyapısız yazlıkların kirli artıklarına, gelişmelerini gururla izlediğimiz sanayi tesislerimizin kontrolsuz ve denetimsiz atıklarına kim ve ne zaman dur diyecektir. ?

 - Nüfusumuz bugün 65 milyondur. Ülkemiz planlı kullanıldığı takdirde 300 milyon insanı besleyecek verimlilik ve yeterlilikte toprakaltı ve topraküstü doğal zenginliğe sahiptir. Bugünkü nüfusumuzun meydana getirdiği kirlilik ile denizlerimiz ve akarsularımızın içine düşürüldüğü durumun, nüfus arttıkça ulaşacağı boyutları düşünmek dahi insanın uykularını kaçırmaya yetmektedir.

 - Sadece deniz ticareti ve denizci yetiştirip, ( yani tayfa ) bunları çok ihtiyacı olduğu bilinen uluslararası deniz ticaret filoları emrine vererek hem işsizliği önleyip ve hemde zengin olan ülkeler safında yer almamızı engelleyen nedir. ? Neyimiz eksiktir. ?

 - Deniz ticaret yollarının kesiştiği ve mutlak geçilmesi gereken TÜRK BOĞAZLARI gibi büyük bir imkanı elinde bulunduran Türkiye bu imkanı kullanmamakta neden israrla direnmektedir. ? Boğaz köprüleri; darphane gibi para basarken, iki denizi birleştiren ve her 8 dakikada bir büyük bir ticari yük gemisinin geçmek zorunda olduğu boğazlarımız ticari alanda neden atıl tutulmakta ve dünyadaki benzer su geçiş yollarından örnek dahi alınmamaktadır.

 - Mevcut bütük potansiyelimize rağmen; deniz ticaret fillolarımız ve deniz yolcu taşımacılığımız neden hemen hemen yok gibidir.?

 - Neden büyük limanlarımız arasında haftada bir gün istanbul - İzmir arasında giden bir feribot dışında gemimiz çalışmıyor.?

 - Neden Türkiye'de yolcu gemisi çalıştıran tek bir özel şirket kuruluşu yoktur.? Müteşebbis işadamlarımızın dünyada adeta altın yumurtlayan tavuk olarak görülen bu sektöre israrla girmemelerinin sebebini sormak hiç bir yetkili ve etkili büyüğümüzün aklına dahi gelmiyor.

Bu soruların cevabını Türkiye'de verebilecek tek bir makamın bulunduğunu sanmıyorum. Çünkü denizlerimiz ve su yollarımızdan adeta yararlanmamamızı istercesine pek çok kuruluşumuz sorumlu tutulmuştur. Yetkililer ilgi sahaları birbirinin içine girdiğinden, hep ara hatta ve çekimser kaldıklarından sorunlar biteceğine artarak devam etmektedir. Meydana gelen yetki boşluklarından yararlanılarak ortaya kontrolsuz ve denetimsiz bir düzen meydana çıkmış ve bugünkü duruma gelinmiştir.
 
Şurası bir gerçek ki; üç tarafı denizlerle çevrili olup her alanda denizciliğe elverişli şartları bulunan Türkiye'de DENİZ ALAKA VE MENFAATLERİ henüz yeterince belirlenmemiştir.Veya belirlense dahi kağıt üzerinde kalmış, uygulamaya geçirilememiştir. Denizlerimiz ve göllerimiz bu su kaynaklarını besleyen akarsularımızdan nasıl yararlanacağımız hususuda bilimsel olarak saptanmamıştır. Sonuç olarak bu günkü düzen içinde ,bu işi saptayacak müracaat noktasını bulmakta pek mümkün görülmemektedir.

Oysa Türkiye denizcilik konularına ağırlık verdiği takdirde; sadece denizlerimizin her alanda sağlayacağı imkanlarla bütün ülke beslenip refaha ulaşılabileceği gibi, bugün sosyal hayatımızı felç eden işsizlik sorununa da kesin birçözüm bulunmış olacaktır.

Barbaros Hayreddin'leri yetiştiren ecdadımız gibi; okullarımızda eğitilecek deniz adamları ile uluslararası deniz ticaret filolarının dövizleri ülkemize akıtılabilir. Filipinli, Endonezyalı gibi uzakdoğulu tayfaların yerini becerikli ve yetenekli Türk tayfalar doldurabilir.

 O halde ne yapılmalıdır?

 - TEK BİR YÖNETİM ALTINDA GAYRETLER BİRLEŞTİRİLMELİDİR.

 - İLKELER SAPTANMALI, KESİN KURALLAR KONULMALIDIR.

 - SIKI BİR DENETİM SİSTEMİ OLUŞTURULMALIDIR.

 - ÜLKEMİZİN " DENİZ ALAKA VE MENFAATLERİ " KONUSUNDA TÜRK KAMUOYU HER TÜRLÜ VASITA İLE AYDINLATILMALI VE GEREKİRSE ÖZEL OLARAK EĞİTİLMELİDİR.

Etkili ve yetkili kişilerin bu çağrımızı duymalarını diliyorum. Bu yetkili ve etkili büyüklerimizin konuya sıcak bakmaları ve hayata geçirmeleri durumunda Türkiye'nin kendisinden beklenen ekonomik atılılmı çok kısa süre içinde gerçekleştireceğine inanıyorum. Yeterki önünü ve ufkunu görebilen yöneticilere sahip olalım.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Ekim 2000 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale